Random header image... Refresh for more!

Gerçekler öyle değil

ABD’den tüm dünyaya yayılan küresel finansal krizin sebebi serbest ve denetimsiz piyasalar mı?

Hayır, bu kriz; devletin çeşitli yollarla tekerine sürekli çomak soktuğu piyasanın işleyişinin bozulmasıyla gelen doğal bir sonuç. Yani basbayağı devletçi kapitalizmin krizi.

Garip olan ise dünyaya sol pencereden bakan köşe yazarı ve akademisyenlerin gazetelerde sürekli olarak  küresel mali krizden serbest ve denetimsiz (olduğunu iddia ettikleri)  piyasaları sorumlu tutan yorumlar yapıp devlet müdahalesinin gerekliliğinden dem vurmaları.

Herhalde bu kadar yanıltıcı bir propaganda çok az konuda bu derece etkin bir biçimde icra edilebilirdi. Öyle ya, krize; yıllardır finans sektörüne, piyasa gerçeklerine ters olarak yaptığı müdahaleler ile ‘devlet’ sebep olmuş iken, suçu piyasaya atmak,  “bakın devlet kurtarmak zorunda kaldı, demek ki müdahalesiz olmuyormuş” demek ve Keynes’in -zaten hiç gitmeyen- ruhunu çağırma seansları düzenleyerek yoğun bir anti-liberalizm havası estirmek kolay organize edilebilecek birşey değil.

Manzaraya bakınca köşe başlarını, gazetelerin ekonomi sayfalarını kapmış hatırı sayılır miktarda marksist olduğunu görüyoruz.  Marksizm’in realiteye dönüşmesinin nasıl bir felakete yolaçtığını acıyla yaşamış olmamıza, pekçok marksistin neo-liberalliğe -bu sebeple ve aslında mecburen- kaymış olmasına rağmen hala ve hala, serbest piyasanın tökezlediğini ’sandıkları’ bir krizle karşılaştıklarında asıllarına rücû ederek  Marks’tan ve dolaşan hayaletinden sözetmeleri  oldukça dikkat çekici. İnsan “ne çok mülkiyet düşmanı varmış, ardımızı önümüzü kollayalım” demeden edemiyor.

Herhalde “dünya üzerinde, uygulamaya geçmiş hali duvara sertçe ve defalarca tosladığı halde teorilerinden vazgeçmeyen hatırı sayılır miktarda entelektüele sahip yegane ideoloji Marksizimdir” desek yanlış bir şey söylemiş olmayız.

Peki estirilen anti-liberalizm fırtınasına sıradan insan ne diyor?  Koca koca, tuğla gibi kitaplar yazan insanların bile temel noktalarda hemfikir olamadığı bir tartışma ortamında sıradan insanın işi oldukça zor.

Fakat bu konularda müktesebatı olmayan birisi bile her iki taraftan da dikkatle okuyacağı açıklayıcı yazılar ile tartışılan meselenin özü hakkında fikir sahibi olabilir bana göre.

Liberallerin söylemi gayet basit. Liberaller özetle, tekelleşmeye engel olunacak tedbirlerin alınarak (bunun liberallerin aralarında hemfikir olmadığı çeşitli yolları vardır),  piyasanın serbest bırakılmasını, milyonlarca, milyarlarca sayıda, birbirleri ile etkileşime geçecek dinamiklerin,  sisteme müdahale edilmek suretiyle yapılan planlamadan çok daha sağlıklı sonuçlar ortaya çıkartacağını, bunun bir ‘bilgi’ sorunu olduğunu, malların arz ve talebi üzerinde tesiri olan değişikliklerin ayrıntılarını bilecek ve buna göre önlem alacak, gerekli  yönlendirmeleri yapacak merkezi bir sistemin oluşturulabilmesinin mümkün olmadığını, bunu yapabilecek yegane unsurun ‘fiyat’ olduğunu savunurlar. Serbest piyasa ve  rekabet de bu yüzden gereklidir.

Gerçekten de bu derece karmaşık ilişkiler ağında piyasayı çok daha verimli kılmak amacıyla kontrol altında tutmak için çok sıkı biçimde organize olmuş, piyasadaki her aktörün davranışını önceden kestirebilecek devasa bir bilgiye ve bunu  işleme kapasitesine sahip olmak gerekir. Bunun mümkün olmadığı da açık olduğuna göre piyasanın işleyişini tek bir merkezin bilgisi ve tahmini yerine,  karmaşık bir  ilişki ağında, her noktanın bizzat etki ettiği total bir sonuca bırakmak çok daha sağlıklı bir yöntem olacaktır.

Müdahaleciliği savunanlar bu bilgi meselesine değinmekten ısrarla kaçınırlar. Müphem söylemleri sadece bununla kalmaz, çoğunlukla antitezden tez çıkartmaya çalıştıkları için eleştirel olmakla  yetindikleri halde önlerinde duran sorunlara çözüm bulduklarını vehmederler.

Liberaller gerçekten serbestçe işleyen bir piyasada krizlerin hiç olmayacağını değil, bu tip krizleri besleyen faktörlerin işler sarpa sarmadan önce yine piyasanın işlerliği içinde aktörlerce eleneceğini savunurlar.

Müdahaleciler ise önümüzde örneği bulunan biçimdeki krizlere sebep olan şeyin bizzat müdahaleler olduğunu görmezden geldikleri gibi kurtarmayı ve müdahalenin dozunu arttırmayı teklif etseler de, ne bunun ‘nasıl’ı konusunda,  ne de müdahalelerin şu anda ve gelecekte piyasaya yapacağı tahribatlar konusunda net bir fikir sahibidirler.

Konu aslında çok uzun. Vesileyle küresel finansal krizin sebepleri ve çözüm yolları ile alakalı liberal perspektiften yazılmış birkaç yazının linkini vereyim.

Okunursa görülecek ki gerçekler Marks’ın ve Keynes’in hayaletiyle yaşayanların zannettiği gibi değil.

Prof. Dr. Atilla Yayla: Kapitalizm çöküyor mu?
Prof. Dr. Atilla Yayla: Ekonomik devletçiliğin yeni krizi
Prof. Dr. Atilla Yayla: Piyasa ekonomisinden başka çaremiz var mı?
Prof. Dr. Atilla Yayla: Piyasa barışı, müdahalecilik şiddeti besler
Prof.Dr.  Atilla Yayla: Krizin sebebi ve çözüm yolları
Doç. Dr. Bilal Sambur: Tehlikede olan piyasa ekonomisi değil özgürlüğümüzdür
Abdullah Karataş: Krizi altı ay önce önleyebilirdik
Soner Hoca (1 - 2)

16 comments

1 Mister No { 10.27.08 at 23:52 }

Benim için iktisadi konularda bir tarafta olmak ,siyasi konulara göre daha zor. İktisat kendi uğraşmak durumunda olduğum bir alan olduğu için temkinli yaklaşıyorum. Parkin’in “Economics” kitabındaki şu benzetmeyi severim.

Cycle Impulses and Mechanisms

” Cycles can be like the ball in a tennis match, the light of night and day, or a child’s rocking horse.
These cycles differ according to the role of outside force and basic system design.
In a tennis match, an outside force is applied at each turning point
In the night and day cycle, no outside force is applied and the cycle results from the design of the solar system
In the rocking of a horse, an outside force must be applied to start the cycle but then the cycle proceeds automatically until it needs another outside force.
The business cycle is a combination of all three types of cycles; that is, both outside forces (the “impulse”) and design (the “mechanism”) are important.”
Solcular iktisadi dalgalanmaları “night and day” gibi görüyor ,liberaller ise “tennis match” görüyor. Rocking Hourse’a karşılık gelen düşünceyi bulamadım. Bozanla düzelten farklı kuvvetler ve ikisi de dış müdahale.
Meraklısı için:
http://wps.aw.com/aw_parkin_economics_7/18/4708/1205293.cw/index.html

2 Suat { 10.28.08 at 00:29 }

İşe bakın bu yazının altında az önce çıkan google reklamı “kapitalizmin çöküşü 2023 dergisi”

İşte böyle birşey biraz da bu konu. Liberal bir sistem, kişinin bu sistemi inkar edip nimetlerini redderek keşiş hayatı yaşamasını da temel hak olarak görüyor ve buna karışmıyor. Çevir bir dönüm yer medeniyetten uzakta yaşa mesela. Veya ikna et bir grup insanı, komün oluştur orada baskıya ve zorunluluğa dönüştürmeden dilediğin gibi yaşam sür. Kimse karışmaz.

Veya işte bu reklam gibi sertçe sistem eleştirisi yap, hem de bu yazının etiketine gelecek şekilde ayarlama imkanı olan yapıları kullanarak yap.

Ama tam tersini, rollerin değiştiğini düşünün. (tam tersi manada) Bunların hiçbirisinin olması mümkün değil.

3 Mister No { 10.28.08 at 00:37 }

Ama tam tersini, rollerin değiştiğini düşünün. (tam tersi manada) Bunların hiçbirisinin olması mümkün değil.

Hımm.
Küba Devlet Televizyonu,Motorsiklet Günlüklerini yayınlıyor. Ekranın altından bir yazı geciyor ” Sosyalizm Çöküşü kitabı Halk Kütüphanemize gelmiştir.”
Hmm.

4 Bulent Murtezaoglu { 10.28.08 at 01:44 }

Suat bey,

Çevir bir dönüm yer medeniyetten uzakta yaşa mesela. Veya ikna et bir grup insanı, komün oluştur orada baskıya ve zorunluluğa dönüştürmeden dilediğin gibi yaşam sür. Kimse karışmaz.

Aslinda bu bazi yerlerde mumkun. Burada da olabilir ama bizim ‘ozel durumumuz’ var malum, bir de kurtarilmis bolge fobi/gelenegimiz. Neyse ben bu komun islerini yapmis insanlarla tanismistim ABD’de, hatta bir ahbabim var annesi ve babasi oyle bir yerde yasamis. Sekuler ve siddet karsiti insanlarin olusturdugu bir komun olunca tahmin edebileceginiz problemler oluyor diye anladim ben. Bir takim insanlar tembel oluyor bir kismi beceriksiz oluyor vs. Bir kismi ne tambel ne beceriksiz oluyorlar ve digerleri aslinda onlara ek saygi gostermeye ve kismi itaate razi oluyor ama bu sefer bu ‘amir’ pozisyonuna layik bulunan insanlar ‘insan gudecek olduktan sonra bu komunun benim icin manasi yok, disarida da guderim’ diye pek gonullu olmuyorlar filan. Benim ahabplik etiklerim istisna olabilirler tabii (ben tembel ve beceriksizlerdendim diyen cikmadigina gore yalanci da olabilirler!). Hatirladigim bu bana anlatilanlardan, yazilisi var midir bilmiyorum ama olmamasi akla yakin degil. Bir din/mezhep temelinde toplumdan ayrilma tamamen farkli bir tecrube tabii, Amish vs. oyle.

Simdi sunu da gozonune almak lazim, cogunlukla bedenle yapilan (tarim vs.) isler dusunuluyor bu toplumdan ayrilip komunlesme konusunda ama su anki olmasa da ileride ortaya cikmasi muhtemel (mukadder?) teknoloji seviyesinin acacagi baska kapilar da olabilir. ‘Sol’ veya ’sag’ liberteryen egilimli az degildir bilgisayarla ugrasanlar arasinda (ozellikle yari-akademik diyebilecegimiz guruhta), bunun sebebi bu adamlarin ucuk olmalari ile de izah edilebilir tabii ama yaptiklari uretim, uretim tarzi, uretilenin (kopyalanabildigi icin) uretildigi anda ‘kit’ olmaktan cikmasi, maddi sermayenin uretimdeki etkisinin cok gorunur olmamasi filan da bu insanlarin dusunce tarzini etkiliyor olabilir. Serbest veya ‘ozgur’ yazilim hakkinda bayagi kapsamli politik kulliyat olmasi lazim. Malesef ben ancak uc bes sene evvelki hali biliyorum ama google ne gun icin var? (Kac gun daha var diye sormak daha yerinde olabilir tabii.)

5 Rumuzyok { 10.28.08 at 02:53 }

Mister No,

Rocking Horse’a karşılık gelen düşünce, devletçilik olabilir, özellikle de savaş ekonomisi. Devlet piyasaya alıcı olarak girer. Devlete mal satan endüstrilerde canlanma olur (savaş durumunda canlılık tavan yapar). Devlet piyasadan çıktığında, “cycle”nın sonuna gelinmiş olur.

Bir de şu business cycle denen kavramı ben biraz yapay ve zorlama buluyorum. Şöyle ki, n’oluyor ki,cycle’nın sonuna gelindiğinde? O cycle boyunca üretilen ürünün imalatı sona mı eriyor? Çoğu durumda, o ürünün üretimi devam eder. Ama daha düşük kar marjı olduğu için, over-investment olmaz.
Oysa cycle’ın başında, innovasyonu yapan şirket(ler), yüksek kar oranı tuttururlar. Tabi bu yüksek karı gören diğer şirketler ve yatırımcılar o alana yatırım yapmaya başlarlar. Üretim hacmi genişler, yatırımlar artar. Şirketlerin hisse senetleri fırlar gider. Bu hisse senetlerini ellerinde bulunduranlar daha güvenli biçimde borç alırlar. O piyasaya giren şirket sayısı çoğalıp da, mal arzı da artınca, hem pazar mala doyar, hem de ilk başlardaki tatlı kar oranları aşağı doğru inmeye başlar rekabet dolayısıyla. Sonuçta durgunluk başlar veya yatırımın büyüklüğüne bağlı olarak iflaslar genel bir kriz ortaya çıkarabilir. Sonuçta, o iş kolu eski karlılığını yitirir. Sermaye yavaş yavaş o iş kolundan çekilir çıkar. Daha makul bir karj marjı ile faaliyet gösterilen bir iş kolu olarak devam eder, o innovasyonun üzerine bina edilmiş piyasa, genellikle.

Benim görebildiğim kadarıyla, böyle cereyan ediyor olay.

Liberal iktisatçılar, rekabete açık piyasa ve regülasyondan kaçınmayı öğütlerler; emme, rekabete açık piyasada hem kar oranları düşüyor ve regülasyonun engellenmesi ile de o işkoluna yatırım yapacak sermayenin over-investment yapmasının önüne her durumda geçilemiyor. Nihayetinde, krizler de patlak veriyor/verebiliyor buradan.

Özetle, buradaki mesele iş kolundan, yani cycle’daki “business”ten ziyade, rekabetin karları aşağı çekmesi gibi duruyor.

6 Suat { 10.28.08 at 06:41 }

Rumuzyok,

Nihayetinde, krizler de patlak veriyor/verebiliyor buradan.

Versin, birşey olmaz. Bırakınız batsınlar. Piyasa tekrar kendini toparlar.

(ABD’deki ‘müdahale’, krizi bitirmeyecek bunu atlatma yükü yine piyasalarda. Atilla Hoca’nın son yazısı bundan sözediyordu.)

7 Suat { 10.28.08 at 06:55 }

Bülent bey,

Hatirladigim bu bana anlatilanlardan, yazilisi var midir bilmiyorum ama olmamasi akla yakin degil.

Doğrudur.

Bir süre önce bir mail grubunda tartışırken özgürlük şöyle kapitalizm böyle kaka gibi şeyler söylenirken de buna değinmiştim ben, oradan aklıma geldi reklamı görünce. Yani bu ortamın mukabili, bu ortamın ‘rakiplerine’ sunduğu özgürlüğün kaçta kaçını sunabilir? Komün örneği ya da keşiş hayatı iyi bir örnek gibi geldi bana.

Sadece bu bile bir sürü ucu pisli değnek arasından, (bana göre daha az pisli) bu değneği seçmek için yeterli bir neden.

Simdi sunu da gozonune almak lazim, cogunlukla bedenle yapilan (tarim vs.) isler dusunuluyor bu toplumdan ayrilip komunlesme konusunda ama su anki olmasa da ileride ortaya cikmasi muhtemel (mukadder?) teknoloji seviyesinin acacagi baska kapilar da olabilir.

Kesinlikle.

İlaveten, yeni dönem aslında ‘üretim’, dolayısı ile de ‘mülkiyet’ konusunu epey değiştireceği için başka pekçok şeyi de değiştirecek. Yepyeni, şimdiden tasavvur etmenin dahi zor olacağı yaşam şekilleri, komünler, tarzlar ortaya çıkartabilir. Üretimin tarzı siyasal sistemlere kadar hemen her şeye etki ediyor çünkü.

Murat Karun bu konuları “üçüncü dalga” blogunda sıklıkla işliyor. Bana makul geliyor yazdıkları.

8 Mister No { 10.28.08 at 12:31 }

Bülent Bey,
Şakadır diye başta ciddiye almadıydım.
http://sozluk.sourtimes.org/Default.asp?
28 Ekim 2008 Google video erişiminin Engellenmesi

9 Bulent Murtezaoglu { 10.28.08 at 13:30 }

Suat bey,

Versin, birşey olmaz. Bırakınız batsınlar. Piyasa tekrar kendini toparlar.

Olmaz olur mu? Devlet ve hatta demokrasi denen seyler var, insanlar sIkIntIya dusunce devletleri mudahaleye zorluyorlar. ‘29 krizinin pesinden gelenlere baktiginizda simdikinin pesinden merkezi devletin hangi ek yetkiler veya hangi yetkilerinin kullanilmasinin kaniksandigi bir durumda cikacagini tahmin etmeye calismak daha yerinde olur. O faktor olmadan tahlil edince belki birseyler anliyoruz ama gercek durumla ilgili tahmin yerine gecmiyor anladiklarimiz. O faktorun olmamasi da zor.

Bu tur mudahalelere tutarli ilkeler dahilinde engel olmanin ne kadar zor oldugunu ortada gecim sIkIntIsI dahi yokken ‘kufediyorlar, cibildak insanlara bakiyorlar, baskasina satilmis maci seyrediyorlar’ gibi sebeplerle nete mudahale edilmesine engel olmaktaki basarisizligimiz gosteriyor.

10 Mister No { 10.28.08 at 13:37 }

Rumuz Yok,
İzlenimlerde liberal ekonomi ile ilgili bir şeyler konuşyorduk.Orada yorum sayısı 200′e yaklaşınca ben ne dediğimi unuttum. İlaç sektörü hakkında bir soru vardı. İlaç piyasası oligopolistik(piyasa girmesi lisans gerektiren) veya monopollü rekabetçi (lisans gerektirmeyen)bir yapıda. Bu ikisinden hangisi tam olarak bilemiyorum.Spesifik olarak bu sektörü bilmiyorum. Hem patentler,hem de başka sebepler yüzünden bu piyasa rekabetçi olamıyor. Bu başka sebeplerden birisi de devletlerin alıcı olarak bu piyasada bulunmaları.Lobilerin de etkisi ise olsa gerek devletler bu şirketlere tonlarca para ödüyor.
İlaç firmalarının AR-GE harcamaları yüksek bu da maliyetleri artırıyor. Bu şirketler patentlerin kendilerine sağladığı pazar gücü ile de yüksek kar elde ediyorlar. Patentler bir süre jenerik ilaçların üretilmesini engelliyor ki bu süre 10 yıl gibi bir zaman. Bu sürede hastalar ölür.
Şimdi bir liberalin tekeli ve tekelci yapıları savunmasını beklemeyiz. Bütün piyasaların serbestleşmesini,rekabetin artmasını,fiyatların düşmesini savunurlar. Bunlara emek ve para piyasaları da dahil oluyor. Bu durumda bir liberal ilaç şirketlerini savunuyorsa ya telif haklarındandır ya da o şirketlerden para alıyordur. İkinci grubu bir kenara bırakırsak liberallerin mülkiyeti ve dahi fikri mülkiyeti savunmaları doğal.
Fikri mülkiyet de tekelci oluşumlara yol açabiliyor. Gerisini liberaller çözsün ,biz de öğrenelim.

11 Suat { 10.28.08 at 14:50 }

Bülent bey,

Devlet ve hatta demokrasi denen seyler var, insanlar sIkIntIya dusunce devletleri mudahaleye zorluyorlar.

Elbette.

Olması gereken ile olanı ayırarak söylemiştim. Teorik gakgukların kısa vadede pek faydası olmasa da en azından neyi savunup neye karşı durduğumuz anlatmaya yarıyor. (Bu arada’demokrasi var’ taşını da aldım, kabul ettim:)

Bu tur mudahalelere tutarli ilkeler dahilinde engel olmanin ne kadar zor oldugunu ortada gecim sIkIntIsI dahi yokken ‘kufediyorlar, cibildak insanlara bakiyorlar, baskasina satilmis maci seyrediyorlar’ gibi sebeplerle nete mudahale edilmesine engel olmaktaki basarisizligimiz gosteriyor.

Evet, bunda bile böyleyken işin içinde geçim sıkıntısı olduğu zaman çok daha zorlaşıyor savunma yapmak. Uzun vadede mevcut müdahalelerin günü kurtarmaya yönelik olduğunu ve zamana yayılan süreçlerle yine yükün kendi sırtlarına -bu kez misliyle- bindiğini, almadan vermenin mümkün olmadığını anlayabilir insanlar belki. (Tabi propagandanın etkisinden ne kadarı/ne kadar syırılabilirse.)

12 Homoutopianius! « u-topos { 10.29.08 at 12:01 }

[...] kriziyle ilgili bir tartışma gelmiş başka yere dayanmış, değerli dostum Suat Bey‘in mekanında. Görelim Suat Bey ve Bülent Bey neler [...]

13 Mister No { 10.31.08 at 22:58 }

“Kemalizm bitti,Mustafaizm Verelim” yazısının komşusu bir başka yazı:

Bizim, halihazırdaki kısa vadeli geçici beklentilerimize gelince, her yerde ne olduğu gayet açık. Korumacı bir dünyaya doğru gidiyoruz, (küreselleşme denen şeyi unutun). Üretimde hükümetin çok daha doğrudan rol oynadığı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Birleşik Devletler ve Büyük Britanya, bankaları ve ölen büyük endüstrileri kısmen devletleştiriyorlar. Kaynakların, hükümet odaklı popülist bir yeniden dağıtımına doğru gidiyoruz. Ortanın solunda sosyal demokrat bir hal de alabilir, aşırı sağ otoriter bir hal de. Devletlerin içinde daha da küçük paylar üzerine çıkan akut sosyal çatışmalara doğru gidiyoruz. Kısa vadede, genel olarak çok sevimli bir tablo görünmüyor.

Ekonomik Krize Uzun Vadeli Bakış
Yazının sonu böyle. Yazıda ABD hegemonyasının düşüşe geçtiğinden bahsediliyor. Her ne kadar çok hoşlaşmasam da,bugünkü Dünyada ABD ‘nin etkisinin azalıp,diğer alternatiflerin güçlenmesini istemem.(AB’nin etkisi artsa iyi olur ama umutlu olmak için neden yok).Milli temele dayalı devletlerin etkisinin artmasını istemiyorum.
Dünyada trend sosyal demokrasiye veya liberalizme değil de,muhafazakar ve/veya milliyetçi sağa doğru kayıyor gibi geliyor.Bu da başka bir kötü haber.

14 truck { 11.03.08 at 23:13 }

Liberallerin söylemi gayet basit. Liberaller özetle, tekelleşmeye engel olunacak tedbirlerin alınarak (bunun liberallerin aralarında hemfikir olmadığı çeşitli yolları vardır), piyasanın serbest bırakılmasını, milyonlarca, milyarlarca sayıda, birbirleri ile etkileşime geçecek dinamiklerin, sisteme müdahale edilmek suretiyle yapılan planlamadan çok daha sağlıklı sonuçlar ortaya çıkartacağını, bunun bir ‘bilgi’ sorunu olduğunu, malların arz ve talebi üzerinde tesiri olan değişikliklerin ayrıntılarını bilecek ve buna göre önlem alacak, gerekli yönlendirmeleri yapacak merkezi bir sistemin oluşturulabilmesinin mümkün olmadığını, bunu yapabilecek yegane unsurun ‘fiyat’ olduğunu savunurlar. Serbest piyasa ve rekabet de bu yüzden gereklidir.

Tamam güzel de, toplum nazarında serbest piyasayı önceleyen “çevre, sağlık, hak, hukuk, üretim” gibi mecburiyetleri ne yapacağız?

Liberal devleti rasyonalize edenler açlara, düşkünlere yardım etmeyi hangi aklî gerekçelerle izah edeceklerdir? Hangi akıl yasası düşkünlere yardım etmeyi zorunlu kılar?

“Küçük Devlet’te ekonomik anlamda “ex” olan ve işe yaramayan ihtiyarlara yer yok!

Bir girişimci tatlı kâr alanları dururken, birincil derecede ihtiyaca yönelik yatırımları niye yapsın? Faizden kaçışın olanaksız olduğu ‘liberal sistem’de kağıttan para kazanmak dururken neden somut yatırım yapılsın?

Krizin ana sebebi 25 yıldır üretim yapmak yerine kağıttan para kazanmayı tercih etmektir. Tüketim üretimi geçtiği için bomba patladı.

15 Suat { 11.07.08 at 21:01 }

Truck,

Bir seyehat nedeniyle bir haftadır yokum. Yol yorgunluğum geçince birşeyler yazmaya çalışacağım.

16 Bulent Murtezaoglu { 11.28.08 at 13:59 }

Konuyla ilgili Ingilizce bir link vereyim:

http://www.cato-unbound.org/2008/11/10/roderick-long/corporations-versus-the-market-or-whip-conflation-now/

Metinden Turkiye’de de ’serbest piyasa’ diye propaganda yapanlarin cok dustukleri bir yanlisla ilgili bir de alinti vereyim:

Consider the conservative virtue-term “privatization,” which has two distinct, indeed opposed, meanings. On the one hand, it can mean returning some service or industry from the monopolistic government sector to the competitive private sector—getting government out of it; this would be the libertarian meaning. On the other hand, it can mean “contracting out,” i.e., granting to some private firm a monopoly privilege in the provision some service previously provided by government directly. There is nothing free-market about privatization in this latter sense, since the monopoly power is merely transferred from one set of hands to another; this is corporatism, or pro-business intervention, not laissez-faire. (To be sure, there may be competition in the bidding for such monopoly contracts, but competition to establish a legal monopoly is no more genuine market competition than voting—one last time—to establish a dictator is genuine democracy.)

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayınlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın:

---