Ahh Benim Memleketim Suat Öztürk - 14 Nisan 2007 07:05 am

Tandoğan’da Bir Yürüyüş..

SARIKIZ: Eski Kuvvet Komutanı Özden Örnek’in günlüklerinde geçen,  planlanan darbenin kod adı.

Popularity: 21% [?]

“Tandoğan’da Bir Yürüyüş..” icin yapilan 31 yorum var.

  1. 14 Nisan 2007 - 07:10 1.Suat Öztürk

    İlginç şeyler oluyor. Tuncay Özkan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın önceki gün yaptığı açıklamaları beğenmemiş ve yeni ordu kurmaktan bahsetmiş.

    http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=527497

    **

    Polis Nokta dergisini basmış. Hayret neden bu kadar geç kaldılar bilmem.

    http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=527495

    **

    Tüm bunların kökeni nedir? Gelinen noktayı yani 100 yılı özetleyen iki yazı. Engin Ardıç’tan. “Mutlaka okunmalı” derim:

    http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=73936,10,2
    http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=74129,10,2

  2. 14 Nisan 2007 - 13:20 2.çuvaldız

    “Ayışığı”,Memecan bu kod adlı darbeyi atlamış o “Sarıkızı”mehtaplı bir gecede yürütmeliydi.

    Bugünkü mitingde bu ordunun adı bile açıklandı”Kemalist Ordu”.

    Cumhuriyete sahip çıkma yada farkındayız mitingi.
    İyi;
    Ordunun darbe darbe diye davet edildiği ama bu davete cevaben “siyasette yokum siz sivil alanda anayasa çerçevesinde uygun şekilde davranın”açıklaması üzerine silahların yada karmaşanın olmadığı sadece sloganların atıldığı bir mitingin bu ülkede olabiliyor olması iyi,

    İktidarın karşı faaliyetleri medyada yada farklı alanlarda her türlü baskı ile engelleme çabasında olduğu iddialarının yersiz olduğunun ispatı yani demokrasinin normalleşebilmesi açısından iyi,

    T.C vatandaşının yeri geldiğinde kendinden medet umanlara el uzatacak kadar duyarsız olmadığı çoğunun, barbar,yıkıcı değil aksine bir araya gelme hassasiyetine sahip olacak kadar bilinç sahibi olduğunun göstergesi olması açısından iyi,

    Sahip çıkılması için merkeze konulan cumhuriyetin bazı zihinlerdeki anlamını okumak açısından bu miting bir çeşit alt yazı;

    Cumhuriyet,üzerinde yazılı olduğu pirinç levhanın monte edildiği bir koltuğun adıdır !

    Cumhuriyeti sadece bu koltuğun bulunduğu mekan temsil eder!

    Bu makamı temsil edecek kişinin vasıfları Anayasa’da belirtilmiş olsa bile seçilenden çok seçen önemlidir!Seçenin,seçilmesine karar veren bir üst seçici vardır bu halk değildir zira bir seçimde % 10 ‘luk oy oranı ile hükümet kuran ve 5 sene iktidarda kalmasına ses çıkarılmayan bir meclis azınlığı temsil eder diyenler ”üst seçicilerdir”.

    Seçimlerde meclis dışı kalan bu “Üst seçiciler” yani çoğunluğu temsil edenlerin anayasası T.C anayasasından farklıdır ve sadece kendileri bilirler.Bu anayasa duruma ve şartlara göre değişiklik gösterir zira yazılı değildir !

    Kötü;
    Cumhuriyet soyut bir kavram değil somut bir koltuktur,bu ülkenin vatandaşının canı ve üzerinde yaşadığı toprak bu koltuktan önemli değildir!!!

    Neden?

    Bu ülkenin anaları onca şehit vermiş fakat kaybedilen bu canların bir tanesi için bile bugün bu koltuğa sahip çıkma farkındalığında olan hiç kimse, bu vatana ve bu canlara sahip çıkıyoruz mitingi düzenlememiştir.

    Büyükelçileri,gazetecileri tek tek öldürülürken kimsenin aklına bir miting düzenlemek gelmemişti!

    Devletin ordusuyla beraber çalışıp yok etmeye çalıştığı gerçek düşman kabul edilecek saldırılar sessizlikle sadece köşe yazısı tepkileri olarak kağıt parçalarının üzerinde kalmışken şimdi ama öyle ama böyle anayasaya uygun seçilmiş bir meclisin C.B adayını potansiyel cumhuriyet düşmanı ilan etmek için düzenlenen propaganda çalışmaları insanı şaşırtıyor.

    Sözde değil özde Atatürkçü olmak ne demek?Bir kişinin geçmişinin geleceği için referans teşkil ettiğini iddia edenler son 4,5 seneyi nasıl değerlendiriyorlar ve hatta geçmişi geçelim bugün bu mitingi düzenleme imkanını kime yada neye bağlıyorlar?

    Bu mitinge katılan insanların samimiyetlerinden şüphem yok ama düzenleyenlerin riyakar olduğuna inanıyorum ve pes diyorum.

    Bu sözüm ona Cumhuriyete sahip çıkma mitingi değil bu açıkça bir milleti kutuplaştırma, ayrıştırma mitingi.

  3. 14 Nisan 2007 - 14:40 3.Talha Can

    Suat Bey,
    Şunu mreak ediyorum, acaba arkadan gelenler önde gidenlerin ne olduğunu biliyor da körü körüne zihinlerini, düşüncelerini mi satıyorlar yoksa harbiden kara cahiller mi?

  4. 14 Nisan 2007 - 17:11 4.Suat Öztürk

    Talhacığım,

    Bunların bir çoğu düşüncelerinde samimi. Maalesef neyin ne olduğunun ayırdında değiller..

  5. 15 Nisan 2007 - 09:32 5.Bulent Murtezaoglu

    Bunu jazzetta da sezdim, burada da goruyorum simdi. Gayet iyi niyetli insanlar fikir ve/veya hayat tarzi acisindan ‘oteki’ gordukleri hakkinda inanilmaz derecede asagilayici inanclara sahipler. Kusura bakmazsaniz alintilayayim:

    Şunu mreak ediyorum, acaba arkadan gelenler önde gidenlerin ne olduğunu biliyor da körü körüne zihinlerini, düşüncelerini mi satıyorlar yoksa harbiden kara cahiller mi?

    Simdi, ne deniyor burada? Iki ihtimal oldugu soyleniyor: ya zihin ve dusunce satilmis ya insanlar kara cahil. Bunun tersi durumunda, yani yakin veya uzak gecmisi, fikriyati, hatta ahlaki supheli insanlar bu baska kanattan taraftar bulunca ise denen (ki bu bana dendi bir iki kere) ‘parmaga degil gosterdigi yere bakilsin.’ Diger kanat da farki degil elbette, cunku aslinda ayni millet, ayni torna, ve benzer tepkiler var.

    Taha bey haksiz degil cehalet ihtimali konusunda, elbette — ben dahil — cogumuzda var bu. Birakin konulara fikir yapisi acisindan hakim olmayi, haber alamiyoruz dogru durust, ve bu alamadigimiz haberelrin uzerine fikir bina eden kose yazarlarinin cogu bence DIIT. Sadece miting duzenleyen filan insanlar degil, basin bizi manipule edilecek essek yerine koyuyor. Bu problem Turkiye ile kisitli degil benim dar tecrubemden gorebildigim kadariyla, ama Turkiye’de Allah vergisi zeka ve milletin buyuk cogunluguna gore birikim acisindan cok sansli konumda olanlar karsilarinda lideri/basini/orgutcusu dahil ahlak ve davranis acisindan son derece supheli bir kalabalik oldugunu dusunmek yerine cogunlukla taraf olmayi hatta ‘oteki’ni kendisine soylendigi sekilde gormeyi tercih edebiliyor. Ben reklami yapilan tehlikeden ziyade bu noktada gordugum tehlikeden tedirginim.

    Neyse, simdi bu ‘zihni satilmis’ nitelemesi kac kisi icin gecerli olabilir diye dusundugumuzde ise karsimiza basin problemi cikiyor. Dogru rakami bilmek mukmun degil, simdi bir iki baktim, Zaman rakam vermemis gorebildigim kadariyla, Dogan gazateleri 370bin diyor, NY Times BBC filan 300bin yazmislar, Yeni Safak 50bin demis. Cumhuriyet ise bir milyon demis. Buyuk ihtimalle daha dusuk tirajli gazetelerde ‘bu miting fiyaso oldu, yapamadilar’ ve ‘milyonlar yurudu’ yazanlar da vardir. Ne harika degil mi? Cok seslilik bu olsa gerek, bir suru kic bize dogru cevrilmis ve ses cikartiyor.

  6. 15 Nisan 2007 - 09:35 6.simeranya

    Dün yürüyenlerin neyi arzu ettiklerinden haberi olmadıkları açıktı. Demokrasi adına yola çıkıp demokratik olmayan isteklerde bulunmuşlardır.

    Bu kara cahilikten başka birşey olamaz…

    Eee! sarıkızın arkasında yürümek için başka ne olanabilir…

  7. 15 Nisan 2007 - 10:11 7.Suat Öztürk

    Bülent Bey,

    Öncelikle mitingin -Tuncay Özkan hariç- bir provakasyona alet edilmeden bitmesine sevindiğimi söyleyeyim.

    Bu tür demokratik tepkilere kesinlikle karşı değilim. Buna nasıl karşı olurum ki..

    Benim anlamadığım dün yürüyen insanlar ne istiyorlar? Bunu söyleyebilecek olan var mı?

    Evet, hepimiz biliyoruz Erdoğan’ın ya da benzer düşüncelere sahip başka bir AKP’linin Çankaya’ya çıkmalarını istemiyorlar. Peki sebep? Endişeler var. “Ne gibi endişeler?” diyoruz. Ne diyorlar? Birşey dedikleri yok, yapılan “Niyet okuma.”

    Bir kişinin demokratik tepki açısından C.Başkanlığına, olası adaylarından birisini yakıştırmaması, adaylığına karşı çıkması anlaşılabilir. Bunun için miting yapması siyasi irade üzerine baskı oluşturması elbetteki demokratik bir haktır.

    Biz bu mitingde bunu mu gördük? -Bence- kesinlikle hayır. Sivil toplum örgütü platformunun bilboardlardaki “meclisin kararı milletin kararıdır” afişlerinin bile yırtıldığını gördük.

    Demokratik açıdan tepki gösterilebilir. Fakat “olamaz “demek, “Çankaya’ya çıkamaz” demek, “Çankaya yollarını kapatırız” demek ne demek? Bu bence Anayasaya meydan okumaktır. Başbakan olan birisine C.Başkanlığını hukuken uygun görmüyor beyler. (Dikkat kişisel kanaat olarak değil, rejim sorunsalı olarak gördüklerinden) Var mı böyle birşey yahu?

    Şimdi buna tepki göstermek uçluk mu?

    Medyaya bakalım. Görüşleri arasında uçsuz bucaksız uçurumlar olan yazarlar bile “demokrat” kimliği altında aynı şeyleri savunuyor; yani Anayasaya göre TBMM’nin bu konuda tam yetkili olduğunu Erdoğan’da dahil adaylardan herhangi birisini seçebileceğini ve bunun meşru olacağını. Eminim ki birçoğu Erdoğan’ı günahı kadar sevmiyor.

    “Bu insanları birleştiren şey yürüyüşe katılanlarda var mı?” diye sorgulamak şaşırtıcı olmamalı.

    Peki size sorayım, size gerçekten güveniyorum, tahlil kabiliyetinize de. Benim göremediğim şeyleri görüyorsunuz. Ve kutup/benzer tepki vb. düşüncelerinizin çoğunluğuna da katılıyorum. Bülent Bey, bu insanlar ne istiyor? Yani yürüyerek, miting yaparak gerçekten TBMM üzerinde “içsel” baskı mı yapma amacındalar, yoksa “nasıl olacaksa olsun Tayyip ve türevlerinin C.Başkanı olması engellensin” şeklinde bir deklarasyon mu sunuyorlar?

    (Yanlış anlaşılmasın siz onları savunuyorsunuz demiyorum. Tahlil yeteneğinizi binaen soruyorum)

    ***

    Rakam konusunda ki şaklabanlık ne ilk ne de son. Refahın Çağlayan mitingleri -Filistin ile ilgili olanlar dahil- Doğan grubuna 50-60 bin olarak yansırken Y.Şafak ve Zaman’a 300 bin, Milli Gazeteye ise 1 milyon olarak yansıyor.

  8. 15 Nisan 2007 - 12:53 8.Bulent Murtezaoglu

    Suat bey bilmedigim cok da anlamadigim bir konu oldugu icin daginik oldu biraz kusura bakmayin.

    Benim anlamadığım dün yürüyen insanlar ne istiyorlar? Bunu söyleyebilecek olan var mı?

    Ben de anlamiyorum. Yani ‘ne istiyorlar’ anlamiyorum, ne istemedikleri de bence acik degil, neyse sayi o sayida kisinin RTE’nin cumhurbaskani olmasi kadar duz birsey icin kalkip yuruyeceklerine pek inanmiyorum ama bilemiyorum. TV’min olmayisi, haberleri netten okumam, cevremdeki insanlarin da ‘biz isimize bakariz’ havasinda olmasinin, pek devletle icli disli olmamalarinin zarari da bu: birsey anlamiyorum. Yani bir araba sikayetten sonra, ‘bilmiyorum’ diyeyim.

    Bu tür demokratik tepkilere kesinlikle karşı değilim. Buna nasıl karşı olurum ki..

    Ben de polis bunlari dagitsin demem tabii, ama sanki bu devirde daha degisik tepki yontemleri olmali diye dusunuyorum. Yani ’sokaga cikip yuruyecek kadar onem veriyorum’ mesajinin etkisi neyse, ona denk birseyler olmali. Ekonomix agac dikilsin demis mesela!

    Evet, hepimiz biliyoruz Erdoğan’ın ya da benzer düşüncelere sahip başka bir AKP’linin Çankaya’ya çıkmalarını istemiyorlar. Peki sebep? Endişeler var. “Ne gibi endişeler?” diyoruz. Ne diyorlar? Birşey dedikleri yok, yapılan “Niyet okuma.”

    Benim anladigim ve sol/sag/dindar/ateist neyse kim cikarsa ciksin paylastigim endise su: cok guclu ve otoriter yapida bir devletimiz var, haliyle dogrudan halki saga sola cekistirmesi mumkun oluyor. Zamaninda devlet eliyle yapilan sekularizasyon projesi gibi bu sefer de dindarlastirma projesi olur diye cekiniyor millet herhalde. Yapilan propaganda o yonde galiba. Birisi dogru durust anlatsa, hatta rakamlandirarak orneklendirerek anlatsa ben de anlasam diyorum. Bunu basindan bekleriz aslinda ama tarafgirligin dibini cikarttiklari icin iki uctan da gozunu kirpmadan yalan soyleyenleri okuyup dogrusu nedir arada midir filan diye kasinmak gerekiyor.

    Biz bu mitingde bunu mu gördük? -Bence- kesinlikle hayır. Sivil toplum örgütü platformunun bilboardlardaki “meclisin kararı milletin kararıdır” afişlerinin bile yırtıldığını gördük.

    Bunu okudum (TV aldiracaksiniz bana sonunda, o olacak). Bu cok yaygin bir sekilde mi yapilmis, yoksa uc bes kisi mi yapmis acaba?

    Benim korktugum, bu sloganlarin cumhurbaskani secimi filan disinda da insanlarin kafasina ‘her karari almaya muktedir meclis’ imajini sokmasi. Cumhurbaskanini elbette sececek, ama ticaretinden egitimine her sey icin karisilmasina ‘milletin karari, itaat et’ seklinde yaklasmak mumkun. Konuyu dagitiyorum ama ‘demokrasi’ fetisistliginin dogrudan ozgurluklerle ilgili kafa karistirici bir tarafi var: bu cumhurbaskanligi seciminde fazlaca cogunluk vurgusu yapilmasinin ‘yetki’nin kendisini sorgulamadan arkasinda duz kanuni mesruiyet veya cogunluk olup olmadigina bakmakla yetinen bir dusunce tarzini besleyeceginden de cekiniyorum.

    Demokratik açıdan tepki gösterilebilir. Fakat “olamaz “demek, “Çankaya’ya çıkamaz” demek, “Çankaya yollarını kapatırız” demek ne demek? Bu bence Anayasaya meydan okumaktır.

    70lerin sloganlarini bulsam da bir yerden onlara baksaniz. Benim bu sloganlardan haberim yoktu, o kadar insan yol kapatiriz filan diye mi bagirmis? Bu ‘anayasaya meydan okumak’ lafi, sagda solda ticaret/mulkiyet ifade veya giyim kusam hurriyeti filan icin yazdiklarimi dusunup hafifce urperdim, ulan yarin biri bana ‘xxxxxx dusmani, meydan okuyor’ dese basima ne bela gelir acaba dedim icimden. Oldukca cahil oldugum bir konuda kisaca birsey yazamiyorum ama aklima gelenleri yazayim, merak ediyorsaniz ‘kim Cankaya’ya cikiyor’ sorusunun oldukca tali oldugu bir yerden baktigimi belki anlatabilirim dedim.

    Medyaya bakalım. Görüşleri arasında uçsuz bucaksız uçurumlar olan yazarlar bile “demokrat” kimliği altında aynı şeyleri savunuyor; yani Anayasaya göre TBMM’nin bu konuda tam yetkili olduğunu Erdoğan’da dahil adaylardan herhangi birisini seçebileceğini ve bunun meşru olacağını.

    Ben demokratim diye dolasmiyorum, yani ille de etiketim olacaksa herhalde bu konularda ‘liberal’ daha uygun ama burada soz konusu olan kanuni mesruiyet ki onun mevcut oldugu asikar. Bunu konusmak bile abes. RTE’nin secilme ihtimali cok beter birseyse buna engel olmanin kanuni yolu da vardi: 2002 secimlerinden sonra RTE’nin siyasi haklarinin iadesini referenduma gotururlerdi (Ozal yapti bunu Demirel icin), bence dogru bir karar alarak istikrari bozmadilar ve meclise soktular RTE’yi (kotu piyango Jet Fadil’a cikti galiba orada, yani RTE’yi secenler ondan evvel Jet Fadil’i secmislerdi degil mi? Memlekete uzulmesek aslinda komedi gibi bir yakin tarihimiz var!).

    Ayni tedbirsizlik secim kanunlari icin de gecerli ve senelerdir birsey yapilmiyor bu konuda. Belli ki, buyuk sehir secimleri, kazanan partiye rant saglayip iktidara yurumesine yardim ettigi icin cok onemli. Istanbul’da kazayla (kime sorduysam ‘biz Dalan kazanacak nasil olsa deyip Ozal’a kizdigimiz icin Sozen’e attik’ demisti insanlar) SHP secildigi zaman da boyle oldu, RTE kazandigi zaman da. Hep ‘yahu sunlari iki turlu yapalim, en azindan %51′i bulsun kazanan’ denir, ve bu hic yapilmaz. Sonra bagirir insanlar. Eger mecliste temsil problemi varsa, ki var, simdiki durumda abuk subuk engeller aramak yerine onumuzdeki secimde daha degisik bir duzen olmasi icin meclisi zorlasak?

    “Bu insanları birleştiren şey yürüyüşe katılanlarda var mı?” diye sorgulamak şaşırtıcı olmamalı.

    Valla ben yuruyus filan yapan biri degilim, insanlar nasil bir ruh hali icine girerler bu durumlarda bilemiyorum. Kanuni mesruiyet vs. kitlelerin onem verdigi birsey degil bu memlekette, onu biliyorum. Devletle ilgili arzularimiz ‘kanun hakimiyeti’ merkezinde degil, o yuzden zaten yurumeseler de bunun boyle oldugunu biliyoruz galiba, degil mi?

    Peki size sorayım, size gerçekten güveniyorum, tahlil kabiliyetinize de.

    Eksik olmayin ama benim ne bilgim ne sahsi tecrubem bunlari duzgun tahlile yetmiyor malesef. Ortada olan tahlillerden memnun olmadigim icin ses cikartiyorum bazen, o kadar.

    Bülent Bey, bu insanlar ne istiyor? Yani yürüyerek, miting yaparak gerçekten TBMM üzerinde “içsel” baskı mı yapma amacındalar, yoksa “nasıl olacaksa olsun Tayyip ve türevlerinin C.Başkanı olması engellensin” şeklinde bir deklarasyon mu sunuyorlar?

    Miting filan elbette karar verenlerin uzerinde etki uyandirmak icin yapiliyor. Baska turlusu yani ortalik iyice karissin, normal insanlar asker nerede demeye baslasinlar filan gibi bir senaryo olsa boyle oynanmaz diye dusunuyorum. Memleket karistirilmak istense bunun bariz baska yollari da var (yahu devamli cenaze kalkiyor bu memlekette, karisiklik istense orada cikatilir, Allah’tan o tarafta ciddi bir karanlik caba yok henuz).

    Rakam konusunda ki şaklabanlık ne ilk ne de son. Refahın Çağlayan mitingleri -Filistin ile ilgili olanlar dahil- Doğan grubuna 50-60 bin olarak yansırken Y.Şafak ve Zaman’a 300 bin, Milli Gazeteye ise 1 milyon olarak yansıyor.

    Buna onem veriyor olsak bu isi yapamazlar bence. Belli ki bilerek ve isteyerek yalan haber basiyor bu insanlar, pekiyi buralarda kose sahibi olan yazarlar filan hic kendi gazetelerini okumaz mi? Beyler yalan yazmasak bu kadar filan demezler mi? Hangi gorus olursa olsun temiz ahlakli insanlar az da olsa vardir basinda herhalde, rahatsiz olmuyorlar mi kepazeligi huy edinmis bir sektorde calismaktan? Ben bunu hic anlamiyorum, elimizden gelse Fener/Galatasaray filan gazetesi cikartip mac sonuclarini da okuyucunun hosuna gidecek sekilde yazacagiz.

  9. 15 Nisan 2007 - 13:56 9.Bulent Murtezaoglu

    Basin dedik de aklima geldi. Tirajlara baktim 500,000′in uzerinde, yani digerlerinden kopmus dort tane gazete var, Zaman, Hurriyet, Posta ve Sabah. Sabah zaten simdi TMSF kontrolune girdi, Zaman’in muhalif olacak hali yok, geriye Hurriyet ve Posta kaliyor. Ikisi de Dogan’in, ve benim gorebildigim kadariyla bu cumhurbaskanligi secimi icin malum misyon sahibi yazarlar haric cok mutedil yaklisyor Dogan gurubu. Tabii kesinlikle alakasi yoktur ama sorayim: Petrol Ofisini’ne verilen ceza tahsil edildi mi biliyor musunuz?

  10. 15 Nisan 2007 - 13:57 10.Bulent Murtezaoglu

    Linki becerememisim, suradak baktim tirajlara:

    http://www.netgazete.com/ratingtiraj/tiraj.htm

  11. 15 Nisan 2007 - 14:33 11.Suat Öztürk

    Bülent Bey,

    Teşekkür ederim. Sizden çok farklı düşünmüyorum.

    Demokrasi fetişizminin varabileceği tehlikelerin de farkındayım. ve elbette bunu ekonomik tahakküm şeklindeki olası yansımalarının. Hatırlarsanız pekçok başlıkta demokrasinin de ehven-i şer olduğunu konuştuk.

    Benim kızdığım şey konunun dinamiklerinin farkında olmayanların evhamlarını dayandırdıkları anlamsız temeller. Jazzetta (*) da kızdığım buydu. Buradan şunu sezinliyorum. Sizin de dediğiniz gibi devlet otoritesinin şimdiye kadar ki tahakkümünün yapısının değişeceği korkusu ile buna karşı çıkıyorlar ve tahakküm erki bizim elimizde kalsın diyorlar. Bunu samimi olarak da söyleyenler var bunu ama birçoğu örtük bir kısmı da habersizce aynı şeyleri söylüyor/savunuyor.

    Demokrasi fetişizmine düşmeyeceğiz diye demokrasiyi de rafa kaldıracak halimiz olmadığına göre ehven-i şer olana güvenmek ve bu gibi siyasal sorunları, çözme imkanları bulmasını umarak demokratik teamüllere bırakmak gerekiyor.

    Ben bu seçimleri çok önemli buluyorum. Yakın tarih sürecine baktığımızda konu hep bu noktaya geldiğinde darbe/muhtıralarla halledildi. Şuan da şartlar olgunlaşmış durumda. Eğer bu eşiği kazasız belasız atlatırsak demokrasimiz adına çok büyük bir adım atılmış olacağız.

    Bildiğim kadarı Doğan grubu POAŞ cezası kesinleşti ama hala ödenmedi. Ben bununla direk alakalı olduğunu sanmıyorum, Doğan grubu, TUSİAD, TOBB vs Erdoğan’ın C.Başkanlığına çoktan yeşil ışık yakmış durumda. Bunun sanırım yerli/yabancı sermaye çevrelerinin Erdoğan/AKP tercihlerinin etkisi çok büyük.

    (*) İlgilenenler Jazzettadaki gergin tartışmaya buradan bakabilir:

    http://jazzetta.wordpress.com/2007/04/12/tabula-rasa-alaturka/#comments

  12. 15 Nisan 2007 - 15:25 12.Bulent Murtezaoglu

    Sizin de dediğiniz gibi devlet otoritesinin şimdiye kadar ki tahakkümünün yapısının değişeceği korkusu ile buna karşı çıkıyorlar ve tahakküm erki bizim elimizde kalsın diyorlar.

    Devletin icinde guc sahibi durumda olanlarin kaygisi budur herhalde ama soyle bir durum var: 1980′de baslayan surec icinde zaten onlar eriyor (Ozal 12 Eylul olmadan gelemezdi diye dusunuyorum). Kac kisiyse yuruyen onlara sirayet eden korkunun karakteri ise degisik bence. O insanlarin elinde guc oldugunu zannetmiyorum ben, onlar su anki guc onlari — en azindan hayat tarzi acisindan — rahat birakirken sonra gelen rahat birakmayacak diye dusunuyor olabilirler. Farkettiyseniz zaten obur tarafin da propagandasinin tamami degil ama bir parcasi simdi rahat olanlari fiilen insan eziyor ve devlet ranti yiyor diye gostermek. Bu pislikler yapilabildigi ve buna engel olamadigimiz icin insanlar birbirlerine kotu gozle bakiyorlar belki.

    Tabii bir de korkuncluk/igrenclik propagandasi var, iste kucuk kizlari zorluyorlar eziyet ediyorlar laflari, obur taraftan ayyas hedonist bilmemne laflari filan ama onlarin cok etkili oldugunu zannetmiyorum — bu da AKP’nin Erbakan zamanina gore mutedil olmasinin eseri herhalde. Cok arzu ederdim ki, bu mutedillesme ciddi bir halk tepkisi sonunda olsun, ama olabilecekse de buna musade edilmedi, asker eliyle yapildi.

    Ben bu seçimleri çok önemli buluyorum. Yakın tarih sürecine baktığımızda konu hep bu noktaya geldiğinde darbe/muhtıralarla halledildi. Şuan da şartlar olgunlaşmış durumda. Eğer bu eşiği kazasız belasız atlatırsak demokrasimiz adına çok büyük bir adım atılmış olacağız.

    Evet, belki. Ben o kadar onemli gormuyorum cunku boyle bir tecrubeyi yasadik anladigim kadariyla CHP-DP gecisinde. Bence asil onemli olan simdiki secilmisler secimle gonderilince olacak gelisme. Kriz mriz yahut baska bir bela cikmazsa bu secimde olmayacak tabii bu ama sonraki secimde AKP’nin iktidari kazasiz belasiz ve hircinlik yapmadan teslim ettigini gormeyi ben de isterim.

    Bildiğim kadarı Doğan grubu POAŞ cezası kesinleşti ama hala ödenmedi. Ben bununla direk alakalı olduğunu sanmıyorum, Doğan grubu, TUSİAD, TOBB vs Erdoğan’ın C.Başkanlığına çoktan yeşil ışık yakmış durumda. Bunun sanırım yerli/yabancı sermaye çevrelerinin Erdoğan/AKP tercihlerinin etkisi çok büyük.

    Ya bize soran yok tabii, biz sermayesiz, tesvik pesinde kosmayan ve devlette/devletle calismayan essekler olarak ancak hakaret ve asagilama isitiriz ikbal sahiplerinden, sesimiz cok cikarsa da — hani yanilip kedi kopek gibi cizen insanlara destek olursak — kanunla ustumuze gelip ugrastirirlar. Simdi en cok neye kizdim bu hukumette isle ilgili olarak diye dusundum de, ozellesen sirketin tekel konumunu suistimale devam etmesini seyretmeyi birakin bir de sozculugune soyunan bir bakanligimiz geldi aklima. Bayragi kapip sokaga ciksam istifa ettirebilir miyim veya ozur dilettirebilir miyim acaba?

  13. 15 Nisan 2007 - 15:37 13.murat koçak

    Uiportlal net’te ARIBEY rumuzlu üyenin söylediklerinden yola çıkarak;

    Haftaya R.T.Erdoğan’ın c.başkanı olmasını desteklemek için AKP ve ya bir sivil toplum kuruluşu miting yapmaya kalksa ve bu mitingde 2-3-5 milyon kişi toplasa tüm sorunlar biter mi?

  14. 15 Nisan 2007 - 20:52 14.Elif

    Haftaya R.T.Erdoğan’ın c.başkanı olmasını desteklemek için AKP ve ya bir sivil toplum kuruluşu miting yapmaya kalksa /Murat KOÇAK

    Mitingi bilmem ama bizim burda meydanlara astıkları afişleri görmenizi isterdim.
    destek destekk…ESnafdan

  15. 15 Nisan 2007 - 21:10 15.Bulent Murtezaoglu

    Gittim eksisozlugu okudum. Orada biri gazetlerin on sayfalarini yanyana koymus, yukarida konustugumuzla alakali ve komik tabii:

    http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=10757272

  16. 15 Nisan 2007 - 21:26 16.Suat Öztürk

    Yahu bu gazete(ci)leri anlamak mümkün değil. Miting sırasında feci kaza olmuştu bilindiği gibi. O saaatlerde -şimdi baktım bulamadım- haber 7 ye baktım bir başlık vardı, “yazıklar olsun, ölenler insan” şeklinde. Sebep TV lerin miting görüntülerini kesip kaza ile fazla ilgilenmemeleri idi.

    İşe bakın ki Akşam gazetesi de “TV’ler uyudu” diyor ve “mitingi önemsiz göstermeye çalıştılar” iddiasında bulunuyor. Daha da garibi bu manşeti atan Serdar Turgut günlerdir Erdoğan’ın C.Başkanlığına çıkmasının gereğini savunuyor, artık işlemez hale gelen birinci cumhuriyetin miadını doldurduğunu, ikinci cumhuriyet devrinin başlayacağını ve bunun da Türkiye’yi demokratikleşmede, AB sürecinde ve ekonomide uçuracağını söylüyor.

    Anlayan beri gelsin.

  17. 15 Nisan 2007 - 21:39 17.Bulent Murtezaoglu

    Valla Suat bey ben de hic anlamiyorum, gazeteyi de netten okudugum icin farketmiyorum tabii insanlarin elinde ne dolasiyor diye.

    Diger taraftan iste goruyorsunuz, sozlukcunun biri oturmus yapmis biz de bakiyoruz, o da iyi birsey. Benim aklima gelmezdi.

  18. 15 Nisan 2007 - 23:28 18.Tunç

    Atatürk’ün taktiği kriz çıkarmaktı

    RADIKAL - 26/03/2007 (Nese Düzel’den çarpici bir çalisma)

    Atatürk, cumhurbaşkanı seçilirken muhalefet etme olasılığı olan Karabekir, Orbay, Adıvar’ların Ankara’da olmadıkları bir günü seçiyor. Bunlar, orduda prestiji olan, siyaseti bilen sert adamlar
    İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, İnönü’yü cumhurbaşkanı seçtirmemek için iyice azıtıyor. İsmet Paşa son anda gelmekten vazgeçmese, Şükrü Kaya, onu İstanbul’a getirip vurduracaktı
    Asker Özal’dan önce dört Çankaya seçimine kâh Meclis’i basarak, kâh Ecevit dahil vekilleri tehdit ederek müdahale etti. Namlunun ucunda yapıldı seçimler. Son üç seçime ordu karışmadı

    NEDEN? Emre Aköz
    Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken tedirginlik artıyor. İnsanlar sürekli olarak yeni krizlerin, gerginliklerin ve toplumu sarsacak suikastların ortaya çıkmasından endişe ediyorlar. Siyasetçilerin içinde de toplumdaki bu endişe ve gerginlikleri körükleyecek konuşmalar, açıklamalar yapanlar bulunuyor. Peki cumhurbaşkanlığı seçimleri bu ülkede neden gerginlik yaratıyor? Cumhuriyet tarihi boyunca Çankaya seçimlerinde neler yaşandı? Bugün yaşadığımız gerginlik yeni bir olay mı? Yoksa Çankaya seçimi öncesindeki bu kriz, Cumhuriyet’in değişmeyen bir geleneği mi? Sabah gazetesinde, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin geçmişiyle ilgili çok ilgi çekici bir yazı dizisi hazırlayan yazar Emre Aköz’le Atatürk’ten bu yana cumhurbaşkanlığı seçimlerinin çok çarpıcı olan geçmişini konuştuk. 11′incisi yapılacak olan bu seçimlerin, Cumhuriyet’in başından beri hep çok sancılı ve olaylı geçtiğini, sürecin çok sert yaşandığını gördük.

    Siz cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir araştırma yaparak gazetenizde dizi olarak yayımladınız. Bu araştırmaya göre, Atatürk’ten bu yana yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ortak noktası ne?
    Cumhuriyet kurulduğundan beri sadece 10 kişi cumhurbaşkanı oldu. Şimdi 11′inciyi seçeceğiz. Bütün cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ortak noktası ise en hafif kelimeyle ‘kriz’dir. Bazı dönemlerde Çankaya savaşları öyle çığırından çıkar ki, Meclis’in askerler tarafından kuşatılmasına, adayın başına silah dayanmasına kadar varır iş. Yalnız şunu söylemek gerekir… Silahlı Kuvvetler, cumhurbaşkanlığı seçimini mutlaka çok önemsiyor ve kulisler mutlaka yapılıyordur ama… Son üç cumhurbaşkanlığı seçiminde,
    ordunun seçimlere müdahalesi geçmişteki gibi çok doğrudan olmadı.
    Peki… Atatürk’le başlayalım. Atatürk’ün cumhurbaşkanı seçilmesinde neler yaşandı? Zorlanıyor mu, sorun yaşıyor mu Atatürk cumhurbaşkanı olmakta?
    Biraz zorlanıyor. Ama bu, seçim sırasında yaşanan bir zorlanma değil. Çünkü cumhurbaşkanlığı hikâyesi bir sene öncesinden başlıyor. Çok büyük siyasetçidir Atatürk. Önce Meclis’e seçim kararı aldırıyor. Sonra seçime katılacak adayları tek tek kendisi belirliyor. Ardından Vatana İhanet Kanunu’nu öyle değiştiriyor ki, kendisine karşı bir siyasi oluşum artık imkânsız oluyor. Çünkü Halk Fırkası’nın fikirlerine aykırı siyaset yapmak hainlik addediliyor ve tek parti sistemi böylece getirilmiş oluyor. Mustafa Kemal cumhuriyeti ilan etme ve dolayısıyla cumhurbaşkanı seçilme tarihi olarak da 29 Ekim’i seçiyor. Kısacası, cumhurbaşkanı seçilirken kendisine muhalefet etme olasılığı bulunan Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Adnan Adıvar gibi isimlerin Ankara’da bulunmadıkları bir günü tercih ediyor. Çünkü o öyle bir dönem ki… Bunlar orduda prestijli olan, İttihatçı gelenekten gelen, savaşı ve siyaseti bilen, silahlı, sert adamlar.
    Atatürk niye önce Meclis’i değiştiriyor?
    Çünkü bir Meclis var ve ona müdahale edip duruyor. Mustafa Kemal birinin başbakan olmasını istiyor, Meclis ‘Hayır, biz onu istemeyiz’ diyor. Her konu, içişleri bakanının kim olacağı bile Meclis’te tartışılıp karara bağlanıyor. Mustafa Kemal’in bu meseleyi halletmesi gerekiyor. Güçler birliği ilkesiyle çalışan Meclis’i ekarte edip kendisi her şeye karar veren ‘tek adam’ olmak istiyor. Zaten bundan sonra da Mustafa Kemal’in çok sık uyguladığı bir taktik var. O da kriz çıkarmak. Nitekim hükümetle Meclis arasında bir kriz yaratıyor ve seçimlere gidiliyor. Çünkü Mustafa Kemal’in tek sorunu her şeye Meclis’in karar vermesi de değil. Ayrıca bu Meclis’te ‘ikinci grup’ diye bir muhalif grup var. Bunlar Mustafa Kemal’in diktatör olmasından çok korkuyorlar. Çünkü sonuçta bunlar Osmanlı. Bunlar, Osmanlı’nın her şeyi tartışan, yarı demokrasi tecrübesi sayılan Meclis-i Mebusanı’nı biliyorlar. Yeni kurulacak cumhuriyetin tek adam diktatörlüğü olmasını istemiyorlar ve milli hâkimiyet prensibini savunuyorlar.
    Atatürk’ten sonra bir başka ulusal kahraman olan İsmet Paşa Çankaya’ya çıktı. İnönü’nün seçiminde neler yaşandı?
    1937′de İnönü, Atatürk’le çatışıyor. O sırada Atatürk hasta. Halktan saklanıyor ama bütün yabancı elçiler merkezlerine ‘Mustafa Kemal hasta, ölecek’ diye bilgi notu geçiyor. İşte tam bu dönemde İnönü başbakanlıktan ayrılıyor. İngilizce öğrenmeye başlıyor ve siyasi tarih okuyor. Yani cumhurbaşkanlığına hazırlanıyor. Ama bazı gruplar, İnönü’yü kendileri için tehdit olarak görüyor. Bir kere, ‘mutat zevat’ denilen, sürekli Atatürk’ün sofrasında yer alan insanlar var. Bunların bir kısmı Atatürk’ün yardımcısı, vekilharcı, ahbabı, silah arkadaşı, bir kısmı da fedaisi. Mesela Köşk’te bir gürültü oluyor. Gürültü bittikten sonra sofradaki manzara şu. Bu insanların hepsi Atatürk’ün üstüne kapanmış ve silahlar çekilmiş. Bu grup İsmet Paşa’nın Atatürk’ten çok farklı olduğunu biliyor ve ‘Bu adam bizi ekarte eder’ diyor.
    Başka kimler İnönü’ye karşı?
    Bu grubun başını Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’la İçişleri Bakanı Şükrü Kaya çekiyor. Bunlar Meclis’in İnönü’yü seçeceğini biliyor ve İnönü’yü seçtirmemek için iyice azıtıyorlar. Öyle ki İnönü’yü İstanbul’a getirip birine vurduracaklar Atatürk’ün ölmesine çok az kalmış. 1938′in kasım ayının başları… İnönü, Ankara’dan İstanbul’a gelip Atatürk’ü son bir defa görmek istiyor. Şükrü Kaya, ‘Aman paşam ben sizi götüreyim’ diyor ve seyahati organize ediyor. İnönü tam trene binecek, Sağlık Bakanı Refik Saydam, ‘Paşam gitmeyin sizi öldürecekler. Beni ezip öyle gidebilirsiniz ancak’ diye
    İnönü’yü engelliyor. Unutmayın. Bunların hepsi belinde silah olan adamlar. İtiş kakış, bin bir numara, tezgâh, oyunlarla dolu müthiş bir süreç bu.
    Ordu desteklemeseydi İsmet Paşa Çankaya’ya çıkabilir miydi?
    İnönü gene seçilirdi. Ama Meclis İnönü’yü seçmeseydi, ordu darbe yapıp onu gene seçtirecekti. Çünkü İstanbul’da Birinci Ordu komutanı Fahrettin Altay ve bir grup subay, İnönü’nün cumhurbaşkanı olmasını istiyor. Bunlar Ankara’ya gelip, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a ‘Biz meclis falan tanımayız. İnönü seçilecek. Yoksa gereğini yaparız’ diyorlar. Bu tehdit üzerine Çakmak da ‘Evet ya, İsmet Paşa iyi olur’ diyor.
    Peki… İlk sivil cumhurbaşkanımız da Celal Bayar. Onun seçimi nasıl gerçekleşti?
    Celal Bayar çok rahat cumhurbaşkanı olmuş gibi gözüküyor dışarıdan bakıldığında ama, aslında o da silahların gölgesinde seçiliyor. Bazı subaylar, Bayar cumhurbaşkanı seçildikten sonra durumu kabul edemiyorlar ve hükümeti devirmek için darbe planlıyorlar. Çünkü Bayar, ezici çoğunlukla iktidara gelen Demokrat Parti’nin hem kurucusu ve hem de cumhurbaşkanı olmadan önceki başkanı. Yani cumhurbaşkanlığı, hükümet, başbakanlık tek bir partide toplanıyor. Ve, Ankara kaynıyor. Ordunun içinde de hükümetleri devirmeyi düşünen böyle subaylar, cuntalar 1940′lardan beri var zaten. Başbakan Adnan Menderes DP iktidarına karşı darbe yapılacağı istihbaratını alıyor, Bayar’a bildiriyor. Bayar, Menderes’le birlikte operasyon yapıp, darbe hazırlığındaki 15 general ve
    150 albayı bir anda emekli ediyor.
    Bayar’dan sonra 1960 darbesinin lideri Cemal Gürsel geldi Çankaya’ya. Onun Çankaya’ya çıkışında yaşanan maceralar neler?
    1960 darbesinden sonra anayasa hazırlandı ve seçimler yapıldı. Demokrat Parti’nin devamı olan Adalet Partisi (AP) de Meclis’e girdi. CHP, Cemal Gürsel’in cumhurbaşkanlığını destekliyordu ama, ya diğer partiler bir aday çıkarırsa ne olacaktı? Nitekim böyle bir aday Adalet Partisi’nin içinden kendiliğinden çıktı. Ordinaryüs profesör Ali Fuat Başgil aday oldu ve macera başladı. Milli Birlik Komitesi ‘Eyvah bu adamı durduralım. Ankara’ya gelmesin’ diye harekete geçti. Ama hoca, İstanbul’dan Ankara trenine bindi ve her durakta büyük bir tezahürat eşliğinde ancak rötarla Ankara’ya gelebildi. AP yönetimi değil ama ciddi bir partili grup hocayı destekliyordu. Milli Birlik Komitesi ise o sırada zor durumdaydı. Ordunun içinde ‘Silahlı Kuvvetler Birliği’ diye İstanbul ağırlıklı cunta kurulmuştu. Milli Birlik Komitesi’ne karşı olan bu cuntada tümgeneral ve subaylar vardı. AP ve Yeni Türkiye gibi partilerin toplamda CHP’den fazla oy almasına karşı çıkan bu subaylar, ‘Biz bunun için mi darbe yaptık. Demokrat Parti’nin devamı hâlâ Meclis’te. Seçimleri tanımıyoruz, partileri kapatacağız. Milli Birlik Komitesi’ni feshedeceğiz. Yönetimi biz
    ele alacağız’ diye bir bildiri hazırladılar.
    Ordu parçalandı, öyle mi?
    Evet. İnönü devreye girdi, pazarlıklar yapıldı ve şu karara varıldı: ‘Meclis açık kalacak ama Cemal Gürsel cumhurbaşkanı olacak.’ İşte böyle bir ortamda Prof. Başgil Ankara’ya geldiğinde, Milli Birlik Komitesi’nin iki generali Fahri Özyürek ile Sıtkı Ulay onu hemen Başbakanlığa çağırdılar, ‘Hocam aday olma, çekil’ dediler. Hoca da ‘Bu dediğiniz milli hâkimiyete aykırı. Ben, Anayasa’ya göre aday olabilirim’ dedi. Ve Başgil, 15 dakika sonra Başbakanlık’tan, gözleri fal taşı gibi açılmış, alt dudağı düşmüş, yüzünde dehşet ifadesiyle, kimyası bozulmuş bir halde çıktı. Nazik anlatıma göre, general Sıtkı Ulay, ağır gelen tabancasını belinden çıkarıp masanın üstüne koymuştu. Diğer anlatıma göre ise o silah kılıfından çıkmıştı ve ağza alınmayacak laflar eşliğinde Anayasa hukukçusu Başgil’in başına dayanmıştı. Başgil hemen oteldeki eşyasını topladı ve sabaha karşı senatörlükten de istifa ederek İstanbul’a döndü.
    27 Mayıs darbesinin lideri Cemal Gürsel’den sonra bir başka asker görüyoruz Çankaya’da. Genelkurmay başkanlığından o makama gelen Cevdet Sunay. Sunay’ı hangi koşullar cumhurbaşkanı yaptı?
    Artık o dönemde askerlerde, ‘Cumhurbaşkanı bizden olsun’ baskısı var. Gürsel hastalanıyor, yeni cumhurbaşkanı seçilecek. Ordu, ‘Genelkurmay başkanı cumhurbaşkanı olsun’ diye bastırıyor. O sırada cumhurbaşkanı seçilmek için parlamenter olmak gerekiyor. Bir senatör istifa ettiriliyor, Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay Cumhurbaşkanı’nın kontenjanından senatör yapılıyor. Tam burada iki siyasi uyarıyor. Biri, Millet Partisi’nin lideri Osman Bölükbaşı. Demokrasiye inanan sivil biri olarak Sunay’a karşı çıkıyor. Diğeri ise çok ilginç. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin asker kökenli lideri Alparslan Türkeş. Türkeş, ‘Sunay’ı seçmek yanlış. Çünkü ileride öbür genelkurmay başkanları da şimdi sıra cumhurbaşkanı olmakta diye düşünecekler’ diyor. Nitekim haklı oldukları ileriki yıllarda anlaşılıyor.
    Sunay’dan sonra bu kez ‘emekli’ bir askeri, Fahri Korutürk’ü görüyoruz Çankaya’da. Cumhurbaşkanlığının ‘muvazzaflardan’, emekli bir askere geçmesi demokratik bir gelişim miydi?
    Birazcık demokratikti, o kadar. Çünkü siyasetçilerde cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda tam bir serbestlik, rahatlık yoktu. Bu seçimlere de müdahale edildi. Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler, 1973′te seçim yaklaşırken cumhurbaşkanı olmak için kıpırdanmaya başladı. Ordudan bir grup açıkça TRT’ye Gürler’in propagandası için baskı yaptı. Radyoda Gürler için iki-üç saatte bir yayın yapıldı. Gürler Genelkurmay başkanlığından istifa etti ve Sunay onu kontenjan senatörü yaptı. CHP’den destek alan Gürler’in asıl desteği tabii Meclis dışındandı. Silahın desteğiydi bu. Askerler Meclis’i kuşattılar, parlamenterler üzerinde müthiş baskı kurdular. Onlardan imza bile topladılar. Ama Demirel bunun bir görüntü, şamata olduğunu, aslında ordunun tek vücut olmadığını anladı.
    Ordu cumhurbaşkanlığı konusunda bölünmüş mü?
    Evet, çok ciddi bölünmüş. Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, Gürler’i istemiyordu. Ayrıca 1971′de 12 Mart darbesini yapan Faik Türün gibi bazı komutanlar da Gürler’e karşıydı. Nitekim seçim günü geldiğinde, Meclis, Gürler’i isteyen kara birliklerince kuşatıldı. İçeriye siviller alınmadı. Meclis’in koridorları subaylarlarla doldu. Kimi nazikçe, kimi Ecevit dahil herkesi ‘Canınıza okuruz’ diye tehdit ederek, ‘Gürler’i seçeceksiniz’ baskısı yaptılar. Ama seçim başladığında Meclis’in localarındaki manzara ilginçti. Deniz ve kara kuvvetleri komutanları, generalleri oradaydı. Hava Kuvvetleri Komutanı Batur ve havacı generaller ise localarda değildi. Sonuçta Gürler cumhurbaşkanı olamadı. Hem orduda çalışmış, hem büyükelçilik yapmış Fahri Korutürk Çankaya’ya çıkarıldı.
    Sonra yeniden bir darbe oldu ve Çankaya’ya yeniden muvazzaf bir asker çıktı… Kenan Evren… Galiba, Çankaya’ya en rahat oturan da o oldu. Pek tartışma yaşanmadı hatırladığım kadarıyla?
    Evet. Ülkede anarşi, sağ-sol kavgaları var. O ortamda 1980′de 12 Eylül darbesi oluyor. Her üyesini Milli Güvenlik Konseyi’nin seçtiği 160 kişilik bir Kurucu Meclis atanıyor. O Meclis, bugünkü Anayasa’nın temelini oluşturan 1982 Anayasası’nı yapıyor. Konsey bunu onaylıyor ve bu Anayasa halkoyuna sunuluyor. Yalnız çok basit ama çok zekice hazırlanmış bir geçici madde numarası var bu Anayasa’da. Geçici maddede, ‘Anayasa’ya evet oyu çıktığı takdirde, devlet başkanı ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Kenan Evren de cumhurbaşkanlığına çıkacak’ deniyor. Böylece anayasaya evet demek, Evren’in cumhurbaşkanlığına da evet demek oluyor. Sonuç, yüzde 91.3 evet oyu çıkıyor. Mavi renkteki hayır oyları incecik zarflardan görülse de ve her sandığın başında asker dursa da, öyle ya da böyle Evren bir şekilde halkın oyuyla cumhurbaşkanı seçiliyor.
    Evren’den sonra cumhurbaşkanlığına, o güne kadarki en büyük Çankaya tartışmasına yol açan Turgut Özal geldi. Özal, ilk gerçek sivil cumhurbaşkanı oldu. Bir sivilin Çankaya’ya çıkmasını nasıl kabul ettirdi Özal?
    Özal’dan önceki dört Çankaya seçimine de asker kâh Meclis’i basarak, kâh silahla tehdit ederek doğrudan müdahale etti. 1960-82 arasında bütün seçimler namluların ucunda yapıldı.
    Özal’ınkine ise böyle somut bir müdahalede bulunulmadı. 31 Ekim 1989′da Özal sekizinci cumhurbaşkanı seçildi.
    Özal’ın cumhurbaşkanlığını engellemeye uğraşan Demirel, Özal’ın ardından Çankaya’ya kendisi aday olduğunda neler söyledi?
    Cumhurbaşkanlığı seçiminden hemen önce yerel seçimler yapıldı. ANAP üçüncü, SHP birinci, DYP ikinci parti çıktı. Demirel, ‘Özal yüzde 21.75 ile mi cumhurbaşkanı seçilecek. Oyların düşüyor, senin seçilmen vicdanen uygun değil’ diyerek, Özal’ın meşruiyetini zayıflatmaya, toplumsal muhalefeti harekete geçirmeye çalıştı. Oysa Demirel’in kendisi cumhurbaşkanı seçilirken, DYP’nin oy oranı ANAP’tan daha iyi değildi. Zaten Demirel’in cebinde daima bir Anayasa kitapçığı vardır. Bir şey oldu mu, ‘Bak kardeşim, bak kardeşim’ der. Özal cumhurbaşkanı seçilirken Anayasa’ya bakmıyordu ama kendisi seçilirken, ‘Dert etmeyin. Benim durumum
    Anayasa’ya uygun’ diyordu.
    Ahmet Necdet Sezer, parlamentoda partilerarası bir koalisyonla çıkarıldı. Bu desteği nasıl buldu?
    2000′de Ecevit başbakandı ve üniversite mezunu olmadığı için Ecevit cumhurbaşkanı olamazdı. Aslında Demirel’in cumhurbaşkanlığının uzatılması Ecevit’in ve Mesut Yılmaz’ın işine geliyordu ama parlamento Demirel’i istemedi. Sezer’in adı ortaya çıktı.
    Sizce Erdoğan Çankaya’ya çıkacak mı?
    Erdoğan, Çankaya’ya çıkmak istiyor mu? İstiyor. Çıkar mı? Son dakikaya kadar bilemeyiz. Ama inşallah çıkar. Çünkü 1950′de Bayar’ın, 89′da Özal’ın çıkması gibi onunki de askeri vesayet sisteminin biraz daha kırılması ve Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından bir tür milat olacak. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması, Türkiye açısından demokrasiyi ileriye götürecek bir aşamadır. İnşallah çıkar…

  19. 17 Nisan 2007 - 23:40 19.Bulent Murtezaoglu

    Tunc bey, birisi sorar diye bekliyorum ama soran cikmiyor. Bir alinti yapayim bari:

    Hem orduda çalışmış, hem büyükelçilik yapmış Fahri Korutürk Çankaya’ya çıkarıldı.
    Sonra yeniden bir darbe oldu ve Çankaya’ya yeniden muvazzaf bir asker çıktı… Kenan Evren…

    Yekpare alinti, dikkatinizi cekeyim. Orjinalini bulup baktim, orada bir soru bir cevap var aslinda ama buradaki sekilde okununca birinin ‘bir dakika’ demesini bekliyor insan. Cikmadi, ben diyeyim bari. Kayip olan 1980 secimi. 1980 bahar ve yazinda Kemal Turker, Gun Sazak, Nihat Erim vurulup insanlar iyice “n’oluyoruz” derken meclisin aylarca Ajda Pekkan ve Zeki Muren’e oy atarak Cumhurbaskanligi secimi yapar gibi yaptigini yazmak istememis olabilir Radikal diye dusundum once ama simdi Google’a baktim bir suru yer Koruturk’in suresinin bitmesi ile 12 Eylul arasindaki secilememe surecini hic anlatmamis. Nasil is bu? Ben mi goremiyorum?

  20. 17 Nisan 2007 - 23:48 20.Suat Öztürk

    Herhalde yer sorunu vardı Bülent Bey, kısaca geçivermiş :-))

    Ama bir de şu var. Anlatsa bu sefer de “yahu 11 Eylül’de susmayan silahlar, 12 Eylül’de nasıl sustu” sorusunun cevabına da girmek gerekecek. Uzun iş velhasıl.. :-)

  21. 17 Nisan 2007 - 23:59 21.Bulent Murtezaoglu

    Herhalde yer sorunu vardı Bülent Bey, kısaca geçivermiş :-))

    Bu Alatli’ye giydirmeye calisan Amerikan asker yeminleri dahil herseyi bilen adam degil mi?

    Ama bir de şu var. Anlatsa bu sefer de “yahu 11 Eylül’de susmayan silahlar, 12 Eylül’de nasıl sustu” sorusunun cevabına da girmek gerekecek. Uzun iş velhasıl.. :-)

    80 kasiminda sag bacagimi ve belki hayatimi kaybediyordum az daha pankart bombasiyla, soylemis miydim? Kesildigi dogru tabii de, oyle bir gunde birseyin kesildigine inanmiyorum ben (yahu nasil inanayim?). Neyse.

  22. 22 Nisan 2007 - 16:35 22.zamansız

    Güzel günler göreceğiz çocuklar..

    Birbirimizi hiç görmemiştik, birbirimizin sesini hiç duymamıştık, birbirimizin yüzünü de bilmiyorduk.

    Dün bir meydanda karşılaştık.

    Birbirimizin boynuna sarıldık.

    Birbirimize “çocukları”, “işleri”, “evdekileri”, “sağlığı”, “yolculuğu” sorduk.

    Bir şarkı dinledik beraber:

    “Güzel günler göreceğiz çocuklar…”

    Buğulandı gözlerimiz.

    Beraber ağladık…

    Gazeteciliğimin ilk yılları, siyasilerin meydanlarında koşuşturmakla geçti.

    Ben meydanları bilirim.

    Ama bu meydan, görmediğim bir meydandı.

    Siz hiç dört katı kadar kalabalığın dışarıda kaldığı bir meydan gördünüz mü?

    Ara sokaklardan ve uzaktaki caddelerden sadece marşların sesini dinleyip bayrak salladı onbinlerce insan.

    Üstelik sağcı, solcu, muhafazakár, milliyetçi, o partiden, bu partiden insanlar.

    500 bin mi, 1 milyon mu rakamları bir yana… Böylesine duygu yüklü, böylesine kenetlenmiş, böylesine içten, böylesine yürekten, böylesine kararlı bir meydan görmedim.

    (Atatürk’ün çocuklarını küçümseyip “Bunlar kalabalık toplayamazlar” diyenlerin, televizyonlara bakarkenki yüzlerini çok görmek isterdim.)

    Dün o meydanda, laik cumhuriyeti karşı devrimcilerin elinden geri almanın ilk adımı atıldı.

    Cumhurbaşkanlığı seçiminin, genel seçimlerin çok daha ötesinde bir mesajı vardı meydanın:

    Bu millet; Atatürk devrimlerinin, gericilerin ayakları altında paspas yapılmasına izin vermeyecek.

    Türkiye’yi ele geçirmiş ortaçağ özentileri farkında olsalar da, olmasalar da…

    Dün ilk kez aydınlığın yüzü güldü.

    Çocukları bekleyen o uygarlık-çağdaşlık yolumuza konulan karanlık kapıya baktım, ilk kez aralıktı.

    O meydandan ayrılıp gazetedeki odama doğru yola koyulurken, dilimde o meydandan kalan şarkı vardı:

    “Güzel günler göreceğiz çocuklar…”

    BEKİR COŞKUN / Hürriyet 15.04.2007

  23. 22 Nisan 2007 - 18:14 23.çuvaldız

    Birkaç soru size bay Zamansız,
    Güzel günler, aynaya bakanın,baktığında sadece kendi görüntüsünü görmekten duyduğu mutluluk anlarında aynanın arkasının siyah sırlı olduğunu düşünmemek midir?

    Güzel günler birilerinin omuzlarına basılıp yükselerek görülebilen manzaranın keyfini çıkarırken,manzaraya hayran kalıp gören gözlere şükrederken basılan omuzları yok saymak mıdır?

    Güzel günler, ölenlerin mezarlarına kürekle toprak atarken hala hayatta olduğumuz için mutluluk duymak mıdır?

    Güzel günler,bugünü cadı kazanına çevirmeden yaşanması mümkün olmayan günlermidir?

    Mitinglerdeki kalabalılara bakıp kendi yeldeğirmenlerini yendiklerini sanan Donkişotlara, kazandıklarını sandıkları savaş(!) için mutlulukla birbirlerini tebrik edenlere sormak gerek;daha önceleri nerelerdeydiniz?
    Çoğunluğu temsil etmediğini söylediğiniz parlamentoda neden sizin çoğunluğunuz yok!
    O zamanki seçimlerde tehlikenin(!) farkında değil miydiniz?Hadi diyelim farkındaydınız da şimdi karşı çıktığınız seçim anayasasına neden o zaman da şimdiki gibi yanlıştır demediniz?
    Bir haso yada memo olarak ben bunu yemiyorum ve bu kadar da aptal yerine konmak istemiyorum.!!!!!!!!

    Cumhuriyet,elli senedir aynı fırında aynı usulle ekmek üreten fırıncı mantığı ile mi korunur?
    O bile hamur karıştırma makinesi ile babadan kalma iptidai usulden vazgeçebilecek kadar açık fikirli!
    Hayali düşmanlar yaratıp kazanılacak bir savaş havasına girmek yerine,fırıncıyı örnek alıp demokrasinin seçme seçilme adı verilen ince kevgirini kullanarak bugünü de yarınlarda yaşanacağı umut edilen güzel günler gibi yaşamak,güzel günleri hayal edip bugünleri karartmaktan daha akıllıca değil midir?
    Güzel günler masalı ile gölge edip günü karartmayın YETER!

  24. 30 Nisan 2007 - 07:23 24.gökhan

    arkadaşlar öncelikle bu yürügüşe katılmış milyonlarca kişiye sonsuz tebrikler sunuyurum fakat bu yürüyüşü izmirdede yapmak istiyoruz bu konuda yardımcı olurmusunuz teşekürler

  25. 30 Nisan 2007 - 22:22 25.zamansız

    çuvaldız sen ne dıyorsun ya. ne savaşı .bız mıtınge katıldık savaşa degıl .bölücü olan sizsiniz biz degıl.ulkemde kendı coğrafyamda kendı ulkemın ınsanıyla kendı marşımızı söyledık.ordan demogojık laflarla olayı ne hale soktunuz.ohh dıyorum kendıme iyiki yapmışız.aferın bıze.görsun bu kafalar seyretsın.marş turku söylemek erkegıyle kadınıyla aynı safta yer almak meydanlarda elele sizlerin yapamayacagı şey…memelektımden en guzel insan manzaralarıydı.bizim sayımız gun gectıkçe katlanıyor.size bır şans verılmıştı.direttınız.hakkınızı kullandınız bundann sonra gayrı o kürsüde yer almayacaksınız.

  26. 30 Nisan 2007 - 22:24 26.zamansız

    YAŞASIN TURKIYE CUMHURİYETI VE ATATURK DEVRIMLERI.BU ULKE LAİKTIR VE LAİK KALACAK.HOŞLANSANIZDA.HOŞLANMSANIZDA.:))

  27. 01 Mayıs 2007 - 10:57 27.çuvaldız

    Sayın Zamansız,
    okuduğunuzu yorumlarken bile tarafsız olamamışsınız..ne demek istediğimi anlatsam da anlayabileceğinizden emin değilim..ve biz kimmiş merak ettim..durduğunuz yerden aşağıda kalanlara söylediğiniz bir hitap mı?

  28. 01 Mayıs 2007 - 12:03 28.murat koçak

    Sayın zamansız,

    Şimdi AKP’de hafta sonu kendilerine destek mitingi düzenlese, marşlar söyleseler, kadınıyla erkeğiyle demokrasi taleplerini dile getirseler, aynı coşku ve saygıyı gösterebilirmisiniz? (vicdanınıza soruyorum)

    Yoksa halkın iradesinin yansıdığı meclise ve iktidara yaptığınızımı tekrarlarsınız? Şimdiden duyar gibi oluyorum; cumhuriyete, laik düzene karşı miting!, irticacılar, bölücüler işbaşında, şeriat özlemcileri yürüyor! Demokrasi ve sandık size hizmet ettiği sürece bir anlamı var. Aksi halde şeytan görsün yüzlerini! Mitinglerde size hizmet için var.

    Karşınızdakileri iyi bildiğinizi düşünüyorsunuz. Sizin bildiğiniz kendi beyninizin ürettiği korkularınızdan ibaret. Durduk yerde hafakanlar basıyor sizi, üzülüyorum. “Güzel günler göreceğiz çocuklar…” komik gülüyorum. Siz güzel günleri ihtiraslarınıza kurban etmek için ellerinden geleni yapanlarsınız.

    Ülkeler ya da rejimler, insanlar gibidir doğar, büyür ve ölürler. Bu değişmez yasadır. Bir insan için 100-200-300 yıllık süreler çok uzundur ama insanlık tarihi için nedir ki?

    “Ne yapıp edeceklerini anlamak için iktidarları sürekli insanlar arasında değiştiren” Allah’a hamdolsun.

  29. 11 Mayıs 2007 - 19:01 29.Bulent Murtezaoglu

    Eksik kalmasin, tamamlayayim:

    Bildiğim kadarı Doğan grubu POAŞ cezası kesinleşti ama hala ödenmedi. Ben bununla direk alakalı olduğunu sanmıyorum,

    http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=538772

    Simdi cikip bakkala gidecegim, alacagim seylerin KDVsini %50 indirmek icin acaba kac tirajli bir gazete cikartmam lazim? Yahut kac tirajli bir gazete cikartirsam once sirtima kanun gucuyle yuk vurulup ondan sonra ‘bir sekilde’ anlasilir benimle? Ne yaparsak acaba halkimiz kendisine (kutpuna gore) kizmasi soylenen seylere degil de olan ve yapilan seylere dikkatli bakip kendisinden aldigi yetkiyle baska guc odaklariyla muhatap olan insanlarin tepesine zebella gibi dikilir? (Ve ‘ben muslumanim’ veya ‘ben cagdasim’ veya ‘ben Ataturkcuyum’ filan gibi bos laflari tasvip sebebi kabul etmeyip ’sus lan, ne yaptigina bakacagim’ diye cevap verir?)

  30. 12 Mayıs 2007 - 00:31 30.Suat Öztürk

    Bu “uzlaşma” konusu vergi cezalarında var. Neden konmuş niçin konmuş bilmiyorum ama var. (Doğan grubuna has değil)

    Başımıza geldi, 2000 yılında. Külliyetli bir vergi cezasını bu şekilde “toplam rakamın -ana para+faiz- 5 te 1′ine indirmiştik.

    Vergi cezalarınının -sanırım- bazılarınde “Uyuşmazlık mahkemesine” götürmeden önce denetmenlere sucu kabul edip “uzlaşma” teklif edebiliyorsun. Onlar da mükellefin geçmişine bakıp verilen yetkiler (indirim oranları) bağlamında indirim yapıyorlar. Bunu kabul edersen uzlaşıyorsun. Kabul etmezsen indirim kalkıyor ve iş mahkemeye gidiyor. “Bu yetkiyi kim neye istinaden vermiş, mahzurları var mı?/nedir?” den ayri olarak belirtmek istedim..

  31. 13 Mayıs 2007 - 18:19 31.Bulent Murtezaoglu

    Hmm, bu secim/POAS/Dogan isini Umur Talu da fark etmis. Birsey demek degil bu tabii ama alinti yapayim:

    KRM 1: İktidarın (önceki iktidarın da), medyanın başka işlerini, ihtiraslarını, açıklarını fırsat bilip maddi tehdit, yaptırım, ödüllerle kurduğu vesayet:
    1a) En büyük medya grubunun, kokar akar yakıt özelleştirmeyle burnundan yakalanması:
    1aa) Büyük ceza geleceğinin, başka medya grubu yayınlarıyla da duyurulması ve en büyük grubun rehine alınması; yazarlarını dahi sansürleyecek hale getirilmesi.
    1ab) Para cezasının verilmesi ve burnun sıkılması.
    1ac) Tam cumhurbaşkanlığı sürecinde, cezanın indirilebileceği havasının yaratılması.
    1ad) Çankaya fiyasko olunca, genel seçime doğru cezanın kuş kadar hafiflemesi; niye o kadar yüksekti, şimdi niye bu kadar indi, bunların tuhaf dahi bulunmaması.

    Tamami:

    http://www.sabah.com.tr/2007/05/13/haber,603FE6CDA7C74F13B7CB539A886D3629.html

Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

Yorum Ekleyin...