Güncel & Ahh Benim Memleketim Suat Öztürk - 22 Ocak 2007 01:32 pm

Söylenecek ne kaldı?

http://www.sabah.com.tr/2007/01/21/biz101-1.html

Popularity: 100% [?]

“Söylenecek ne kaldı?” icin yapilan 18 yorum var.

  1. 22 Ocak 2007 - 13:50 1.Suat Ö.

    Söylenecek ne kaldı?

    İstediğiniz kadar yazın, yanlışlığını göstermeye çalışın değişen birşey var mı?

    Bir avuç üretim hatası dışında sürekli yetişiyorlar. Dilediğiniz kadar feryat edin hep daha fazlalar, daha fazla oluyorlar..

    17 yaşında bir genç ne bilebilir? Türklüğü mü bilir Müslümanlığı mı?

    Hürriyet dün “namaz kıldı, vurdu” diye manşet atmıştı. Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz..

    Hem böyle cinayetler işleyip İslam’ı karalayanları, hem de bunu fırsat bilip İslam’ı karalayanları Allah’a havale ediyorum.

    Bir de iki de bir kalemiyle faşist infazlar yapan kalemşörler nedense birden özgürlükçü kesildi. Özdemir İnce, Emin Çölaşan vb.leri dahil!!

    Gülelim mi ağlayalım mı bilmem..

    Atilla Hoca linç edilirken neredeydiniz? H.Dink 301′den yargılanırken linç edilmeye kalkıldığında nereleydiniz? Bunlara siz çanak tutmadınız mı?

    Yazıklar olsun hepinize..

    Bakmayın böyle olduklarına, bunlar görüntü..

    Yorumcu arkadaşların isabetle belirttiği gibi Hürriyet gazetesi iğrenç bir yayın politikası izliyor ve sürekli tahrik edici yorumlara yer veriyor. Aklı selim yorumları onaylamıyor. Ne yapmaya çalışıyorlar anlamak güç. Neden böyle davranıyorlar?

    Bu memlekete hiç mi sevgileri yok? Neyin mücadelesini veriyorlar?

    Önceki başlıkta Hürriyet için “Yeni İttihatçı” demişti Fatih..

    Bunlar yeni falan değil, bunlar hep vardı. İttihatçı artığı bunlar, halen de aynı mantıkla devam ediyorlar.

    Bu ülkeye dair ümitlerimizi öldürüyorlar. Birlik olmamız gereken günlerde bile kan tacirliği yapıyorlar. Küçük hesapları için koca ülkeyi gözlerini kırpmadan uçuruma yuvarlayacak kadar gözleri dönmüş..

    Önceki başlıkta Tunç bey’in yaptığı çağrı çok yerinde. Bunu yapmalıyız, bunların foyalarını meydana çıkartmalı, mücadele etmeliyiz. Bilgi çağında bu gibi dezanformasyonları bozmak zor değil, internet bunun için büyük nimet..

    Herkes biryerden bir biçimde elini taşın altına sokup birşeyler yapmaya çalışmalı..

    Ya birşeyler yapacağız ya da bu kan tacirleri kazanacak..

  2. 22 Ocak 2007 - 15:03 2.Tunç

    Başbakanı ne zaman öldüreceksiniz?

    Avrupa Birliği’nin kapısına, Türkiye’nin girmemesi, girememesi için esaslı bir çivi çaktınız!

    Kapı açık değildi, yalnızca aralıktı ama siz işi iyice sağlama almak istediniz… Kaç yıldır “boşuna tantana ediliyor, hem onlar almazlar, hem biz giremeyiz” deyip dururum, elbette bu sizi kesmedi, kesemezdi, “almasınlar” tavrınızı açık seçik koydunuz. Tekmeyi bastınız.

    Hadi hadi, katilin yakalanınca atacağı “milli hislerim galeyana geldiği için vurdum” ayağını hiçkimsenin yemeyeceğini bile bile bitirdiniz bu işi… (Burası televizyon değil, bizde “canlı yayın” yok. Bu yazı yazılıp da yayınlanıncaya kadar neler olacak bilemem, istesem de saat saat gelişmelere yetişemem. Ama ola ki yakalanırsa katilin ne diyeceği bellidir)… “Yabancılar yapmıştır” lafını da kimsenin yutmadığını gördünüz ama bu da sizin umurunuzda değildir.

    Hırant Dink öldürüldü. Orhan Pamuk’un aklı varsa buralarda durmaz, uzunca bir süre de uğramaz.

    (Beni vurmayacağınızı biliyorum canım, ben önemli bir adam değilim.)

    Peki başbakan ne yapsın? İstifa mı etsin?

    Ne yani, gündeminizde “Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmasını önleme çalışması” yok mu?

    Bunun iki yolu var, biliyorsunuz: Ya darbe, ya suikast.

    Darbe kışkırtma çabalarınız tutmuyor, çünkü ne ordu buna yanaşır ne de Amerika izin verir. Bir kalıyor başbakanı da vurmak.

    Geçen mayıs ayında Yargıtay baskınıyla kendisine önemli bir mesaj vermiş, “biz istersek neler yapabiliriz, gör de ona göre ayağını denk al” demiştiniz… Arada olan da, kızgın güneş altında cenaze töreni için kendini paralayan Ecevit’e oldu! Buna üzüldünüz, eminim.

    Bendeniz de gene aynı günlerde başbakana bir açık mektup yazmış, “Çankaya’dan vazgeçtiğinizi açıklayın, hemen de erken seçime gidin, yoksa cinayetler sürecek” demiştim…

    Eh, koskoca başbakan bu, beni mi dinleyecekti?

    Mesajı aldı ama umursamadı. Sinirlenmekle yetindi.

    İşte cinayetler de yeniden başladı. Bu mayısa kadar da “olaylar hızla gelişecek”… Artık “biz bu filmi görmüştük” zevzekliğinin bile tadı kalmadı.

    Ancak… Başbakana “bir hal olursa” AKP’nin ilk seçimde bu kez beş yüz milletvekiliyle “sağlama” geleceğini de umarım hesaplamışsınızdır… Yoksa öyle bir durumda partinin çökeceğini, dağılacağını mı düşünüyorsunuz? Yanlış yapıyorsunuz.

    Peki… Tut ki iktidara siz geldiniz, dış politikanız ne olacak? Kuzey Irak’a girip Amerikan ordusuyla çatışmayı göze alamayacağınıza göre, ille de efelenme dürtüsüyle Amerika’yla anlaşıp İran’a mı saldıracaksınız?

    Eee, bu milliyetçilik mi oluyor, yoksa Enver’in doksan sene önce giriştiği türden bir serüvencilik mi?

    Oluruna bırakacaksanız, bu hükümeti devirmenin ne faydası var, o da öyle yapıyor zaten!

    Herhalde Turan İmparatorluğu fikrinin yürümeyeceğini siz de idrak ettiniz artık, Kırgızistan bile bize vize koyduktan sonra…

    Eee, Viyana’yı alacak halimiz de olmadığına göre…

    Vallahi gerçekten merak ediyorum, tut ki Türkiye bugün olduğu gibi gizlice değil de günün birinde açık seçik elinize geçerse neler yapacaksınız yahu? Dış borçları mı ödemeyeceksiniz, IMF’ye mi kafa tutacaksınız, ithalatı mı durduracaksınız, yabancı sermayeyi mi kovalayacaksınız, döviz bulundurmayı mı yasaklayacaksınız? Kendi yağımızla mı kavrulacağız, kavrulabilecek miyiz, yoksa “yoksul ama onurlu” bir Ortadoğu ülkesi durumuna mı düşeceğiz? Rakı içmek herhalde serbest olacaktır, o açıdan bir kuşkumuz yok.

    Bari yurt dışına çıkışları gene kısıtlamayın da, şu ahır ömrümüzde iki yer daha gezelim, emekli olduk değerlendirelim, e mi erenler?

    Engin Ardiç

  3. 22 Ocak 2007 - 15:23 3.Tarık T.

    Ardıç: “Çankaya’dan vazgeçtiğinizi açıklayın, hemen de erken seçime gidin, yoksa cinayetler sürecek” demiştim Eh, koskoca başbakan bu, beni mi dinleyecekti?
    Mesajı aldı ama umursamadı. Sinirlenmekle yetindi.

    El insaf yani..
    Başbakan dediğiniz bakkal dükkanı işletmiyor ki…

    Makamı mevkiyi bırakıp kaçması devletin zaafiyete uğraması anlamına gelmeyecekmiydi?…
    Çetelere karşı dimdik durmak mı takdir edilmeli yoksa sıvışmak mı?…

  4. 22 Ocak 2007 - 16:38 4.çuvaldız

    Azınlık! Ne demek?Artık mı?”Her ikimiz de Lozan artığı azınlıklardandık ve kendimizi ille de ‘yurttaş’ olarak görmek istiyorduk.”bu cümle bugünkü Zaman gazetesinde yorum yapan Herkül Milas adlı şahsa ait.Bugünkü yazdıklarını daha farklı yorumlamak için kim olduğunu araştırmadım.Yazdıklarının içinden dikkatimi çekenlerin bana düşündürttükleri oldu.Onlardan bir tanesi yukarıda yazan “yurttaş”kelimesi;
    86 senesinde ilk çalıştığım firmanın sahibi bir Ermeniydi,1993 senesinde çalıştığım diğer firmanın sahibi de Yahudiydi.Her iki firma da faaliyetde bulundukları sektörde başarılı kabul ediliyor ve halen daha varlıklarını devam ettiriyorlar.
    Düşünüyorum da yurttaş olmamamış olsalardı bir gazete,ve çalıştığımı söylediğim iki firma var olamazdı.
    Çalışanlardan biri askerlik anılarını anlattığında beraberce gülüyorduk.Tuhafına giden mutfaktaki koca yemek kazanının törenle emekli edilmesi gibi şeyleri.
    O askerde azınlık olduğu için bir sıkıntı yaşamamıştı,anıları vardı yada sıkıntılarını Ermeni olmasına bağlamamıştı.

    “Beğenilmeyen düşünceler ve eylemler kolaylıkla ulusal, siyasal ya da dinsel hakaret ya da ihanet olarak yorumlanıyor. Kimileri bu tahammülsüzlüğe demokrasi eksikliği, kimileri farklılığa katlanamama, kimileri bağnazlık diyebilir. Ne diyeceğimiz de önemli değil, önemli olan bu paranoyadan kurtulmaktır.” Zaman Herkül Milas 22.01.’07

    “Artık ne zaman ‘ülkemizde hain yoktur, olsa olsa farklı düşünen ve davranan yurttaşlarımız vardır, en kötü durumda bir gidişi eleştiren insanlar vardır’ diyebileceğiz? Hain yok, hakaret yok, küfür yok, tehdit yok, yalnız farklılığa tahammülsüz insanlar var. Bu anlayış bir toplumsal güven olarak içimize yerleşmeden cinayeti mahkum etmenin etkisi sınırlıdır. Mahkum edilmesi gereken cinayetleri besleyen güvensizliğimiz, paranoyamızdır.” Zaman Herkül Milas 22.01.’07

    Buraya kadar okuduklarımda hemfikirim ve bu yazıyı yazanın çuvaldızı kendine de batırdığını düşünüyorum.Bir yazar yada sadece yurttaş olarak da.

    “Şimdi Hrant’ın öldürülmesiyle Türkiye’nin de yara aldığı söyleniyor. Bu söylem ayrıca can sıkıcı. Bir masumun öldürülmesi ikinci plana atılıyor, ülke zarar gördü diyoruz. Ülke yara almasa olay daha az üzücü, farklı bir anlamı olacakmışçasına. Oysa sorun bir vatandaşın -Ermeni olması fark etmiyor, değil mi?” Zaman Herkül Milas 22.01.’07

    Bu nasıl bir soru,bu ülkede pek çok gazeteci öldürüldü ve bu ülke vatandaşlar yine benzer tepkiler verdiler?Ve hatta o ölenlerin bazılarının katilleri yakanlan(a)madı bile?
    “..siyasi, ideolojik ve hatta ırkçı bir cinayete kurban gitmesidir. Bu cinayetten önce aylarca süren bir maceranın yaşatılmış olmasıdır. Yani kısacası, ülkenin yönetimi, eğitimi, algılaması, ruh hali ile ilgili bir sorun yaşanıyor olmasıdır. Bu bir iç sorundur. Olayın bu önemli yanı varken başka ülkelerin Türkiye konusunda ne diyeceklerinin, ne yapmaya yelteneceklerinin konuşulması, sorunun hâlâ anlaşılmamış olmasının bir belirtisi gibi. Sorun bütün vatandaşların sorunudur, uluslararası boyutu ikincildir. Ve bu iç sorun kalıcı ve günlük bir sorundur. Bir vatandaşın -bir bireyin- somut öldürülmesi olayının yerine bir soyutlama olan milli çıkarın konuşulması, bu tür ilgi alanının ‘kaymasının’ ne denli yanıltıcı olduğunu hâlâ göremedik. Olayın uluslararası boyutu tabii ki var, ama bireyin silinmesi ve ‘genelin’ öne çıkması bütün sakatlıkların ilk adımı: Genelin önünde bireyin ölümü de, öldürülmesi de önemini yitiriyor. Bu anlayış kimilerinin gözünde cinayetleri ve yasa ihlallerini meşrulaştırıyor.” Zaman Herkül Milas 22.01.’07

    Bu paragraf içindeki anlam tam anlamıyla bir tezat?Ölen bir fikir adamı bir gazeteci değil de bir misyonu olan bir lidermiydi?Bireyin silinmesi yazılmış;problem genelden yani iç sorundan kaynaklanmadı mı ki olay bireye indirgensin?Hrant Dink genel için bireysel çaba sarfetmiyormuydu?
    Evet birinin öldürülmesi çok acı,sebebi ne olursa olsun.gelinen noktada bu iç sorundur birey göz ardı ediliyor ve bir ülkenin uluslarası camialara ne cevap vereceği yada onların algıladığı ikincildir deniyor peki o kişinin öldürülmesinin Ermeni yada azınlık olduğu için önemsenmediğini söyleyip gazeteci bireyden de öte azınlığa mal edilmesi ne derece doğru?
    İfade edebilmek özgürlüktür ama uslup ifadenin anlam bulmasında etkendir.Bir gazetenin yazarlarını provakatif olmakla itham ederken bunu yapan diğer şahıslara sadece azınlık olmalarından dolayı ayrıcalık tanınmasını hak teslimi olarak kabul edemiyorum.

    Geçmişte koltuk değnekleri ile dolaşmak zorunda kaldığım bu ülkenin sokaklarında yürüyemediğimde,toplu taşıma araçlarına binemediğimde yaşama hakkı ellerinden alınmış özürlüleri anlayabildim ve gerçek azınlığın onlar olduğunu düşünüyorum.

    Seçme hakkı olan bir bireyin azınlık olmak gibi bir ezilmişliği yoktur.Yaşadığı bu ülkede var olan diğer insanların problemleri ile aynıdır.Kanunların uygulayıcıları ırkçı yada yanlı davranış sergiliyorlarsa mücadele bu noktalarda olmalı,kompleksle tepki vererek değil.

    Lozan antlaşması 1923,şimdi tarih 2007 değişen şeyler olmuştur ve olması için de bu ülke vatandaşı olan herkes gayret göstermelidir.

    Şikayet edilecek şeyler mutlaka her zaman olacaktır,kızgınlık ve düşmanlığa yular teslim edilmediği sürece çözüm üretilebilir.

    Kusura bakmayın Suat bey,umarım tahammül sınırını zorlamamamışımdır.
    Sizin o çocuk için sorduğunuz soruyu ben de de sordum ama o manşeti atan kocaman kocaman kalemler bunun farkında değiller sanırım.Yukarıdaki yazan kişi gibi.
    Ölümler acı ama ölüler üzerinden prim yapılmaya çalışılması daha da acı ve hatta başka ölümleri davet etmek için kullanmak……

  5. 22 Ocak 2007 - 18:09 5.Ece

    http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=213507

  6. 23 Ocak 2007 - 02:20 6.Yaman Avcı

    Hrant Dink’in ölümünü tv.den duyduğum anda bu menfur cinayetin dış mihraklardan daha çok içerideki “derin”lerin işine yarayacağı ve müthiş bir malzeme ele geçirdiklerini düşünmüştüm. Hürriyet başta olmak üzere malüm medya bizi haksız çıkarmadı ilk günden itibaren. Bu menfur olaydan bile islama vuracak malzeme bulmakta zorlanmadı. “Namaz kıldı, vurdu” hinliği ancak kendilerine yakışırdı zaten.
    İlk aklıma gelenlerden ikincisi, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin en kısa zamanda Ermenistan sınırını açması ve devletler arası ilişkileri süratle geliştirmesi gerektiği idi. Çokları bu düşünceyi çok absürd bulacaklar ama, bir müsibetin bir hayra vesile olacağını düşünüyorum böyle yapmakla. Ermenistan ile mevcut husumetin sebebini kendime sorduğumda, sadece “Karabağ meselesi nedeniyle ve Azeri soydaşlarımızı üzmemek adına” cevabını buluyorum. Oysa diplomasinin kuralları uluslararası ilişkilerin böyle küçük nedenlerle düzenlenmemesini gerektiriyor. Belki hamasete dayalı milliyetçilik anlayışları bu yargıyı kabul etmeyecek ama rasyonel düşünce bunun böyle olmaması gerektiğini, uluslararası ilişkilerin karşılıklı çıkar esasına dayanması gerektiğini söylüyor. Birisi bana Ermenistan ile sınırımızın kapalı olmasının Azeri dostlarımızı memenun etmenin dışında ne gibi ulusal yararı olduğunu anlatırsa sevinirim. Üstelik avrupa birliği kapısında bekleyen, Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmeye çalışan ve sistemini çağdaş demokrasi normlarına oturtmaya çalışan Türkiye’nin, gözümüzün önünde saltanat görüntüsü veren Azeri rejimini memnun etme gibi bir nedenle bir başka komşu ülke ile ilişkilerini kesmesinin ne gibi bir mantığı olabilir?
    İkinci düşündüğün şey diye ifade ettiğim sınır açılması meselesine hükümetin benzer bir yaklaşımı oldu ve ben buna sevindim. Yanlış duymamışsam; bütün masrafları TC devleti tarafından karşılanmak üzere Ermenistandan ve diasporadan cenazeye katılmak isteyenlerin davet edilmiş olduğu söyleniyor. Belki olayın hemen ardından sınırları açmak çok radikal bir davranış olurdu ama bu davet böyle bir son ile niye neticelenmesin ki? Fransa ile Almanya arasında düşman olmayı gerektiren yüzlerce tarihi neden varken iki ülke medeni dünyanın lokomotifi olmayı başarmışlarsa (AB nin nüvesini oluşturan kömür-çelik birliği) ve komşu komşunun külüne muhtaçsa ne diye Ermenistan sınırımız kapalı kalmaya devam etsin? Azarbaycan’daki monarkların keyfi için mi?

  7. 23 Ocak 2007 - 11:28 7.levent

    Bu cinayet milletimizin üzerine kabus gibi çöktü.
    Gönül gözü açık milletimiz, bunun sıradan bir cinayet olmadığını
    anlıyor ve kaygı duyuyor.
    ABD nin kanlı savaşının bizede sıçratılmak istendiğini anlıyor
    milletimiz ve endişeleniyor.
    Bu savaş derhal sona ermeli. BM,AB,İslam Konferansı Örgütü ve
    bölge ülkeleri barış arayışına hemen başlamalı. Neo-con-İsrail
    tayfası savaşa yeni bir güç katmak için her yolu deniyor, bu
    tuzağa düşülmemeli. ABD bir çekilme takvimi açıklamaya zorlan-
    malı. Irak’a fırsatçı bir yaklaşımın olmadığı Türk Meclisi, hükümeti
    ve Dışişleri tarafından kuvvetle dünya kamuoyuna duyurulmalı.
    Iraklı Kürtlerin, Irak’ın toprak bütünlüğüne saygılı olduğunu,açık
    ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde göstermeleri halinde,
    Kürtlerle iyi ilişkiler geliştirileceği ilan edilmeli. Kerkük’ün bir Irak
    şehri olduğu ve insani mülhazalar dışında bir ilgimizin olmadığı
    açıklanmalı. Burada işlenen yüzbinlerce cinayetin bizede bulaşa-
    bileceğinin göstergesi olarak, Hırant Dink cinayeti aydınlatılmalı.
    BM kaynaklarına göre, felaket bölgelerine en etkin yardım ulaştı-
    ran ülke Türkiye. Kızılay,İHH, Deniz Feneri vd. dünyanın bu en
    yardımsever milletini , yüzbinlerce cinayeti örtercesine, yanlış
    değerlendirmelerle Muazzez milletimize haksızlık yapılmamalı.
    Buna kapı aralayan aşırılıklardan uzak durulmalı. Demokrasimizin
    ekonomimizin yakaladığı ivmeyi kuvvetle sürdürmeliyiz.
    Bu ölü toprağı dağılmalı ve Türkiye’miz layık olmadığı korku gündeminden kurtulmalı. Bu musibet, yeni açılımlara sebeb olur
    inşaallah.
    Levent.

  8. 23 Ocak 2007 - 11:47 8.Tunç

    Sayin Yaman Avci,

    Yanlis bilmiyorsam Ermenistan 1920′lerde Moskova tarafindan imzalanan Ankara anlasmasini tanimiyor. “Biz bagimsiz degildik” o yillarda, bizim topragimiz türklere verilmis” diyor.

    Ben de sinirlarin açilmasindan yanayim ama Erivan soykirim ve sinir tanima gibi konularda hasmane tutumunu birakmali. Bagimsizliklarini ilam ettiklerinde daha türk yanlisi bir idare vardi simdi ise sirtini rusyaya dayamis fanatik bir hükümet basta gibi.

    Dostlukla

  9. 23 Ocak 2007 - 15:16 9.Tunç

    CHP muhalefeti AK Parti’yi de daha sağa itmedi mi?

    Hrant Dink suikastından ötürü tüm ülkeyi ve bütün Türkleri suçlamak, kolaycılıktır. Bunu zaten Türkiye’ye karşı kan davası güden dış dünyadaki bazı odaklar oldum olası yapıyor. Daha da ötesi ASALA tetikçileri Türk diplomatlarını da alçakça vurmadı mı yakın geçmişte?
    Ayrıca Türkiye’de birileri sadece gazetecileri, farklı düşünenleri veya politikacıları cinayet silahlarına hedef kılmıyorlar ki. Sanayici Özdemir Sabancı da ideolojik bir suikasta hedef olmadı mı yaşadığımız dönemde? Ayrıca tetikçisi belli ama azmettireni meçhul cinayetlere kaç kişinin kurban gittiğini bilmiyor muyuz?
    Hrant Dink suikastında da gözden kaçırılmaması gereken bir büyük gerçek var.
    Türkiye ezici, büyük çoğunluğu ile, şiddete ve hoşgörüsüzlüğe karşı. Türk halkının siyasi eğilimlerini temsil eden kitle partileri, anayasal demokrasinin gereklerini ve Türkiye mozaiğinin zenginliğini hep gözetiyorlar. Siyasi ideolojilerinin temelinde ” Milliyetçilik ” bulunan siyasi partiler de, bir kardeş kavgasını veya ” Ya sev, ya git ” anlayışını temsil etmiyorlar.
    Burada üzerinde durulması gereken sorun, özünde ve temelde birbirlerinden farklı olmayan büyük kitle partilerinin kadroları arasındaki, anlaşılması zor olan kıran kırana kavga görüntüsü. Birbirleriyle hizmete dönük rekabeti sürdürmek yerine, birbirlerini gayri meşru ilan etmeye çalışan siyasi liderler, genel barış ve hoşgörü ortamını da bozuyorlar. Sonuçta Türkiye hem zaman kaybediyor, hem de barış ve hoşgörü ortamını istemeyen marjinal şiddet yanlıları, eylemlerine uygun ortam buluyor.
    Birincisi Türkiye zaman kaybediyor, yılları ziyan oluyor.

    ÖZAL-DEMİREL
    Örneğin 1990′lı yıllarda Özal Cumhurbaşkanıyken Başbakan olan Demirel, 12 Eylül’ün rövanşını Özal’ı boykot ederek almayı denemek yerine, geçmişte olduğu gibi Özal’ın birikimlerini kendi siyasi programı ile birleştirseydi, 1990′lar Türkiye’nin kayıp yılları olmazdı. Başlayan reformlar devam eder ve bugün Türkiye bambaşka bir noktada bulunurdu.
    Bu tutumun anlamsızlığı daha sonra Demirel Cumhurbaşkanı olunca, Kenan Evren’le kurduğu diyalogla ortaya çıkmadı mı? 2000′li yıllarımızı ziyan etmesi ihtimali bulunan gerginlik ise, ana muhalefet partisi CHP’nin, iktidardaki AK Parti ile bir ” Rejim kavgası ” sürdürmek arayışından kaynaklanıyor.
    Bu arayış sonucu CHP, Türkiye’nin AB üyeliği hedefini de bir ” AK Parti Projesi ” gibi sunup, yabancı düşmanlığını ulusalcı bir politika içinde kitlelere pompalamıştır. Örneğin muhafazakar bir parti olan AK Parti’nin TCK’ya yerleştirdiği 301′inci maddeyi, CHP eleştirmek yerine desteklemiştir. AK Parti’nin AB için gerekli reformlarda yavaşlamasını eleştirmek yerine, AK Parti’yi AB karşısında ” Ver kurtulculuk “la suçlamıştır.

    ORTAMI YARATANLAR
    Geçmişte ülkenin edebiyatçıları ve rejim tarafından hor görülen sanatçıları, hep CHP tarafından korunurdu. Oysa Türkiye’nin Nobel alan ilk yazarı Orhan Pamuk’a bile CHP sahip çıkmamıştır. Bu tabloyu hala anlamayan CHP’nin Genel Başkanı, başsağlığı dilemek için Ermeni Patriği Mesrob II’yi değil, 301′den yargılanan Hrant Dink’in diğer meslektaşlarını ziyaret etmesi gerektiğini anlamamıştır.
    Dünyadaki sosyal demokrat partilerin tam tersine CHP ülkede ” Milliyetçi-Muhafazakar-Devletçi ” bir tutum sergileyerek, zaten muhafazakar olan AK Parti’yi daha da sağa itmiştir.
    Şimdi Hrant Dink’in ve yazarların, düşünürlerin hedef kılınmasına neden olan 301′inci maddenin yapımcıları da, destekleyicileri de, Dink suikastını telin etmekte birleşiyorlar.
    Oysa el birliği ve çarpık rekabet anlayışları ile yarattıkları ortamdan yararlandı tetikçiler ve onların azmettirenleri.

    Mehmet Barlas

  10. 24 Ocak 2007 - 15:18 10.çuvaldız

    Söylenecek bir şey kalmamış ben dipten kum çıkarıyorum;
    Ülke gerçekleri*;derin devlet, cumhuriyeti biz kurduk diyen Kemalistler,kurulan bu cumhuriyeti kanımız pahasına koruruz diyen askeri kanat,aşırı milliyetçiler,Osmanlıcılar,İslamcılar,vs.hepsi ben bu ülkeyi seviyorum ona yani onu ülke yapan vatandaşına hizmet etmek istiyorum diyor.Olmuyor,zira onların da alt başlıkları var.

    Detayda,usulde anlaşamayan kollara ayrılmış onlar da.
    Kimisi ülke deyince sadece toprak,kimisi sadece anayasa,kimisi sadece bayrak,kimisi sadece türban,kimisi sadece ekonomi,kimisi sadece ırk,kimisi sadece din,kimisi sadece sınır,vs.vs. anlıyor.Ve diyor ki bu millete hizmet etmek bunlardan birine hizmet etmekle olur.

    Bunlardan birine fikren kilitlenen biri kendini ona adıyor.Sanki açılamaz bir kapının tek anahtarı kilitlendikleri o fikirmiş gibi.Böyle olmak zorunda kalıyor zira herkesin elinde bir anahtar var,her bir detay birileri tarafından sahiplenilmiş.Bu trajikomik.Birini ilk söyleyen “bu benim”diyerek patent almış gibi.Senin olanın artık benim olma hakkı kalmamış gibi.Sen Müslümanım diyorsan artık ben Müslümanım diyemiyorum çünkü sana göre, sen benden daha Müslümansın,ben Türk’üm diyemiyorum çünkü o benden daha Türk kısaca biri diğerinden”daha bir şey”!

    Biri bir konu hakkında fikir ileri sürdüğünde diğeri gerçek benim bildiğim diyor.Bu şartlar altında gerçeğe yakın olmak nedir ki?

    Gerçek bence o anahtarın üzerinde pek çok çukur ve çıkıntının olduğunun farkına varmak.Üzerinde bu çukurlar ve çıkıntılarla ancak anahtarın açma kapama işlemini gerçekleştireceğini düşünebilmek.

    Bunu yazınca birden gözümün önüne en sevdiği oyuncağı asla paylaşmak istemeyen çocuklar geldi.Sevdikleri oyuncağı verince bir daha onunla oynayamayacağını düşünen korkak,paylaşmayı bilmeyen, bencil çocuklar.

    Ülke gerçekleri bu mudur? Biyolojik gelişimleri nihayetlenmiş ama psikolojik gelişimleri sekteye uğramışların,birbirleri ile paylaşmak istemedikleri için tek dişli anahtarlara sahip olmaları ve bu yüzünden çıkan kavgalarla kapalı kalacak kapıların olması mı?

    Kendi yaşam sürelerinde o kapıları açamamış olanların o sahip oldukları anahtarları kime miras bırakacaklarını merak ediyorum.Şimdiki çocuklar sağlam kilitlerin tek dişli anahtarlarının olamayacağını bilerek büyüyorlar.Onların çocukları yokmu ki bunun farkına varamıyorlar.

    *Bir başka blogda bir kişinin yorum yapan birine “siz ülke gerçeklerini bilmiyorsunuz!”demesi üzerine aklıma geliverenler bunlar.Bizi çevreleyen şey bu ülkenin bize değen gerçeği değilmidir?Benim gerçeğim senin gerçeğinden farklı olamaz mı?Depremin merkezinde olmamak depremin varlığını bize yadsıtabilir mi?

  11. 24 Ocak 2007 - 18:06 11.fatih demir

    Istanbullulara yapilan ayrimcilikla Ermenilere yapilan ayrimciligi karsilastirmaya kalkmak ulke gerceklerini bilmemekten de otedir eksik yazmisim-lar-… Bu iki seyi karsilastirmak karsidakini aptal yerine koymaktir… Bence insanin zeki oldugunu dusunmesinde bir sakinca yoktur ama karsi tarafin aptal oldugunu dusunmesi kabul edilebilecek birsey degildir.

  12. 24 Ocak 2007 - 19:59 12.çuvaldız

    Haklısınız fatih bey,
    Yukarıdaki yorumda tam da bunu demek istemiştim.Anahtarın tek çıkıntısı olduğunu düşünmek karşındakini aptal yerine koymaktır,yorumuma katkı yapmanızdan memnun oldum.

    Bu arada aklımda kaldığı kadarı ile parmağınız incinmişti umarım iyileşmiştir :)
    Sağlıkla,

  13. 24 Ocak 2007 - 21:49 13.çuvaldız

    Fatih bey,düşünmenin, karşılaştırma yapmanın,karşındakinden daha akıllı olduğunu yada karşındakinin daha aptal olduğunu ortaya koyma
    yolu olduğunu hiç düşünmemiştim.
    Düşünmenin gerçek amacı bumudur sizce,yani daha zeki olduğunu teşhir edebilecek bir yol aramak!Bu nedenle mi eğitim sistemimizde hep hocalar benim dediğim doğrudur,siz düşünmeyin sadece ezberleyin der öğretmenler?Bakın sayenizde yeni birşey öğrendim.
    “Düşünmek,yani daha zeki olduğunu teşhir edebilecek bir yol aramaktır!”Bu çıkarım için teşekkürler.

  14. 25 Ocak 2007 - 03:11 14.fatih demir

    Cuvaldiz bey/hanim,
    Hem daha once hic dusunmemistim demissiniz yorum 13′te, hem de 12′de direkt olarak oyle dusundugunuzu soylemissiniz. Hangisine gore cevap vermemi istersiniz?

  15. 25 Ocak 2007 - 08:37 15.çuvaldız

    Sn.Demir,
    Istanbullulara yapilan ayrimcilikla Ermenilere yapilan ayrimciligi karsilastirmaya kalkmak ulke gerceklerini bilmemekten de otedir eksik yazmisim-lar-… Bu iki seyi karsilastirmak karsidakini aptal yerine koymakti(cevap 12)
    Bence insanin zeki oldugunu dusunmesinde bir sakinca yoktur ama karsi tarafin aptal oldugunu dusunmesi kabul edilebilecek birsey degildir. (cevap 13)
    Analadım siz satır satır cevap ve açıklama istiyorsunuz.:)))

  16. 25 Ocak 2007 - 20:30 16.fatih demir

    Cuvaldiz Bey/hanim,
    Kendinizle celisiyorsunuz. 12′de dediginizi 13′de daha once dusunmemistim diyerek inkar ediyorsunuz.
    12′de acikca

    “Yukarıdaki yorumda tam da bunu demek istemiştim.Anahtarın tek çıkıntısı olduğunu düşünmek karşındakini aptal yerine koymaktır,yorumuma katkı yapmanızdan memnun oldum.”

    dedikten sonra yani “karsidakini aptal yerine koymanin” ne demek oldugunu bildiginizi ifade ettikten sonra yorum 13′te

    Fatih bey,düşünmenin, karşılaştırma yapmanın,karşındakinden daha akıllı olduğunu yada karşındakinin daha aptal olduğunu ortaya koyma
    yolu olduğunu hiç düşünmemiştim.

    demeniz ve sonra sanki bunlari hic dememis gibi yine icerik yerine baska seyler hakkinda gorus bildirmeniz yine “karsidakini aptal yerine koymak” olmus…
    Parmagim konusunu anlamadim??? Eger bu bir metafor ise anlamadigim birsey daha once hic duymamistim… Yok eger fiziki birsekilde bir sey duydu iseniz yok Allaha sukur parmaklarimin durumu iyi…

  17. 25 Ocak 2007 - 21:33 17.çuvaldız

    fatih bey,
    Ortada çelişen birşey yok sadece sizin aceleciliğiniz var.Yukarıda ilk yaptığınız yorumu burada yazmış olduğum yorum için yaptığınızı düşünmüştüm,sonra bu yorumu Mustafa akyol’da yazmış olduğum örneklere istinaden yaptığınız fark ettim.Anlatmaya çalıştığım örneklerimi verirken kimseyi aptal yerine koymadığımdır,ve bunu yapanlaraın olduğunu bunu da tasvip etmediğimdir.
    Hemfikir olduğum karşındakini aptal yerine koyanları onaylamadığım,
    karşı olup hiç aklıma gelmeyen ise örnek verirken baikalarını aptal yerine koymayı düşünmemek.

    Aşağıda ısrala cevap almaya çalıştığınız ve hatta gelip burda tekrar yorumladığınız örneklemelerime karşı yaptığınız yoruma Mustafa Akyol’da verdiğim cevap var.Siz buarya taşıdığınıza göre belki cevabımla ilgilenirsiniz.(siz saçma sapan ve aptalca demişsiniz ama bazı şeyleri kırıp dökmeden anlatma yolu ordan öyle gözüküyorsa sizin bu bakışınızı değiştirmem mümkün değil ve üstelik bu amacım da değil)

    Parmak konusuna gelince uzun sayılmayan bir süre önce Jazetta da incittiğinizi yazmıştınız.Aşırı alıngansınız sanırım.İnsanların sağlıkları ile paylaşmışlarsa ilgilenirim.

    Huzurla,

    Sn.F.Demir,
    ” Hic utanip SIKILMADAN bir irka karsi yapilan ayrimciligi, sacma sapan ayrimciliklarla esitlenmesi yaniYok aslinda onun daha otesini orneklemek daha “mantikli” olabilir… Mesela su ornek nasil : “Ermeniler ve diger azinliklar buyukada da toprak lairken Turklerden daha sanslilardir.Vay beeee…. Desenize adamlar gul gibi yasiyorlar burda… Varlik vergisi falan ne olacak…adam devletine korunmasi gereken “Turk”luk kavramindan daha yakin… En azindan daha cok vergi veriyor… …”Fatih Demir

    Utanıp sıkılmak mı?Neden?Örnekler illa can mı yakmalı?Siyasi düşüncesinden dolayı işkence gören yada idam edilenleri mi yazmalıydım?Haklısınız!
    Hatırlanabilecek en yakın örnek Atilla Yayla.Sizce bu ayrımcılık değil mi?Hakları elinden alınmadı mı?Can yanmayınca neyin ne olduğu anlaşılmıyor.Bir şehit annesi feryat etmedikçe biz kiminle ne için savaşıyoruz neden canlarımız ölüyor diye sorulmuyor.X holdingin falanca sahibinin oğlunun terörle mücadele ederken şehit düştüğünü hiç okumadım.Ya siz?
    Kilitlendiğiniz mesele bir bütünün parçası.
    Hrant Dink temmuz 2005 de yazdığı bir yazıda milliyetçilik tekrar tırmanıyor demiş.Ve 19.01 07 tarihli yazsında da bu ülkede güvercinlere dokunulmaz demiş ve eklemiş son zamanlarda bu güvercin tedirgin diye,bunları yazan bir Ermeni.Bir başka ülkede Hırıstiyan Hıristiyana yaşamaktansa Müslümanla yaşamayı tercih ederim de demiş.

    Haksızlığa uğrayan bir tek kişi dahi olsa hak savunulmalı ama hakedilen şeylerin değerleri mukayese edilmemeli.
    Bir hakkın diğerinden daha önemli olduğuna yada değerli kim karar verebilir?

    Çoğunluk olup da azınlık kadar hak sahibi olamamak da acı değil mi?(buradaki azınlık ırk anlamında değil)

    Tüm insanlar için hak talep etmek değilmidir doğrusu?Irka,dine,sayıya bakmadan!

    Bu sadece size hitaben;Saçma sapan da olsa ifade özgürlüğümü kimseye hakaret etmeden kullanıyorum,fikirlerimi fikirler üzerine inşa ediyorum,hakaretvari tanımlamalar üzerine değil.

    Saygılar,

    Yazan: çuvaldız Tarih: January 24, 2007 07:52 PM

    Not:basiretli insanlar kendi adına yorum yaparak fikirlerini anlatabilir,başkaları için yaptığınız telaş sizi yanlış sokaklara sokmasın.

  18. 27 Ocak 2007 - 10:10 18.kuzucuk

    Hepimiz Birer Bayram Ali Hocayız” denilebilinir mi?

    Hırant Dink’in ölümü ve cenazesinin sonuçları birçok açıdan oldukça düşündürücüdür. Tetiği çekenler birer zavallıdan başka bir şey değildir. Aslında olay bu kadar basit de değerlendirilemez, bu çocukların bu eylemlerde kullanılıyor olmasının üzerinde ayrıntılı olarak durulmalı. Durup dururken, hiç tanımadıkları bilmedikleri, görmedikleri, yazılarını okumadıkları Hırant Dink’i niçin ve nasıl öldürebiliyorlar? Deniliyor ki “Hırant’ın yazdıkları beni rahatsız ediyor” Peki kim okuyordu ki Hırant’ın yazılarını, kim görüyordu ki? Hele bu zavallı çocukların bir tek satır dahi okuduklarını düşünemiyorum. Bu kadar okuma dikkati olan ben bir gün bile onun bir tek makalesini, yazısını okumuş değilim. Medyada tartışma konusu olan demeçlerin dışında ne görmüş ne bilmişiz Hırant Dink’i. Bunlar da ona nefret etmemizi gerektirmez. Bu açıdan bakılınca tetiği çeken çocukların zavallılığı basit bir olay olarak da düşünülemez haklı olarak. Ama bu çocuklar bu cinayetleri niçin işlerler? Bu çocukların eline tetiği çektirten psikoloji nedir? Bunlar çok basit olgular olarak görülebilinir. Bunu üzerine düşülmeli.

    Türkiye’de cinayetlerin ve toplu ayaklanmaların da bir tarihi dönemeci vardır. Bu tarihi dönemeçler iyi irdelenmeli.

    Burada bir de sorunun asıl temellerini irdelemede yarar var. Bir toplumun, bir milletin asıl değerlerini çeker alırsanız ve onun yerini temeli olmayan şeylerle doldurmaya çalışırsanız o boşluk dolmaz. İnancın yerini ancak inanç alabilir. Din, insan hayatında en önemli bir faktördür. Ateizim tanrısı olmayan bir dindir. Ama bu din tutmamıştır. Bugün laiklik de bir din konumunda algılanmaktadır. İşin ilginç tarafı, Türkiye’de laiklik adına insanlar İslâm dininden uzaklaştırıldıkça, insanlar daha çok Hıristiyanlığa yaklaşmaktadırlar. Hirant Dink’in cenazesine katılanların psikolojisi budur. Bunu neye dayandıracağımız üzerinde durulacaksa, deriz ki, yakın zamanda iki İslâm âlimi öldürüldü. Gerek medya ve gerekse laik kimseler bu konuyu tersine öylesine işlediler ki bir büyük nefretin oluşumuna katkı sağladılar. Başta medya olmak üzere hiç kimse bu cinayetin perde arkasını irdelemediği gibi, camide cinayeti işleyen tetikçinin ölümünü düşündü, onun üzerinde durdu. Dolayısıyla, bu menfur cinayetin ardında bu kesimler hiç biri, hiçbir kimse “Biz Bayram Ali Hocayız” demedi, diyemedi. Bu kesimlerden hiçbir kimse, cinayetin işlendiği yere yaklaşıp oraya bir çiçek bırakmadı. Neredeyse ölen Bayram Ali Hoca bir katilmiş gibi bir izlenim oluşturuldu. Cemaatin içi irdelendi, evlere kapılara dayanıldı. Dolayısıyla, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Türkiye’deki sekülerler Müslümanlardan ve İslâm’dan o kadar çok nefret ediyorlar ki bunun karşı tepkisi olarak Hırant Dink’e sarılıyorlar. Hırant Dink mağdur ve mazlumdur. Bunu önceki yazımızda irdeledik. Şöyle bir soruyu sorma hakkını elbette kendimizde buluruz: Ey sekülerler, Bayram Ali Hocayız” diyebilir misiniz? Bu önemli bir soru. Bu ülkeyi düşünen insanlar olarak, bütün cinayetlerin ve katliamların karşısında durup bir yürek olabilir miyiz?

    Ben kendim adıma evet ben dururum derim. İçimizde gezinen, bu zavallı tetikçilerin arkasındaki güçleri saptamada, onları deşifre etmede, dışlamada bir birlik oluşturmaya var mıyız, yok muyuz?

    Tabii burada işin ilginç yanı ve ülkemiz adına vahim olan yanı insanlarımız sekülerleştirildikçe İslâm’a düşman oluyorlar. Ardından da, zamanla bunlar Hıristiyanlığa ve yabancı düşüncelere sempati duyuyorlar, Dahası sahipleniyorlar. Şundan o kadar eminim ki, İslâmî duyarlılığı olanlar iktidarda olsa, biz Allah korusun bir Hıristiyan ülke ile savaşa tutuşsak, sekülerler onların yanında yer alırlar.

    Bu cinayet işleyenler veya işletenler amaçlarına ulaşmışlardır. Bir taşla birkaç kuş birden vurulmuştur. Burada maktul, mazlum ve mağdur olan Hırant Dink sahiplenilmemiştir. Burada bu cinayeti işleyenler Türkiye’ye, Müslümanlığa, İslâm’a dolaylı bir darbe vurmuşlardır. Sanki cinayeti işleyen sahih bir Müslüman’mış gibi yapılarak İslâm karşıtı bir gösteriye dönüştürülmüştür. Uğur Mumcu cenazesindeki psikoloji Hırant Dink’in cenazesindeki psikoloji aynıdır. Oysa tetiği çektirenler aynı güçtür. Çekenler ise onlara hizmet eden zavallılardır.

    Trabzon ile ilgili irdelememizi de sonra yapalım.

    Ali Haydar HAKSAL - Milli Gazete

Trackback This Post | Subscribe to the comments through RSS Feed

Yorum Ekleyin...