Arada kalmak
“Durmadan sallanan bir evde oturan ve elden geldiği kadar eski malzemeleri kullanıp, eskisinin yanına yeni bir ev inşa etmeye çalışan birisine benzetiyorum kendimi. Bununla birlikte, tam da inşaatın ortasında gücümün tükenmesi canımı sıkıyor. Çünkü artık elimde, sallanıp dursa da hiç olmazsa herşeyi tamam bir ev yerine, bir tane yarısı yıkılmış, bir tane de yarısı yapılmamış ev bulunuyor, daha doğrusu hiçbir şey bulunmuyor. Bundan sonrası tam bir kafayı yeme öyküsüdür; iki ev arasında yapılan bir tür kazak dansıdır. Çizmelerin topuklarıyla kazdığı ve kenara attığı topraktan bir mezar ortaya çıkıncaya kadar sürdürülen bir kazak dansı… ” (*)
Bu kısa pasajı, karşılaştığımız pekçok şeyi açıklamak için kullanabiliriz. İdealler ve gerçekler, ikiye yarılan ya da arada kalmış felsefî düşünceler vb gibi.
Bugün bir arkadaşımla konuşurken, yaşadığı bocalamayı görünce geldi aklıma bu pasaj.
Bir süre Batı merkezli bilim, edebiyat, sanat, siyasal düşünce ya da felsefe ile iştigal etmiş, ama yetiştiği köken itibarı ile muhafazakar bir çevreden gelme kişilerden bazıları, derin bir bocalamaya giriyorlar.
İçinden geldiği kültürün sorgulanması ile bir başka kültür ve medeniyete olan hayranlığın eşzamanlı olarak gerçekleşmesi, çoğu kez ortaya yeni bir şey çıkartmadığı gibi kişiyi Kafka’nın alıntıladığım pasajındaki ruh haline sokup neredeyse ortasından ikiye yarıyor. Ne Musa’dan kopabilen ne de İsa’yı kabullenebilen bir ruh haline..
Herşeyden önce kişinin neye itiraz edip, neyi kabullendiğini ve hangi alanlarda sağlam zeminlere bastığını iyi bilmesi gerekiyor. İçine doğduğumuz ve benimsediğimiz kültüre ait olan ya da olmayan unsurlara (veya başka kültürlere) dair fikir edinirken, yüzeysel, kulaktan dolma bilgilerle veya birkaç kitap karıştırarak kesin kanaatlere varmamamız gerek.
Bu yaklaşım yarım doktorun candan etmesi gibidir; kültürel anlamda ölümcül bir netice verebilir. Eğer yeterince incelenirse görülecek olan şey şudur: Ne ‘eski’de, yeniyle karşılaştırılıp bocalamaya sebep olacak kadar çok olumsuzluk ne de ‘yeni’de hayran olunacak kadar çok iyi özellik vardır.
Sadece bir örnek olması babından söylüyorum. Murat Karun’un bir yazısından:
(Vatan’dan Mutlu Tömbekici’nin şu yazısındaki “Dünyaya en çok zarar vermiş şey nedir diye sorsalar “din” derim” cümlesine cevaben)
Tum Hristiyan Hacli Seferleri 58,000-133,000 arasinda insan oldurdu.
Dinle alakasi olmayan Ateist Komunizm takriben 85 MILYON insan oldurdu! (gayet muhafazakar bir tahmindir). Takriben 25 milyon Bolsevikler/Stalin tarafindan Rusya’da, 65 milyon Mao Zedong tarafindan Cin’de. Bunun Kambodiya’si da var.. Cok hazin bir tablodur. Ve dinle alakasi yoktur.
Dunyada en cok insan kaybina sebep olmus (zararin nihai olcutu) hem ideoloji hem bu ideolojinin silahlarini saglayabilmis olan sey endustriyellesmedir. Sadece I. ve II. Dunya Savaslarinda hayatini kaybeden milyonlarla, tum dini savaslarinda olenleri kiyaslayamazsiniz bile.. Endustriyellesme hem “otekinin” kim oldugunu tanimlamis hem kaynak yarisini kizistirmis, hem de kitle imhayi gerceklestirecek silahlari saglamistir.
I.,II. Dunya Savaslarini gecin (ki yarattigi olu sayisi onlarca milyonlarca olculur), isterseniz ondan oncesine, 1898 yilina gidelim. Nil Nehrinin karsisinda Omdurman diye bir bolgede Ingiliz askerleri ilk kez Maxim adinda bir makineli tufegi, kendilerine isyan eden Mahdi liderligindeki Dervis savascilarina karsi kullandilar. Bu makineli silahtan sadece 6 tane getirilmisti. Sonuc: 28 Ingiliz olusune karsiliik 11,000 Dervis askeri hayatini kaybetmistir! Muharebeyi (!) seyreden bir gozlemci, “buna carpisma demek mumkun degil, bu dupeduz bir idamdi” yorumunu hatiralarina yazmistir. Ve bu sadece ufacik bir savas sahnesiydi.
İlericilik-gericilik. Modernlik-çağdaşlık/ilkellik. Neye göre? Kavramlar ne kadar yapay ve değişken, değil mi?
Zararın nihai ölçütü olarak can kaybını alırsak (ki gayet makul bir kıstastır) dünyanın en barbar yüzyılı 20. yy olarak görülüyor. Öte yandan insanlık için hayatı kolaylaştıran pekçok gelişme de aynı yüzyılda yaşandı. Çocuk ölümleri azaldı, insan ömrü uzadı, pek çok hastalığa çare bulundu. İnsan hakları açısından da görece iyileşmeler var vs. Ancak, önce insanlığa büyük kayıplar yaşatıp, acılar çektirmek, sonra da çözümler bulmak ne derece iyileşme ve teselli olabilir, üzerinde ciddi olarak düşünmek gerek. Ayrıca gelişimin çevre üzerindeki etkileri, yeni yaşam tarzlarının getirdiği köklü değişiklikler ve tüm bunların insan üzerindeki olumsuz yönleri de ciddiye alınması gereken unsurlar.
Fikrî olarak derinleşmek büyük zaman ve emek gerektiren birşey. Bu konuda pekçok zeki insan kafa yormuş. Ömrünü kitapların ve beyin sancılarının arasında geçirmiş. Dünyanın hallolamayan, kesin bir çözüme kavuşturulamayan o kadar çok sorunu var ki, belli düşüncelere demir atıp ahkâm kesmek, herşeyi halletmiş, unları elemiş, elekleri asmış tarzlarda yüksek perdeden akıllar fikirler vermek, makul ve kafası çalışan insanların yapacağı şeyler değil.
Hâl bu iken, bir de bu tekâmül etmemiş ve getirdiği çözümden çok daha derin yeni sorunlara yolaçmış düşünceler için kesin kanaatlere varma özentisi uğruna, çürük iplerle kuyulara inmeye kalkmak, bocalamaya düşmek hiç anlamlı değil.
Arkadaşıma Aliya İzzetbegoviç’in “Doğu Batı arasında İslam” adlı kitabını okumasını tavsiye ettim.
Ve sonra tekrar görüşmek için sözleşip ayrıldık.
—
(*) Franz Kafka - Defterler.
Not: Bu yazıyı 28 Ağustos 2008′de kişisel bloguma yazmıştım.





18 comments
Katılıyorum.Toplumsal ve iktisadi sorunlar konusunda hazır teorileri ve reçeteleri olanlara ve belli düşüncelerde sabitlenmiş olanlara hayran oluyor,kendimde bir eksiklik hissediyordum. Anormal değilmişim demek ki.
Bu 85 milyon işi sağcıların atmasyonu gibi geldi. Teknik olarak bu mümkün mü? Atom bombaları bile milyonu tuttaramadı ölü sayısı olarak. Bir de Yahudilerin atmasyonu var 6 milyon Yahudi Holokostta öldürülmüş diye. Bence uçuyorlar.
Murat beyin kaynağının ne olduğunu bilmiyorum.
Ama “atmasyon gibi geldi” demek yerine kaynaklara müracat edip yanlışsa yanlışlığını göstermek daha makul olabilir.
Çin ve Sovyetler’in kapalı ülkeler olması bilgi edinme konusunda bir çok sorunu beraberinde getiriyor.Doğru istatistiklere ulaşmak sıkıntılı.Bu da insanlara iyi bir atma serbestiyeti sağlıyor.
Çin için düşünelim. 65 milyon insanın kafasına birer kurşun sıksanız bile çok maliyetli bir iş.
İnternet çöplüğünden doğru bilgi çıkarmak meşakkatli oluyor.Rakamlar çok değişiyor.Bazen İkinci Dünya Savaşında ölen Rus askerlerini de Sovyetlerin hesabına yazıyorlar.Oysa ki Nazilere karşı öldüler.
Bir başka görüş:
How Many Were Killed by Communists in the Name of Atheism & Secularism?
No bey,
Bu konularda (eskiden?) cok konusulan kaynak suydu:
http://en.wikipedia.org/wiki/The_Black_Book_of_Communism
Itirazlar ve baska hesaplar icin de linkler olmali orada.
Merhaba;
Son iki Dünya savasina bakildiginda bunlarda “din” felsefesinin insanlari birbirine düsürdügünü ve bu iki savasin bu sebeplerle ciktigini iddia etmek mümkün degil. Bu savasin cikisina aslinda dinin vaz ettigi prensiplere karsi cikan insanlarin sebep oldugu bile ileri sürülebilir.
Bocalama dediginiz dogu-bati, modern-geri kavramlari etrafinda yasanan ve aslinda cagi iyi okuyamamaktan kaynaklandigini simdi düsündügüm halleri özellikle Almanya´ya ilk gelsimde yogun sekilde yasadim.
Kendimi, inanclarimi dogru bildigim seyleri, bazi ezberlerimi cok yogun sekilde bir muhasebeden gecirdim.
Burada detaylara girmeyecegim.
Ancak yasananlari dogru okuyabilmek ve anlamlandirabilmede herhangi bir gel-git yasamadim. Yani kendi konumumun dine uygunlugun sorgularken dinden bir kere bile süpheye düsmedim. (Dini sorguladigim yillar cok eskiye gider.)
Türkiye ile Avrupa´yi karsilastirmak ve ikisini yakindan tanimak insanin cagini iyi okuyabilmesi icin elzem.
Hele hele; hani din-teknoloji karsilastirmalarini yapanlarin teknolojiden bihaber oluslarini tespitle beraber bizzat teknolojik süreclerin nasil yasandigini gözetlemek insanin epey ufkunu aciyor.
Mesela cok iyi bir mühendissiniz ancak insan davranislarinda olmazsa olmaz saydigimiz *nezaket, nezafet ve digergamlik gibi dinin insana kazandirdigi hasletlerden uzaksaniz, hayatiniz robot gibidir, cevrenizdekiler de aynidir.
Bu gün insanlarimizin cagi iyi okuyamamasi ve hallerinden sikayet etmelerinde en büyük amil ise yanlis bir varlik algisi.
“Teknoloji yoktu, insan beyni daha geriydi” tezlerini ileri süren düsünceleri kendi nefsimle cok tartistim. Aklima gelen cok örnekler oldu, simdilik iki madde yazayim
Sosyallik: O zamanki insanlarin mesela bir deve kervani oldugunu düsünelim, 1000 deve olsun. Bin deve bugünkü imkanlarla düsünüldügünde 80-90 kamyon yüke tekabul eder.
Bir sehirdeki insanlarin cagimizda bir araya gelip 100 kamyon malla ticaret yapmasindan daha zordur. Bu gün bile üc kisi bir is icin bir araya gelsek, birinin aykiri sesler cikardigi bir durumdayiz.
Insan organizasyonlarina bakildiginda gecmiste insanlar daha ileri idi belki de. Tabii bunlar benim sahsi yorumlarim.*Simdi Almanlarin asosyalligini, kabaligini, nezaketsizligini düsünüyorum. Sosyal iliskilerin zayif olmasinin sebebi egozentrik egitim.Insan paylasmayi istemiyorsa hayvandan ne farki kalir? Bu cagin en büyük hastaligi da bu egoizm degil mi?
Sahsiyet insaasi: O zamanki insanlarin biraraya gelisinde gündemleri vahiyle beraber sahsiyet insaasi idi. Simdiki insanlarin biraraya gelis sebepleri nelerdir? Futbol maci, kahvehanede okey oynamak, kari kiz muhabbeti. Kendileri icin faydali olan seyleri bile daha cok maddi amaclarla yapiyor insanlar. Üni´de okumak gibi.
Bu da insanlari birbiriyle rekabet icindeki bir varlik algisi icinde rakipler haline sokar.Yanlistir, hayat dayanismadir bizim inancimiza göre.
Devam edebilirim ama, cevap gelirse farkli acilimlar yapilir belki.
Selamlar
Atilla Yayla’nin bir kitabinda buna yakin bir rakam gormustum, gozlerime inanamistim, kontrol ettim. Orijinal yazinin kaynagini bilmem ama rakam 100 milyona yakin, Yayla’nin bahsettigi totaliter sosyalizm’in katlettigi insanlara atfedilen bir memorial yapilmis.
http://en.epochtimes.com/news/6-10-2/46561.html
Mister No,
Çin’de benim bildiğim kadarıyla toplu katliam yok. O 65 milyon kurban, yanlış endüstri-tarım politikası sonucunda ortaya çıkan kıtlıktan dolayı ölenlerdir.
Suat bey,
Zararın nihai ölçütü olarak can kaybını alırsak (ki gayet makul bir kıstastır) dünyanın en barbar yüzyılı 20. yy olarak görülüyor.
Bunu tersini iddia edenler var. Bir link vereyim:
http://www.edge.org/3rd_culture/pinker07/pinker07_index.html
(Bunun sunumu da var TED’de, seyretmek isteyen arasin).
Sovyet Rusya ve Çin’i ateist olarak görmek ve ölümleri ateizmle ilişkilendirmek komik kaçmış gibi geldi bana. Bu ülkelerde de Tanrı vardır. Tanrıları bilinen dinlerinkinden biraz farklıdır elbette. Onların Tanrısı DEVLET’tir. Devlete taparlar. Onun için bu ülkeleri ateistlikle bağlantılayarak bu ülkelerin neden olduğu ölümleri ateizmle ilişkilendirmek pek akıl karı bir hareket değil kanımca. Ayrıca 2. dünya savaşındaki ölümleri nasıl olup da ateizme bağlamış Murat Karun anlamak mümkün değil. Hitler’in ateist olduğunu sanacak kadar saf arkadaşlar elbette vardır ama Murat Karun’dan daha aklı başında bir yorum ve değerlendirme beklerdim. Yakışmamış.
Tabi bir de şöyle bir durum var. Haçlı seferlerinde ölenleri o günkü Dünya nüfusuna oranlarsak nasıl bir sonuç ortaya çıkıyor diye araştıran var mı? Bir deneyin isterseniz :)
Absurdo,
Bence bu meselede din derken ilahi dinlerle diğerlerini benzer şekilde görmek yanlış. Hep söylenir ya, dinler çok savaşa neden oldu diye. Kasdedilen de ilahi dinler olur genellikle. Dolayısı ile aksi bir durum gösterilince ilahi kökenlilere (ya da öyle olduğu iddia edilen dinlere karşılık) karşıt konumda olan ideolojilere bakmak gerekir. (Karun’un alıntı yaparak çıkış noktası yaptığı yazı ilahi dinleri kasteder nitelikte çünkü.)
Sizin yaklaşımınızla ateizm de bir dindir deyip işin içinden çıkmak mümkün.
Sizin kıyaslamaya giriştiğiniz verilerle Hitler’in alakası yok. Karun, Hitler’i nerede ateist yapmış, onu da göremedim. Yazıda komünizmden rakamlar verilmiş sadece. Dünya savaşlarını ise “dinle alakası yok” diye tanımlamış.
(Bundan bağımsız olarak söyleyeyim; Hitler’in darwinist bir eğilimi vardı. Nazi ideloglarının ari ırk noktasındaki en önemli felsefi dayanakları darwinizmdi. Hitler’in pekçok sözünde bu darwinist düşünceyi görmek mümkün. Bu o zamanki faşist öğretilerde başat bir düşünceydi. Arî ırk düşüncesi bununla direk ilişkili. Darwinist düşünce -en azından o zamanlar- saf bir materyalizmdi, bu ideolojinin doğaya doğrulatılma çabası idi. Ama dediğim gibi Karun bu kısma girmemiş hiç. Nereden çıkarttınız anlayamadım.)
Haçlı seferlerinde ölenleri kıyaslamak için o zamanki dünya nüfus tahminlerine bakabiliriz.
Dünya nüfusunun çok hızlı biçimde artmaya başlamasının tarihi çok eski değil. Dünya nüfusunun 2 milyardan 5 milyara çıkmasının geçmişi sadece 50-70 yıldır.
Miladın başında dünya nüfusunun 300 milyon olduğu tahmin ediliyor. 1500′lü yıllarda da 600 milyon. Haçlı seferi zamanında da ikisinin arası diyelim: 450 milyon. 1900 yıllarında ise nüfusun 1.7 milyara ulaştığı tahmin ediliyor. Yani aradaki nüfus farkı yaklaşık 4 kat kadar. Haçlı Seferleri sırasındaki ölü sayısının en üst sınır olan 133.000 olduğunu varsaysak;
450 Milyonda 133 Bin
1.7 Milyar’da 85 Milyon
gibi bir şey ortaya çıkar ki, artık bu hesaba göre kimin oranı ezici olarak fark atmıştır herhalde görülebiliyor.
(Bu hesaplar böyle yapılmaz da siz öyle söylediniz diye yaptım. Bülent beyin verdiği linki okumadım henüz ama mesela Moğol istilası sırasında da insan katliamının çok çok büyük olduğu söylenir. Oradaki zaiyat Haçlı seferi ile falan da kıyaslanamayacak kadar çoktur. Ve o da dini bir savaş/istila değildi. Özetle bir şeyleri ezberlerle savunmanın, “din savaşı şuna sebep oldu, dinler şöyle yaptı böyle yaptı deyip bol keseden sallayanlara yönelik iyi bir cevap yukarıdaki veriler. )
@Suat
Haçlı seferlerinin ardındaki motivasyonu göz önüne alırsan o 133.000 kişinin öldürülmesinin ardındaki temel neden sence nedir? Din burada nasıl bir faktördür?
II. Dünya Savaşı’nın ardındaki motivasyon sence nedir? Savaşın patlamasında ve milyonlarca insanın ölmesinin en temel olarak gördüğün 3-5 nedenini sıralayabilir misin?
Hitler’in nasyonal sosyalizminin ateizmle uzaktan yakından bir ilgisi var mı?
Hitler’in darwinist eğilimli olduğunu görüşüne nerden kapıldığını merak ettim. Bununla ilgili bildiklerini paylaşırsan sevinirim. Atalarının siyah Afrikalılar olduğunu ve temelde tüm insanların aynı kökene dayandığını söyleyen bir teoriyi kabul eden bir Hitler’i nedense gözümde canlandıramadım da onun için soruyorum. Safi merak yani. Ayıptır söylemesi meraklının daniskasıyımdır da :)
Da Vinci,
Din hiç savaşa neden olmaz diye bir şey mi söylenmiş yukarıda? Tönbekici’nin argümanı belli, onu çürüten örnekler de ortada. Sağ kulağı sol ele tutmaya çalışmanın alemi yok. Eğer bir gün din hiçbir kötülüğe vesile ve motivasyon aracı olmamıştır şeklinde bir yazı yazacak olursam ancak o zaman bu sözüme karşılık geçerli olur bu itiraz. Böyle ters mantıkla boşa laklak çalmaya gerçekten vaktim yok. (Artık aş bu gol atma çabalarını sen de, olmuyor işte bak. )
II. Dünya savaşındaki motivasyonlar ve savaşın nedenleri ile alakalı yakında bir kitabım çıkacak. Doyurucu cevabı ancak böyle verebilirim sanıyorum. İlk olarak bir tane imzalayıp sana gönderirim. Konuyla alakalı kısımları oradan okunabilir. (Birşeyler için kullanılan motivasyonlar ile bizzat savaşın sebepleri arasındaki ilşkiler de yeralacak muhtemelen kitapta. Umarım daniskalı merakını giderir:)
Hitler’in ‘Kavgam’ını okudun mu? Orada pekçok sözü var Hitler’in ve bunlar sosyal darwinist argümanlarla tamamen aynı. Hitler açık biçimde bu güçlü olan kazanır, üstün ırk-aşağı ırk, evrimleşmesini tamamlayan-tamamlamayan vs gibi düşüncelerden etkilenmiştir.
Kaldı ki Absürdo’ya verdiğim cevapta yazı konusu ile Hitler’in direk alakasının olmadığını da söyledim. Yani Hitler inançlı bir Hristiyan, abdestinde namazında bir müslüman bile olsa bu yazıda işlenen konuyla alakası yok durumunun. Çünkü 2. Dünya savaşı bir din savaşı değildi. Temel nokta bu.
–
Şunu söyleyim ki bazı yorumları/nı okuyunca siteyi yorumlara kapatasım geliyor. Nedenini yukarıdaki kısmî ironiden de anlamışsındır zannederim.
Da Vinci;
Hacli seferlerinin ateistlere karsi yapildigini bilmiyordum.
Konunun giridigi mecra ile ucundan biraz alakali baska bir link vereyim. George Orwell’den 1940′ta yazilmis. Yazidan bir alinti:
Brotherhood implies a common father. Therefore it is often argued that men can never develop the sense of a community unless they believe in God. The answer is that in a half-conscious way most of them have developed it already. Man is not an individual, he is only a cell in an everlasting body, and he is dimly aware of it. There is no other way of explaining why it is that men will die in battle. It is nonsense to say that they do it only because they are driven. If whole armies had to be coerced, no war could ever be fought. Men die in battle — not gladly, of course, but at any rate voluntarily — because of abstractions called ‘honour’, ‘duty’, ‘patriotism’ and so forth.
All that this really means is that they are aware of some organism greater than themselves, stretching into the future and the past, within which they feel themselves to be immortal. ‘Who dies if England live?’ sounds like a piece of bombast, but if you alter ‘England’ to whatever you prefer, you can see that it expresses one of the main motives of human conduct. People sacrifice themselves for the sake of fragmentary communities — nation, race, creed, class — and only become aware that they are not individuals in the very moment when they are facing bullets. A very slight increase of consciousness and their sense of loyalty could be transferred to humanity itself, which is not an abstraction.
Mr Aldous Huxley’s Brave New World was a good caricature of the hedonistic Utopia, the kind of thing that seemed possible and even imminent before Hitler appeared, but it had no relation to the actual future. What we are moving towards at this moment is something more like the Spanish Inquisition, and probably far worse, thanks to the radio and the secret police. There is very little chance of escaping it unless we can reinstate the belief in human brotherhood without the need for a ‘next world’ to give it meaning. It is this that leads innocent people like the Dean of Canterbury to imagine that they have discovered true Christianity in Soviet Russia. No doubt they are only the dupes of propaganda, but what makes them so willing to be deceived is their knowledge that the Kingdom of Heaven has somehow got to be brought on to the surface of the earth. We have not to be the children of God, even though the God of the Prayer Book no longer exists.
The very people who have dynamited our civilization have sometimes been aware of this, Marx’s famous saying that ‘religion is the opium of the people’ is habitually wrenched out of its context and given a meaning subtly but appreciably different from the one he gave it. Marx did not say, at any rate in that place, that religion is merely a dope handed out from above; he said that it is something the people create for themselves to supply a need that he recognized to be a real one. ‘Religion is the sigh of the soul in a soulless world. Religion is the opium of the people.’ What is he saying except that man does not live by bread alone, that hatred is not enough, that a world worth living in cannot be founded on ‘realism’ and machine-guns? If he had foreseen how great his intellectual influence would be, perhaps he would have said it more often and more loudly.
@Muzaffer Kazım
Ben de bilmiyordum. Öyle miymiş?
@Suat
Ben de öyle birşey diyen oldu demedim zaten. Murat Karun’un olaya girişi biraz yamuk geldi bana. “Dünyaya en çok zarar vermiş şey nedir diye sorsalar ‘din’ derim” diyen birine cevap verirken ölü hesabına girmek ne derece akıl kârıdır bir yaklaşım? Hangi nedenle daha çok kişi öldüyse o şey daha kötüdür diye birşey mi var?
Tamam kitabın çkınca sana adresimi gönderirim postalarsın.
Yok okumadım. Ama sen okuduğuna göre zahmet olmazsa şöyle ortaya birkaç darwinizm, evrim karışık birşeyler eklersen biz de öğrenebiliriz.
Bu arada sosyal darwinizm ile bilimsel bir teori olan evrim teorisi arasında nasıl bir bağlantı kurduğunu gerçekten anlayamadım. Biraz açarsan sevinirim.
Ayrıca evrim teorisinde güçlü olan kazanır diye bir prensip hiç duymadım. Bu daha çok faşizm-kapitalizm karşımı bir dünya tezahürü gibi geldi bana.
Da Vinci,
Bence aralarındaki ilşkiyi görmemek için kör olmak gerek.
Evrim teorisi sadece bilimsel bir teori değildir. Bu teorinin formule ettiği yaşam tarihi ve türlerin gelişimine yönelik kabuller biyolojide kalmamış, sosyolojiden iktisada kadar her alana yayılmıştır. Keşke sadece biyolojide kalsaydı bu teori.
Darwinistler çoğu kez sorumluluktan kaçsalar ve bu ismi reddetseler de sosyal darwinizm Darwin’in kurgusuyla ortaya çıkmış ve tamamıyla ondan beslenen bir düşünce yapısıdır. (Ayrıca bu açıdan saçma da değildir, Darwinin kurguladığı teori gerçek ise sosyal darwinist yaklaşım zaten kaçınılmaz olur. Darwinistler, sosyal darwinistleri neden suçlarlar, neden onlara kızarlar anlamıyorum. Ünlü evrimci biyolog Ali Demirsoy “ben biyolojik faşistim” derken, -mealen- antibiyotiğin icadını “insanlık için kötü birşey, hastalar iyileşiyor/uzun yaşıyor/ürüyor” derken, hasta ve sakatların yaşatılmamasını kısırlaştırışmasını savunup “gen havuzu hastalıklı insanlarla temizlenmekten alıkonuluyor” derken darwinist açıdan hiç de haksız değildi. Materyalizmi doğaya doğrulatmaya kalkarken iyi teori, ama bunun kaçınılmaz sonuçları olan sosyal darwinizme gelince kötü.. Yok, öyle.. Yersen yoğurt içersen ayran olmaz. )
Bakın “sözde bilimsel”, “yaratılışçılar..” falan diyerek -mealen- “bu kavram bize ait değil derken” bile alıntı yapılan kısım ile nasıl da şecaat arzederken sirkatin söylenmiş:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Sosyal_Darwinizm
Pinochet sadece 3000 kişi öldürmüş.Hakkında koparılan fırtınaya bakınca şaşırdım. Diğer sosyalist liderlerle karşılaştırdığımda çerez kalıyor.
Elinize sağlık.
---
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: