Random header image... Refresh for more!

‘Hesaplaşma’

Dün kitapçıda dolaşırken Neşe Düzel’in yaptığı röportajların “Hesaplaşma” adıyla kitaplaştırıldığını gördüm. Neşe Düzel iyi bir gazeteci, değindiği konular da sürekli burada konuştuğumuz şeyler; ülkenin kronik hastalıkları.

Kitap Doğan yayınlarından çıkmış. Hem Hürriyet gibi bir gazeteye, Kanal D gibi kanala, M. Ali Birand gibi manipulatöre sahip olmak, hem de bu gibi yayınlar basmak nasıl bir oksimoronluktur çözmek güç olsa da biz yararlanabileceğimiz tarafına bakalım.

Arka kapak şöyle:

Neşe Düzel’ in ” Kürt sorunu”, ” Ermeni sorunu”, ”Alevi sorunu” gibi Türkiye’nin; ya mesleksiz ya mesleğinde başarılı olamamış, hazineden geçinmeli ‘’seçilmiş, atanmış”, ”mevki sahipleri”nce dokunulması ”cızz” sayılan konuları üstüne yaptığı elliye yakın değişik röportajı nihayet ”HESAPLAŞMA” adı altında kitaplaştı. ‘En kolay çözüm çözümsüzlüktür” izlenimini yaratan ve kutsal tabularla dogmatik zırhların içine kapatılan sorunlar; Neşe Düzel’ in kalemiyle, kavuştukları oksijen sayesinde kanat çırpmaya başlıyor. ”Gülmeyi unutmuş asık suratların üstüne sanki bir limon sıkılmakta. HESAPLAŞMA aynı zamanda bir kaynak eser niteliğinde. Neşe’ yi kutlamanın tadını paylaşmak istedim ben de…”

Kitabın Taraf’taki reklamında da “Bu kitabı bitirdiğinizde, Türkiye üzerine onlarca tarih ve sosyoloji kitabı okumuş gibi olacaksınız.” denmiş. Röportajların seçilmiş konularda öz bilgi/yorum verdiğini düşünürsek kısmen de olsa doğru bir söz.

Okunmalı, istifade etmeli derim. En azından bazı ezberlere ilişkin olarak “ya bu işin aslı astarı nedir, bir araştırayım bakayım” dedirtebilir ki, bu bile ‘Milli Öğütüm’den geçmiş nesiller için önemli bir fayda.

9 comments

1 arif { 01.27.08 at 11:34 }

Bu sitede yer alan tartışmalar açısından ilgi çekebilecek bir Pazar gezmesi günlük medya sayfalarında…
Zamanda Hilmi Yavuz Osmanlı arşivi üzerine nefis bir yazı kaleme almış. En ilginç cümle,
İnalcık hocadan yaptığı alıntı. İnalcık, Özal’dan şöyle bir istekte bulunmuş: Bana Osmanlı arşivlerini açın, size bir kültür imparatorluğu kurayım. Yeni Şafaktan Fehmi Koru, gizli terör odağına dönük operasyona ABD ninde destek verebileceğini düşünüyor, ve hüküm cümlesi: Bu yaşananlar tamamlandığında milletçe daha huzurlu olacağız. Bugünde Ömer Lütfi Metede benzer bir yazıyı türban açısından ele almış, türbana karşı laikçi zümrenin, esen rüzgarın yönünü algılamakta zorlandığını ifade ediyor. Son paragrafı çok manidar. Bütün bu sorunların gerçek çözümünün ise, birbirimize acımasız, karşıtlarımıza ise yumuşak davranma yanılsamasını, tersine-daha doğrusu düzüne- çevirmekle mümkün olacağını uyarıyor. Yine yakın zamanda tartışılan internet suçları ve bunun cezalandırılması ile ilgili enfes bir yazıyı starda Ardan Zentürk yazmış. Afganistan şeriat mahkemesince idama mahkum edilen bir internet sitesi yazarının, dramı anlatılıyor.
Gelelim Suat beyin Neşe Düzel ve Milliyet ile ilgili tespitlerine. Milliyet ve genel olarak doğan medya grubu, bünyesinde de değerli yazarlar var. Ancak bu grubun ana çizgisinin toplumun ve ailenin değerlerini erozyona uğratma ve milli değerlerine yabancılaştırma -özellikle dinine-maksatlı ve İslam karşıtı bir yapı olduğuna inanıyorum. Çoğunluğu müslüman olan bir topluma bu değerleri dayatmanın kaçınılmaz bir demokrasi karşıtlığınıda beraberinde dayattığınıda, sosyolojik olarak kaçınılmaz bir zorunluluk olarak görüyorum. Ana medya ekseni böyle çarpıtıcı oluncada, kardeşlerimize acımasız, bizden hazetmeyenlere ise yakınlık duymamız kaçınılmaz oluyor. Bu gruptaki olumlu yazarların işlevinin ise olumsuz olabileceğini düşünüyorum. Bu konu tartışılmaya muhtac bir konu, belkide ben yanılıyorurumdur. Ve bu yazarların işlevinin olumlu olduğunu düşünenler çoğunlukta olabilir.

2 Bulent Murtezaoglu { 01.27.08 at 13:36 }

Kitabın Taraf’taki reklamında da “Bu kitabı bitirdiğinizde, Türkiye üzerine onlarca tarih ve sosyoloji kitabı okumuş gibi olacaksınız.” denmiş.

Bunun utanmadan denebilmesi, o reklamin hedef kitlesinin ne capta oldugunun da gostergesi bence. Yahu “ilginc roportajlar yaptik, alin okuyun bir suru ipucu ve bilgi cikar” demek nicin yetmiyor? Mantik ve matematik allamelerinin soylemekten cekinecegi seyleri langir lungur ve iddiali sekilde konusan insanlardan sonra bir de onlarca tarih ve soyoloji kitabini ‘okumus gibi’ olacagina inanmaya meyyal insanlar cikti basimiza demek.

Suat bey bunun farkinda oldugu icin serhini koymus zaten:

Röportajların seçilmiş konularda öz bilgi/yorum verdiğini düşünürsek kısmen de olsa doğru bir söz.(vurgu benden)

Bunlarin soylenebilmeleri ve ‘cus’ seklinde tepki almamalari, bilim adami vasfini birakin ‘adam’lik vasfindan da hizla uzaklastigi farkedilebilen insanlarin gordugu ragbet vs. aslinda bize birsey soyluyor gibime geliyor. Onlarca tarih ve sosyoloji kitabı okumamis oldugum ve boyle bir calismayi uc bes duzgun cumleyle bir iki — o da esen ruzgara gore — aykiri lakirdi edene adam denen bir memlekette yasiyor olmak gereksiz kilmadigindan, o delilin neye yorulmasi gerektigini cikartacak capim/birikimim yok diyebiliyorum ancak malesef. Sadece tekin degil bu hal denebilir belki.

3 kemal { 01.27.08 at 22:26 }

Bu gruptaki olumlu yazarların işlevinin ise olumsuz olabileceğini düşünüyorum. Bu konu tartışılmaya muhtac bir konu, belkide ben yanılıyorurumdur. Ve bu yazarların işlevinin olumlu olduğunu düşünenler çoğunlukta olabilir.

Bu goruse katilmiyorum. Milliyet’te Taha Akyol’u istediginiz kadar evirin cevirin, istediginiz laikci yobaz hale ceviremezsiniz. Bu yazarlarin gazeteleri aşan bir ünleri var. Bu yazarlar, esasinda, “gazete icinde gazete” olma gorevini ustlenmisler bir anlamda… ve bu durum esasen “Turkiye’de niye bu kadar cok kose yazari var” sorusunun da cevabi, cunku gazeteler guvenilirliklerini kaybetmisler, okurlar guvenebilecekleri belli kisiler uzerinden dogru yorum/haber almaya ugrasiyorlar.

Muhakkak gazeteler yazarlarini kullanmaya ugrasiyorlar, bu yoktur demek istemiyorum, ama gazeteler bunu yazarin yazdiklarini degistirerek degil, yazdiklari icinden cimbizla cumle cekerek yapiyorlar. Bir misal, Milliyet, bir sure once laikci yobaz bir baslik atmak icin (Internet’te) Taha Akyol’un “turban konusu zamanlamasina katilmadigi” hakkinda soyledigi tek bir cumleyi alip buyuk puntolarlar baslik yapti. Bunu yapabilirler. Daha fazlasina … yemez. Yazar basar gider. Akyol isterse Star, Aksam, Yeni Safak, Zaman gazetelerinin herhangi birinde ertesi gun yazilarina devam edebilir.

4 T. Suat Demren { 01.27.08 at 23:39 }

Bu gruptaki olumlu yazarların işlevinin ise olumsuz olabileceğini düşünüyorum. Bu konu tartışılmaya muhtac bir konu, belkide ben yanılıyorurumdur. Ve bu yazarların işlevinin olumlu olduğunu düşünenler çoğunlukta olabilir.

Bu konuda Arif abi ile farklı düşünüyoruz. Kemal bey’e katılıyorum tamamen..

5 arif { 01.28.08 at 00:04 }

Bu yazarların internet ortamından takibi ile, basılı gazetenin alınıp ailenin yada ofisin tüm elemanlarının ortak malı olarak okunduğundaki farkı düşünelim. Bu gazeteler vurgulu çarpıcı imaj tekniği marifetiyle, asıl mesajını, ana sayfada veriyor. Bunlarda belki çok farkında kişiler hariç, sıradan insanlarda istenen sonucu alıyor. Bu mesajı siyasal mesaj olarak değil kodlar olarak algılayalım. Tüketim şekli kodu, ahlak kodu, inanç kodu vs. İnternet kişisel bir ortam, basılmış yayın ise daha farklı. Hangimiz bu yayınların magazin boyutuyla ne kadar ilgileniyoruz vs. Yinede farklı düşünceler olabileceğini baştan kabul etmiştim. Bu yayınların hedefi ile toplumsal izdüşümün örtüşmediğine inanıyorum.

6 Bulent Murtezaoglu { 01.28.08 at 06:55 }

Ben Arif beyin dedigine daha yakinim. Belki bukulmesi zor yazarlar vardir hakikaten ama islerin oznesi haline gelen Hurriyet gibi bir gazetede asil yazilacak konu ‘bizim gazete berbat etmis isi’ nevinden seylerken bunu (’bakin bakin kendimizi elestirdik’ reklamlari haric) pek yapan gormedim. Belki sorsaniz gecim vs. sebeplerin yaninda ‘pekiyi hangisi degisik, gidip orada yazayim’ diye cevap verecekler, buna soylenecek birsey de olmayacak.

Diger bakimdan da katiliyorum Arif beye. Biraz sorusturunca zaten kose yazilarinin pek okunmadigini soyluyor gazeteciler.

Yalniz ‘merkez’ denen medyanin belirli bir maksadi olduguna katilmiyorum. Genel bir format icinde cikara gore degisen maksatlari var gibi geliyor bana. Bugunku baglamda Dogan gurubunun muhalefetinin de sathi oldugunu dusunuyorum. Bunun farkli olmasi da beklenmez herhalde, cunku cikarlar kuvvetli iktidarin canini acitip basa ciddi bela alinmasini imkansiz kiliyor. (Efendim iktidar ‘iktidar’ degil denebilir burada ama paranin, maliyenin, piyasa dengelerini degistiren kanunlarin/yonetmeliklerin, imar durumlarinin filan kontrolu iyi saatte olsunlarin direkt ilgi alani degil.)

Ciplaklik vs. tamamen ayri konu bence. Bu memlekette 70lerde Istanbul’da maclarda ‘ustune oturmak’ icin eski gazete satilirdi mesela, bilin bakalim hangi ‘gazete’lerdi onlar? O zamanin ciplak kadin gazetleri, Pazar, Modern Gazete (cok malzeme cikar o markadan) filan idiler. Kadin/erkek islerinde ne yapacagimizi sasirmis bir haldeyiz bence — buyuk ihtimalle dunyanin buyuk kismiyla beraber.

Burada esasinda ozgurlukculuk ve piyasa hakkinda soylecek seyler de var. Mesela nicin ciplakilik da satan, icabinda ‘namaz kiliyorlar’ haberleri yapan gazeteler Ramazan’da Kuran-i Kerim meali hediyeleri verirler, Ramazan’i oven yazilar ve sohbetler filan basarlar? “Biz de Muslumaniz” mesaji filan vermek icin degil herhalde. Okuyuculari bir ayligina ibadete onem verir hale geldikleri icin bence. Musterideki ihtiyac bir sekilde paraya veya yine para demek olan tiraj/etki muhafazasina donduruluyor, yani piyasa vazifesini yapiyor ama ihtiyacin karsilanmasinin yan etkileri her zaman o alisveris ile sinirli kalmiyor.

7 arif { 01.28.08 at 13:39 }

‘Merkez denen medyanın belirli bir maksadı olduğuna inanmıyorum’.
Bülent bey, benim yaklaşımıma yakın durduğunu söyledikten sonra, böyle bir kanaat belirtmiş. Benim buna katılmam mümkün değil. Tamda böylesi bir genel maksat taşıdığı için, olumlu bazı yazarların bu grupta yer almasının ”gel gel” anlamı taşıma riskinden dolayı bu yorumu yapmıştım. Tortuların üstündeki derinliklerin maksadı her neyse böyle bir maksat seziyorum ben bunlarda ve konjoktüre yada hükümete görede tarz değiştirmiyorlar. Bugünkü Ahmet Hakan yazısında yer alan ve ustaca saptırılan yaklaşım bir fikir verebilir. Doğu milletlerinin batının hangi değerlerini benimseyip, hangi hastalıklarından uzak durmaları üzerine, Japonyasından, Çinine, Rusyasından, Hindine ve Türkiyesine değin kadim bir tartışmadır bu. Rus klasiklerinin bütün arka planını oluşturur neredeyse.Başbakanda biz batının alınması gereken değerlerini değilde hastalıklı mariz yanını örnek aldık deyince hücuma geçmiş hazret. Birde bunların elbetde çok astronomik ücretler aldığını biliyoruz. Milletin değerleriyle ters yayıncılığı, kar kaygısı taşımama olarak okursak ve basın yayın haricinde başka gelir kaynaklarına sahip olduklarını düşünürsek; bu yapılanmanın topluma ters bir gömlek giydirme gayreti olduğunu sazerizki, bu zorlamanın kaçınılmaz sonucu olarak, demokrasi karşıtı bir tutum almak ve belli güçlerle hemhal olmayı görebiliriz. Yinede değerli bazı yazarların burada olması ve zaten çizgi dışına çıkmış, yabancılaşmış unsurları irşat edebileceği savı dikkate değerdir. Ancak bu yolda ciddi bir tartışma açılması lazım, Çuvaldız hanım, Muzaffer bey neredesiniz. Sonra Suat bey katılmıyorum demekle olmaz, ciddi argümanlar gerekir bu tartışma için. Önümüzdeki süreçte ciddi yazar transferlerinin olabileceği öngörülebilir. Ciner ve Sabahın yeni patronlarının da ciddi medya yatırımlarında bulunacağını hatırlar isek…

8 arif { 01.28.08 at 13:43 }

Birde her Ramazanda yaşanan mükemmel atmosferi, zehirleme gayretleri üzerine, bu sitede yapılan yorumları hatırlatmak isterim.

9 T. Suat Demren { 01.28.08 at 15:25 }

Sonra Suat bey katılmıyorum demekle olmaz, ciddi argümanlar gerekir bu tartışma için.

Ah abi, derunumda neler var da hiç vakit var mı diye sormuyorsun.. :-)

Yazarlar açısından bakıldığında bir organize komplo olduğunu düşünmüyorum. Grup olarak da çıkar derdinde bunlar, AKP’ye yönelik muhalefette bile, bir ileri bir geri yapıyorlar. AKP’nin ilk dönemindeki muhalefetlerini hatırlayın, nasıldı, şimdi nasıl. Güçlü olanın yakalası olur bunlar, bir yandan da çeşitli sopalarla gemilerini yürütüyorlar. -Atıyorum- yarın İrandaki gibi bir İslam devrimi olsa, büyük medya -istisnalar kaideyi bozmaz- kısa sürede kulvarını değiştirir. Mütareke basınından, Atatürk ve Milli şef dönemi basınına kadar yığınla örneği var bunun.

Tabii ki ideolojik yaklaşımları var, ait oldukları bir dünya görüşü. Bu da belli, şeklî batılılaşma, klasik Atatürkçülük vs. Fakat salt bunun derdinde değiller diye düşünüyorum ben.

İyi yazarların bu medyada yazabiliyor olmasının faydaları da zararları da var. Zararı “bu adam Doğan Grubunda yazıyor” deyip yazarı seven/güvenen birisi taraflı yayınlara daha kolay inanıyor olabilir. Ne bileyim kendi içlerindeki demokratik tavırlarına, fikir ayrılıklarına olan toleransa bakarak genel bir izlenim edinebilir, çarpıtma yorumlara inanabilir. Bu, grubu yayın politikasını masumlaştırıyor, sinsi bir tehlike, kabul ederim bunu. (yazarların çok okunmaması da önemli burada tabi. Yazarları okuyanları baz alıp da değerlendirilebilir alıcı kitle.)
İyi tarafı ise öyle ya da büyük bir kitleye hitap eden yayın organları bunlar ve alıcılarının kulaklarına kar suyu kaçırabiliyor bu yazarlar. Y. Şafak yazarının, Zaman yazarının yazdığını -bırakın katılmayı- okumaya tenezzül etmeyen birisi T. Akyol, H. Cemal vs yazdığında “hımm” diyebiliyor. Açık zihinli olmayanlar, diğer yazarlar/yorumlar/haberler ile, başka çarpıtmalarla gene zokayı yutuyor ama -en azından- kulağına da kar suyu kaçmış oluyor.

Nasıl olsa bu kitle var ve nasılsa bu gazeteleri -ve Yılmaz Özdil, B.Coşkun vs- yazarlarını okuyacaklarına göre, iyi yazarların olması, sayılarının artması kar zarar hesabında kar hanesini güçlendiriyır bana göre. (Bunları söylerken hareket noktamın, “Bu gruptaki olumlu yazarların işlevinin ise olumsuz olabileceğini düşünüyorum” sözü olduğunu da belirteyim. Siyah beyaz değerlendirme yapmak çok güç bu konuda.)

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayınlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: