Erdal İnönü
Erdal İnönü vefat etmiş, Allah rahmet eylesin.
Hiç bir şey yapmasa -ki zaten yapmış da sayılmaz- zorla sokulduğu siyasetten kendi isteği ile ayrılan ve onca ısrara rağmen tekrar dönmeyen birisi (belki de tek kişi) özelliğine sahip olması bile takdirimi kazanmaya yetmişti. (Düşünün, konu siyasetçi olunca takdire ne kadar da susamışız.)
Mümtaz’er Türköne, “bu zeki ve müstağni adamın kişiliğinde, Cumhuriyet’in jakoben geleneğine sempati bile duymuştum” demiş, aynen ben de öyle..
Heryerde İnönü ile ilgili yazılar var. En beğendiğim değerlendirmeyi Türköne yapmış; yazısının bir kısmını alıntılayayım:
1991 seçimlerinden sonra, Demirel ile İnönü arasında koalisyon pazarlıkları devam ediyordu. Tıpkı Erdal İnönü gibi, büyük sefirlerden birinin oğlu olarak Cumhuriyet’in ilk seçkin nesli içinde yetişmiş Mülkiye’den bir hocama uğramıştım. DYP-SHP koalisyonuna şiddetle karşı çıkıyordu. Öfke içinde anlattığı gerekçesi ise, kesinlikle siyasî değildi. Şunu söylüyordu: “Nasıl olur da çocukluğunda bisiklete binmiş biri, köyden gelme birinin hükümette yardımcısı olabilir?” Anlamışsınızdır: Problemi Demirel’in başbakan, Erdal İnönü’nün de onun yardımcısı olmasıydı.
[...]
Siyasette kaldığı uzun süre, siyaseti onun hayatında bir alışkanlığa dönüştürmedi. Karşı konulmaz ısrarlarla girdiği siyasetten, karşı konulmaz ısrarlara rağmen ayrılmayı başardı.
Hizipler Partisi CHP’ye ondan miras kalan ne oldu? Onun zarif ve demokrat kişiliğinin içinde daha da derinleşen ve bağımsızlaşan hiziplerden başka hiçbir şey. O Sol’un yapısına uygun değildi. Doku uyuşmazlığı, sol siyasete bir boşluk olarak yansıdı. Erdal İnönü, olağanüstü zarifti, ama başarısız bir siyasetçiydi. Mutlaka değişmesi ve dönüşmesi gereken partisini bırakın değiştirmeyi aslında yönetmeyi bile başaramadı.
Cumhuriyet’in sathî de olsa hükmünü yürüten aristokrat-seçkinlerinin ilk nesil örneklerinin belki de en sonuncusu Erdal İnönü idi. Onun siyasetteki kısa varlığı bizlere nelerin mümkün olacağını değil, belki artık nelerin olamayacağını gösterdi.
Çocukluğunda bisikleti olmuş siyasetçiler, yavaş yavaş siyaset sahnesinin kalıcı figürleri haline geliyorlar. Sıklıkla tekrarladığım gibi siyasetin seçkinleri değişiyor. Erdal İnönü’yü belki nesli tükenen seçkinlerin olağanüstü insanî bir misali olarak son yolculuğuna hep birlikte uğurlamalıyız.
Allah taksiratını affetsin.
***
Bir Film
Akşam saat 20.30 da TRT-1 de “Otel Ruanda” adlı bir film var. 1994 yılında iktidar çatışması içindeki iki etnik grup olan Hutu ve Tutsiler arasındaki iç savaşı ve ardından yaşanan, bir milyon cana malolan vahşeti anlatan, Oscar’a aday gösterilmiş bir film. İnsanın insana neler yapabileceğini gözler önüne seren, yaşanmış bir trajedi. Yayın saatinden önce yazıyı okuyanlar izlesin derim.





12 comments
Birkac konuya deginmek istiyorum.
Ozal’in vefatini muteakiben gonullerdeki CB adayi siyasete mesafeli duran demokrat yaklasimlari olan Erdal Inonu idi. Ama Demirel herseyde oldugu gibi onuda katakulliye getirdi. Ozal ile Gul arasindaki donemde bosa giden bir CB makami vardir bu yuzden.
***
Turkone’nin “sol” tarifi biraz pop-kultur kaliplarinda kalmis sanirim.
Sol demek = esittir komunist veya sosyalist demek degildir.
Sol terimi Ingiliz parlementosunda (Avam Kamarasi) ilerici-isci-emekci-mazlumlarin hakkini savunanlarin meclis baskaninin solunda oturmalari, patron-mulk sahibi-zengin-fabrikator vs ninde sag tarafta oturmasi sonucu olusan terimdir. Daha sonra bu sagci-solcu terimi dunyaya yayilmistir.
Kendi doneminde islam da o gune kadar hicbir hakki olmayan yada cuzi haklara sahip kolelerin, iscinin, kadinin, mazlumlarin hakkini savunan bir cikisla gelmistir. Bu anlamda baktigimizda islam da o donemin solcu anlayisi olarak kabul edilebilir. Hani ucuk bir misal ama anlasilmasi bakimindan vermek istiyorum… o donemde bir meclis olsaydi muslumanlar ezilenin hakkini, adaleti savundugu icin meclis baskaninin solunda otururlardi.
Her yeni fikir bir devlet sisteminin belkemigi oldugunda o fikir sonuna kadar savunulur, yeni yeni cikan fikirler ise baskiya ugrar. Kemalizm davasini gudenler bu nuans farkini bir turlu algilayamayan kimselerdir. 1920 lerde ilerici sayilan mevhumun uzerine “ilerici” damgasini vurmuslar, o nane 80 senede tozlandigi, soldugu halde durumu farkedemiyorlar.
***
Bu kavram karisikligi aslinda pek cok kimsenin ve dusuncenin onune gorunmez bir engel koymaktadir. Sirf 20. YY da kominizmle iliskilendirildigi icin “sol” ve “ilericilik” kelimelerini tu-kaka addetme huyunu birakmak gerek.
Erdal İnönü…
Her halde isteseydi solun hep başında kalırdı. Siyasette unutulan olmazdı. 99 da Cumhur Başkanı olabilirdi. Ama istemedi, olmadı. Neden ?
Fizikçiler hayata daha katı kurallar ile bakarlar. Belki bir bakıma bu iyidir de. Ancak şu gerçek ki O nlar için “sonuç” çok önemlidir. “Nedenler” üzerinde pekçok varsayıma gidilebilir ve fakat sonuç daha katidir.Ortada olandır…
Sanırım bu mütevazi, olgun ve kişilikli insan, Merhum Erdal İnönü sonuçlar noktasından siyasete baktı ve “olması gereken sonucun Türk Solundan çıkması”nı mümkün görmedi.
Genel Türk Siyasetinin , sonuç alma noktasında O nun kişiliğine hiç uymayacak “nedenlere” dayandırılarak yapıldığını görmesi, herhalde köşesine çekilmesinin en büyük nedeni oldu…
Kendisine Allah tan Rahmet, yakınlarına Başsağlığı ve sabır diliyorum.
Konuşmasını herkesin kolayca taklit edebildiği silik bir politik figürdü…
Siyasetçi iken orjinal bir fikir ve yaklaşım sunmadığı gibi siyaseti bıraktıktan sonra da, mesala bir Demirel gibi kendinden söz ettirmedi; acaba Erdal Bey filanca konuda ne düşünüyor diye kendisini hatırlayan da olmadı…
Allah rahmet eylesin!
Hocam, Alija’ya yorum yazdık, kimse cevaplamadı.
Mıster, eyvallah mesaj alınmıştır kardeşim.. :-) (Helal olsun, kulağımın üstüne yatayım dedim ama unutmadın yaw.)
Ben şehir dışındayım, bu yorumları da wireless bulduğum yerlerden yazıyorum, sen iletişim kutusundan adresini bırak en kısa zamanda kargo elinde..
Selamlar.
Dünkü Vakit elime geçti.Orada E.İnönü’nün paritis ve Demirel koalisyon hükümeti mi ne ondan bahsederken, anayasada kutsala, allah ve Peygambere hakaretin suç olduğu maddeyi Erdal’ın kaldırtmak için girişimde bulunduğu haberini okudum; sonra da T.Suat Bey, sizin ona rahmet dilemenizi (!)
Gökkuşağı, merhaba.
Bir zaman Hrant Dink için de aynı konu gündeme gelmişti. O zaman bir yorumcunun sorusuna şöyle yazmıştım belki buna da cevap teşkil edebilir:
“Gayr-i Müslimlere vefatlarının ardından Allah’tan rahmet dilemek teorik açıdan doğru değil, haklısınız.
[Bilindiği gibi A.Ubeyy’in cenaze namazını kıldıran Hz.Peygamber buna itiraz eden ve “başmünafığın namazını mı kıldıracaksın?” diyen Hz.Ömer’e “Ben, istiğfar etmek veya etmemekte serbest bırakılmışım. Ben de tercihimi yaptım. Allah Taâlâ, ‘Onlar adına ister af dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen yine Allah onları bağışlayacak değildir…’ (Tevbe Sûresi, 80) buyurmuştur” demiştir. (Aynı biçimde Hz.Peygamber amcası Ebu Talib için de dua etmiştir.) Aradan çok zaman geçmeden Peygamberimize münâfık ölüleri hakkında namazlarını kıldırmaması için ayet geldi. Bu ayet alenên islam düşmanlığı yapan münafıkların cenaze namazı için indi. Zaten “rahmet dilememe” meselesi de buradan çıkıyor, ama bence bu ilk ayeti neshetmez, sadece cenaze namazını kapsar. Vallahu aliyyul alem. ]
Ben de önceden buna dikkat ederdim. Ama artık bir kul olarak isteyen makamında olduğum, Allah’ın rahmetinin de genişliğine inandığım için, her yaratılmışa aynı duayı yapıyorum, yaşarken de öldükten sonra da..
Bu kötü birşey değil, “vermeyi istemeseydi, istemeyi vermezdi” derler, ilanihaye O(cc)’nun dediği olacak zaten, o bakımdan bizim duamız sadece kalbimizdeki merhametin yansımasıdır.”
Selamlarımla..
T.Suat Demren Merhaba.. (senin gibi giriş yaptım :)
Politik yazılarda oldukça iyi bir kalemsin. Ama şu cümlen :..”bence bu ayeti neshetmez..” inan vaktim oldukça seni takip etmeye çalışıyorum.Ama açık sözle ifade etmeliyim ki, bu sözün beni çok sinirlendirdi!
Aynı İslamoğlu, Y.Nuri, Ateş…tazrı..Neymiş ”bence”
Sen ben biz kimiz..!
Müçtehid mi…hayır
Müfessir mi… hayır
Alim mi…hayır.Dini İslami kariyerimiz ne..? yok
Bu durumda dinde cahil bir avam olarak nasıl ”bence” diyerek fetvayı vereceğiz?Mesela bu konuyu Dr.Ebubekir Sifil hocaya sordun mu? O’da yumuşak huylu, mutedil ama iyi bir alim..
Merhamete gelince..Allah (cc)’dan merhametli olamayız değil mi?Bu merhamet sandığımı zaafımız olur ancak, kulluk hali..
Ben de tüm kalbimle isterim herkes imanla göçsün öteye ve inan kafirler de ölünce ölüm vak’ası beni alır götürür.Bunu en son Vatikan papazı geldiğinde camide namaz duruşu yaptığında ağlayarak ve onun hidayeti için dualar ederek dilemiştim.”Lakin Allah bilir, siz bilemezsiniz ”
Bu linki oku istersen Suatçığım : http://forum.vatan.tc/imansiz-olenler-icin-mevlit-okutulabilinir-mi-dua-edilir-mi-t10864.0.html
Selamlar
Sevgili Ağabeyim,
Sana itiraz edemediğimi bilirsin..
Benimki samimi bir temenni hükmü verecek olan zaten Sahibi (cc)
Fakat şunu sormadan edemiyorum. Yaşar Nuri Hoca’yı bitim kadar sevmem, İslamoğlu Hoca’nın söylediklerine de önem veririm.. de..
Hangi İslam alimi yaşadığı devirde verdiği fetvalardan, yaptığı içtihadlardan dolayı mürcilik, sapkınlık da dahil her türlü suçlama ile hücuma uğramamış, bana söyler misin? En büyük mezhep imamları da dahil, hangisi uğramamış?
Şu mu sanılıyor ben bilmiyorum, İ. Azam ortaya çıktı, benim görüşüm budur dedi ve ardından o hemen hak mezhep olarak kabul edildi? Bunun bir süreç içinde bir asır sürdüğü bilinmiyor mu?
Ben Hanefiyim, ama şunu sormadan edemiyorum. İ. Azam bugün yaşasaydı o zamanki fetvalarını aynen muhafaza eder miydi?
Yoldan yazıyorum, bu kadarla keseyim :-)
Selam ve hürmetlerimle..
Sevgili Kardeşim,
Elbette teferruatta İmam-ı Azam Efendimiz de günümüz şartlarına uygun farklı fetvalar da verirdi.Ama fıkıh temelinde usul asla değişmezdi.Geleneksel nakil zinciri aynen bugün de devam ederdi.
Bizim sitede müçtehid nedir M.N.Er imzalı (yazarlar linkinde) yazıda müçtehidin özellikleri ve bir başka yazıda alimlerin dereceleri var.Gerçi bu senin malumatındır.Hadis-i şerifle övülen ”fırka-i naciye” cennet ehli (ehl-i sünnet vel cemaattir. Aşırılıklardan arınmış Kur’ani deyimiyle ”vasat”ümmet.Orta yolda, ifrat ve tefrittn arınmış.Zaman zaman Dr. Ebubekir Sifil hocamla yazışıyorum.Önemli sorularında tavsiye ederim, kendisine sorularını yöneltebilirsin.
Mesela İslamoğluna kabir azabı konusunda cevabını okumalısın. http://canfm.info/?p=856#more-856
Seni seviyorum ben..
Bizim site dedim de, artık o ürden yazılar pek olmayacak sanırım.Ben ve yazarlardan bazı arkadaşlar dün itibariyle sitedeki görevlerimize veda ettik!
Abi üzüldüm valla, hayırlısı olsun inşallah..
---
Siz de düşüncelerinizi paylaşın: