Posts from — Şubat 2007
10. yılında 28 Şubat..
Türk demokrasisinin son sekteye uğratılışının üzerinden 10 yıl geçti.
Bugünlerde medyada bu konu hakkında pek çok yazı-yorum ve beyanat çıkıyor.[1] Hala 28 Şubat’a “darbe değildi” diyen şaşkınlar var. Bunu söyleyenlerin ünlü tarihçi olmaları da birşeyi değiştirmiyor. “Darbe” nin kavramsal anlamına bakarak -ki buna baksak bile sorunlu- demokrasiye silahlı olMayan müdahaleyi “darbe ” sayMamak ne derece doğru?
Demokrasiye demokrasi dışı yapılan her müdahale darbedir. 28 Şubat’ta olan, ister “post” eklenmiş olarak adlandırılsın ister yalın; kelime anlamı olarak da ifade ettiği kavramsal bütünlük açısından da “darbe”dir. Nokta.
28 Şubat sürecinde neler oldu? Yaşı çok genç olmayanlar neler olup bittiğinin farkındadır.
1995 seçimlerinde ülkenin birinci partisi olan Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi kısa bir arayışın ardından koalisyon hükümeti kurdular. Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı da Tansu Çiller idi. Hükümetin birtakım icraatleri bazı sivil toplum kuruluşları yöneticileri ile asker ve bürokrasi kesimlerinde rahatsızlık yarattı.
Şubat 28, 2007 20 Comments
Soykırım var, suçlu yok..
On yıldan fazla zaman geçti Bosna’da olanların üzerinden. Önce neler olduğuna dair Yeni Şafak’ın çok kısa özetini okuyalım sonra Uluslararası Adalet Divanı’nın bugün aldığı ilginç karara geleceğim:
Yakın tarihimizin en karanlık sayfalarından birini teşkil eden Bosna Savaşı (1992-1995) esnasında Uluslar arası Kızılhaç Örgütü verilerine göre Bosna Hersek’te 312.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu kayıpların 200.000 kadarı Boşnak halkına ait olup bu halk dünyanın gözü önünde sistematik bir soykırıma tabi tutulmuştur.
1992 yılında Büyük Sırbistan kurma hayalindeki Sırplar, Belgrad’da Devlet Başkanı Miloseviç ve Genelkurmay Başkanı Perisiç’in desteğini alarak sözde Bosna Sırp Devleti ve Sırp Demokrat Partisi (SDS) Başkanı olan eski bir psikiyatri doktoru Radovan Karadziç ve General Ratko Miladiç öncülüğünde Bosna Hersek’te etnik arındırma çalışmalarına başladılar.
Şubat 26, 2007 39 Comments
“Sansüre Karşı(mı)yız!..”
Kurtlar Vadisi RTÜK’un aba altından sopa göstermesiyle yayından kaldırılınca bu yapılanın sansür olup olmadığı yanında “sansür”ün gerekliliği de tartışılmaya başlandı haliyle.
Aslında günümüzde “sansür” kavramından bahsetmek ne kadar anlamlı ondan da emin değilim; şimdi yapımcı şirket istese bu diziyi çekip şifreli bir kanalda, internette ya da VCD, DVD olarak yayınlayamaz mı? Elbette yayınlayabilir. Öyleyse buna gerçek anlamıyla “sansür” diyemeyiz. (Öte yandan RTÜK’un -mealen- “biz tehdit falan etmedik, sansür yok” açıklamalarını olduğunu da belirtelim.)
Birçok yerde “sansüre karşıyız”la başlayıp “kaldırılması iyi oldu” diye biten yazılar görüyoruz. (Şimdi dostlardan birisi benim konu ile ilgili bu ve önceki yazımın da öyle başlayıp bittiğini söyleyebilir ama -açıklaması zor da olsa- öyle değil.)
Bu bir kafa karışıklığı mı? Sanmıyorum. Bu, halihazırda zaten çok tartışılan “özgürlük ve sınırları” ile yakından ilişkili bir durum.
Ama kafa karışıklığı olanlar da yok değil. Çeşitli sitelerde anketler görüyorum; katılımcılar çok yüksel oranda dizinin yayından kaldırılmasını “sansür” olarak değerlendiriyor ve yanlış buluyor.
Bu “sansür karşıtlığı” nereden geliyor? Bu kişilerin sansüre karşı olmaları bir prensipten mi kaynaklanıyor yoksa her özne değişikliğinde görüşleri de değişiyor mu?
Şubat 25, 2007 19 Comments
“Türk Edebiyatı” 35 yaşında..
Abone olduğum ilk, tek ve muhtemelen son edebiyat dergisi olan “Türk Edebiyatı” 35. yılına ve 400. sayısına ulaşmış. Bir edebiyat dergisi için göz kamaştırıcı bir başarı. Daha nice yıllara inşaallah.
Edebiyatla aram çok iyi değil. Şiiri severim ama mesela küçüklüğümden beri roman-hikaye okuyamıyorum. Başkalarının kurgularını okumak suretiyle vaktim çalınıyormuş hissine kapılıyorum. Bu çok yanlış elbet, bunun farkındayım ama öyle malesef. Yazılarımda edebî bir yön olmamasının nedeni de bu sanırım. Denemeleri çok severim yalnız; bunun da felsefeye ilgi duymamla yakından ilgisi var muhtemelen.
Şubat 23, 2007 18 Comments
İslam Dünyası’nın Liderliği
Geçmiş toplumların peşini bırakır mı?
Bunu hoş bir benzetmeyle mealen şöyle anlatır İlber Ortaylı: “Redd-i miras yapmakla geçmişten kurtulamazsınız. Babanızı reddetmekle ondan kurtulabilir misiniz? Kaşınız benzer, gözünüz benzer, yarın hastalıklarınız benzer, ilah..”
Dün Radikal’de okuduğum bir yazı aklıma bunları getiren. İsrail’in liberal görüşlere sahip Ha’aretz gazetesinde Avrupa Yahudi Kongresi Başkanı Pierre Besnainou’nun bir yazısı yayınlanmış. Radikal’de bu yazıyı yorum sayfasına almış.
Şubat 20, 2007 46 Comments
Kurtlar Vadisi
Bildiğiniz gibi Kurtlar Vadisi dizisi RTÜK’un kanal yetkilileri ile yaptığı görüşmeler neticesinde yayından kaldırıldı. Bu iptalde tehdidin de etkisi varmış; ekran karartma ve lisans iptali gibi. Zaten böyle olmadan Show TV yetkililerinin diziyi RTÜK şikayetini dikkate alarak yayından kaldıracağını ihtimal vermek zor. Bu da sansür iddialarını haklı olarak gündeme getiriyor. [Read more →]
Şubat 18, 2007 44 Comments
İslam, Evrim ve Bir Konferans

Beni tanıyan dostlar başka sitelerde “Evrim Teorisi” konusunda sık sık tartışmalara girdiğimi bilirler.
“Darwinizm” konusuna bu sitede hiç değinmedim, çünkü benim blog camiasına girmeme de vesile olan mustafaakyol.org bu konu hakkında güzel tartışmaların yapılabildiği ender yerlerden birisi. Ve “Düşünceler”in takipçilerinin büyük çoğunluğu da Mustafa Akyol’un sitesinden haberdar.
Önce konu hakkında düşüncelerimi yazayım, sonra bir konferansın duyurusunu yapacağım.
Darwinizm (yaygın olarak kullanıldığı anlamıyla evrim teorisi) kadîm bir tartışma konusu.
Hemen belirtmeliyim ki İslamî açıdan evrim teorisinden korkmaya, çekinmeye gerek yok. İslam’ın yaratılışın yöntemi açısından “evrim kavramı” ile çelişmediğini düşünüyorum. Bunu da katıldığım tartışmalarda sık sık belirttim. Bazı müslümanlar -bence çok yanlış bir biçimde- evrim teorisini reddetmeyi adeta bir iman esası haline getiriyorlar.
Şubat 16, 2007 64 Comments
Milliyetçilik ve bir yazı..
Milliyetçilik tartışmaları tam gaz devam ediyor.
Milliyetçiliğin pek çok kategorisi var. Etnik milliyetçilik, Kültürel/bölgesel milliyetçilik, Dinsel milliyetçilik vb. gibi.
Her bir kategoriyi ayrı ayrı değerlendirmek gerekir ama zaman zaman bu kategoriler birbirlerinin içine de geçmiş olabiliyor.
Etnik milliyetçilik ciddiye bile alınmayacak bir saçmalıktır. Kimse doğacağı ırkı seçemeyeceği gibi çok değil birkaç yüzyıl geriye gittiğinde atalarının genlerinde övündüğü ırkı ile yerdiği ırkın birarada olduğunu görür.
Kültürel/bölgesel miiliyetçilik de oldukça tartışılan bir konu. Çoğu kez “din” de bu kavramın içine giriyor. Seçme şansı açısından ilk çocukluk devresi kültürel anlamda da seçilemiyor. Haliyle kişi, çocukluğundan itibaren belli bir kültürün hakim olduğu coğrafyada, o kültürün değerleriyle büyüyor. Daha sonra bir seçenek imkanı olsa da insanların büyük çoğunluğu yaşadığı kültürel coğrafyayı değiştiremiyor.
Değiştirmesi halinde bile -ezici bir çoğunluk- çocukluğunda aldığı kültürün izlerini ömrü boyunca sürdürüyor.
Şubat 13, 2007 16 Comments
İçtihad üzerine..
Geçtiğimiz yüzyıl İslam dünyasında en çok konuşulan konuların başında hiç kuşkusuz içtihad geliyor.
Bunun en önemli sebebi büyük bir hızla değişen dünyada hukuk başta olmak üzere tüm alanlara sekülerizmin hakim olması. Bu değişen dünyada müslümanların hayat tarzı da farklılaşıyor ama inandıkları değerlerden vazgeçmek istemeyen müslümanlar değişen dünyanın şartları ile inançları arasında uzlaşma arıyor.
İçtihad kelime manası itibarı ile bir konuda elden gelen çabayı sarf etmek, bir şeyi elde edebilmek için olanca gücü harcamak anlamlarına geliyor. Bir fıkıh terimi olarak ise müçtehidin tafsîlî delillerden şer’î-amelî hükümleri çıkarmak için bütün imkanını harcaması demek.
İslam medeniyetinin atalete uğradığı inkar edilmez bir gerçek. Ve bu atalet medeniyetlerin gerilemesinin doğal bir sonucu olarak bilimden sanata, edebiyattan hukuğa kadar her alana yayılmış durumda.
Elbette bunun sebeplerini birkaç noktaya indirgeyemeyiz; ki esasen o zaten apayrı bir değerlendirmeyi teşkil ediyor. Ama hukukî sonuçları içtihad kavramına dayandığı için kısaca buna değinmek gerek.
Şubat 10, 2007 79 Comments
“Bunlar ne istiyor?”
Dünkü Zaman’da Bejan Matur’un birçoğuna katıldığım önemli tespitler içeren bir yazısı vardı.
Belki okumayanlar vardır diyerek altını çizdiğim satırları alıntılıyorum:
Bu solcular ne istiyor, bu İslamcılar ne istiyor, bu Kürtler ne istiyor, bu azınlıklar ne istiyor, hatta bu milliyetçiler ne istiyor? Hepimiz, aynı kalıpla sorulan soruların sahibi değilsek eğer, muhatabı durumundayız. Ben bu soruyla yakın zamanda İslamcı bir gazeteciyle söyleşim sırasında karşılaştım.
Şubat 9, 2007 9 Comments
Öcü
Bir önceki yazıda içimden geçen düşüncelere değindim birkaç satır ve “Ben Orhan Pamuk’un yerine olsaydım gitmezdim” dedim.
Sağolsun dostlar beni bu duygusallıktan uyandırdılar ve muknî gerekçelerle Pamuk’un terk-i diyarının haklılığını gösterdiler.
“Şimdi rasyonalizm zamanı” deyip dengeleyici bir yazı yazmaya niyetim yok.
Mesele 301.md. etrafında dönüyor gibi göründüğü için buna biraz değineyim.
301 konuşuluyor ama bu aslında oldukça yanıltıcı.
Önceki başlıkta değerli yorumculardan Bülent Bey, çok doğru bir tespitle şunları yazdı:
[…] Ben 301 uzerine yogunlasilmasidan hosnut degilim. Belli ki 301 sadece bir arac, o degisse yedekte baska maddeler var. 301 iyi bir arac cunku ‘Turkluk’ geciyor icinde ve guclu cogunlugun canina dokunuyor. […]
Aslında Bülent Bey’in yorumu bütün olarak okunmalı, çünkü değindiği konunun genel zaviyesi başka.
Ama ben bu kısmına yoğunlaşmak istiyorum.
Şubat 8, 2007 13 Comments
Orhan Pamuk Üzerine..
Sitemizin değerli yorumcularından Levent Bey’in uyarısı ile haberdar olduğum bir yazıdan söz etmek istiyorum.
Biliyorsunuz Orhan Pamuk’un aldığı tehditler nedeniyle ülkeyi terkettiğine dair yorumlar yapılıyor.
“Ben olsam gider miydim?” diye sordum kendime. Neden gideyim? Fikirlerim hangi ülke icin?
İçinde yaşamaktan korktuğum ülkeye dışarı kaçarak nasıl yardım ederim? Elbette kimvurduya gidip ölmek isteyecek kadar mazoşist degilim ama bu ülke icin düşünüyorsam bu ülkede kalmalıyım..
Orhan Pamuk gitti, simdi konuşulan nedir? “Orhan Pamuk can korkusu ile kactı. Anlayın işte Türkiye nasıl bir ülke..” Hem dışarıda hem içeride konusulan bu ve korkunç bir imaj tahribi ülke için.
Bu ülke için düşünüyor ve üretiyor madem sırf dışarıya bunu söyletmemek icin bile kalmaya ve gerekirse ölmeye değmez mi?
Bu da her babayiğidin harcı degil elbet. Lakin insan hakkaniyetli ve vicdanli elitlerinden bunu bekliyor.
Benim Pamuk’a Ermeni meselesi bağlamındaki bakışım başka yazılarımdan belli, ancak genel bir bakışla yaklaştığımızda “insafı elden bırakmamak lazım” diyorum. Mesela bahsedeceğim yazı Pamuk’un güzel ve çok çok önemli bir yanını resmetmiş ki büyük çoğunluğuna katılıyorum.
Radikal gazetesi, Muhammed Selmavi’nin Mısır’ın Ehram gazetesinde 31 Ocak’ta yayınlanan “Pamuk Osmanlı’yı reddetmediği için farklı” başlıklı yazısını taşımış sayfalarına. Selmavi’nin yazısı Orhan Pamuk’un Doğu-Batı ilişkilerine odaklanmasından hareketle geçmişle olan barışıklığını işlemiş.
Şubat 6, 2007 73 Comments
İslam ve Bilim
Daha önceki yazılarımdan birinde Mayıs 07′de İstanbul’da açılacak olan “İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi” nden bahsisle İslam Bilim Tarihi uzmanı ve Frankfurt Üniversitesi Arap-İslam Bilimleri Enstitüsü Başkanı Prof. Fuat Sezgin Hoca’dan bahsetmiştim.
Fuat Hoca’nın geçtiğimiz günlerde Malezya Teknik Üniversitesi’nce kendisine fahri doktora ünvanı verilmesi sırasında yaptığı konuşması Zaman’da yorum olarak yayımlandı. Bunu daha önce yazacaktım ama ancak fırsat bulabiliyorum.
Son derece önemli noktalara temas eden Fuat Sezgin’in konuşma metnini mutlaka okumanızı öneririm. Yazının tamamı okunmalı - uzun değil merak etmeyin- ama ben bir kısmını alıntılayıp üzerine birşeyler söylemek istiyorum:
Şubat 5, 2007 11 Comments
Derin Düşünce Grubu
Bir süredir üzerinde çalıştığımız bir proje vardı. Nihayet bir kısmı tamamlandı ve faaliyete geçti: Derin Düşünce Grubu
8 Temmuz 2006 İstanbul’da yapılan Mustafa Akyol’un sitesinin okur ve yorumcularının tanışma çayında, oradaki arkadaşlardan birinden bir grup kurma teklifi gelmişti.
Sonraları bu grup kurma fikri daha da belirginleşti ve nihayet Kasım’06 ayının sonunda -sonraki katılımlarla birlikte- yaklaşık 27 kişiden müteşekkil temel ilkeler etrafında hemfikir olan bir grup kurduk.
Gruba “Derin Düşünce” adını verdik ve grup platformu olarak kullanmak ve üyelerinin yazılarını yayımlamak için bir site oluşturduk. Bir süredir deneme yayınında olan site artık “Derin Düşünce Grubu Nedir?” başlıklı yazı ile faaliyete geçti.
Grubun faaliyeti bununla sınırlı değil.
Şu sıralar bir e-dergi üzerinde çalışıyoruz. “Derin Demokrasi” adını verdiğimiz bu e-dergi de yakın bir zamanda faaliyete geçecek ve aylık olarak güncellenecek.
Benim de yönetiminde olduğum bu grupta, bloglarını severek takip ettiğiniz birbirinden değerli pek yok yazar var. Değerli yazar Mustafa Akyol’da baştan beri bizi destekledi ve büyük bir incelik gösterek, gruba üye olmayı ve yazı vermeyi kabul etmek suretiyle biz amatörleri onore etti.
Grubu oluşturan arkadaşların yaklaşık 16-17 tanesi periyodik ama esnek bir takvimle siteye yazı verecek. Site yaklaşık 2 (+1) günde bir güncellenecek. Aynı yazarlar e-dergi için de yazacak.
Diğer değerli kalemlerin kimler olduğunu aşağıdaki alıntıdan okuyabilirsiniz.
İnşaallah bu çalışma hayırlara vesile olur..
Yönetim adına kaleme aldığımız “Derin Düşünce Grubu Nedir?” başlıklı yazıyı buraya da alıntılıyorum:
Şubat 2, 2007 13 Comments
