Random header image... Refresh for more!

Bayram

Bir Ramazan ayını daha geride bıraktık. Ömrü hayatımda bu kadar suflî bir biçimde Ramazan ayı geçirdiğimi bilmiyorum. Herkesin manevi yaşantısının kendine özel halleri, belki belki durumunun -çeşitli sebeplerden dolayı- tev’illeri de vardır ama bunlar bu sufliliğime bahane olmamalıydı..

Neyse olan oldu; geçen günler geçti, yenilen takımın futbolcusu gibi “önümüzdeki maça bakacaz” diyelim bari.

Müslüman’a ye’se düşmek yakışmaz elbet. Benim bahsettiğim de bu değil zaten. Bir hoşnutsuzluk, daha iyisini yapma imkanı var iken, çeşiti sebeplerle bundan uzak kalmanın rahatsızlığı. Bu rahatsızlığı duymam bile beni hoşnut ediyor avutuyor; çünkü eğer gerçekten önem vermeseydim, bu rahatsızlığı duymazdım. Ama yeterli mi?

Sıkıldım bu gündemden, bunaldım. Boğuluyorum. Benim gündemim değil bu. İçimden geçenler, yaşam karşısında durduğum yer, sancılarım bunlar değil. Bunlar detay, kabuk. Dışında oyalanıyoruz. Hakikat karşısında ayak ayak üstüne atmışız çekirdek çıtlatıyoruz. Saygısızca.

Birilerinin inandığı gibi inanmak, yaşadığı gibi yaşamak zorunda bırakılmak isteniyor, itiraz ettiğiniz zaman da çirkin sıfatlarla yaftalanıyor hakir görülüyorsunuz.

Yavşak yavşak sırıtışlar seyretrmek zorunda kalıyoruz. Değiliz evet, ama seyretmek zorunda kalıyoruz. İçine edilmiş kaplar var üstümüze boca edilmek isteniyor, engel olmak, mücadele etmek gerekiyor.

Memleket? Evet hepimizin. Mücadele? Evet lazım. Peki ben, biz ne olacağız?

Biz, yani içimiz? Hakikat ne olacak?

Biz yüzüne bakmadıkça yanıbaşımızda bekleyecek? Oldu.. başka? Ellerimizden kayıp gidiyor hakikat; çok nazlıdır, ilgi ister, özen ister, el üstünde tutulmak ister. Savsaklamaya, ikinci plana atılmaya gelmez, böyle yapar ihmal ederseniz bir bakmışsınız kalkmış gitmiştir.

İnsanlar soğuklaşmış, insanlar arsızlaşmış. İnsanlar ukela, insanlar ruhsuz, insanlar katı.

İnsanlar birbirlerini birbirlerine benzetiyor. Ama burada kalmıyor, üzüm üzüme baka baka kararmıyor sadece, üzüm üzümü iğfal de ediyor.

Zavallı bir türedilik var, bir sahtecilik, bir yargılama, hemen mahkum etme ve ardından tahkir etme.

Kelimelere yüklenen manalar, bunlar üzerinden oyunlar. Birileri Ramazan Bayramı’nı ‘Şeker Bayramı’na’ çeviriyor, böyle demeyi ‘ilericilik’ ölçüsü sayıyor, bir başkası “bayramınız mübarek olsun” diyenlerden tiksiniyor, “kutlu olsun”ları ikame ediyor yerine. Sanki ‘kut’ dini kökenli değil, çok seküler bir kelime.

Oysa yaşanan an belli; bir bayram; Ramazan ayının bitiminde gelen, anlamlı olan bir bayram. Ve tebrikleşen insanlar..

Bu sadece bir örnek, benzeri biçimde o kadar çok akıl tutulması var ki..

Hasılı durumumuz öyle analiz edilmekle falan toparlanacak gibi değil. Buralarda konuşuyoruz, yazıp çiziyoruz, bu detaylar ben de dahil kimseyi aldatmasın. Yaşam devam ediyor, insanlığın başlangıcından beri süren çark dönüyor.

En önemli şey bu; varoluş sorunsalı..

Determinizmin tıkırtılarına önem verin ama büyük resmi atlamayın. Büyük resimde, bir başka diyardaki kelebeğin kanadının minicik rüzgarı o kadar etkili ki..

Şu dünyadaki en güzel uğraş ‘Hakikat’ uğraşıdır, hakikatı bulma; bulduğuna inananların da onu anlama uğraşı.

Bunu heba etmeyelim, olan biteni sadece kabuktan ibaret sanmayalım, bir ‘içi’nin de olduğunu, aslının orada olduğunu unutmayalım, dışında oyalanmayalım, içe nüfuz etmeye çalışalım.. derim nacizane..

***

Bayramımız mübarek olsun.. İnşAllah nicelerine; sağlıklı ve huzurlu biçimde ulaşmak duasıyla..

19 comments

1 Bulent Murtezaoglu { 10.11.07 at 18:30 }

Efendim, hepinizin gukkudu bibidik. (Oyle ya, bir turlu desen biri, obur turlu desen oburu kizacak madem, ben de yeni laf uydurdum, hic olmazsa bilerek kendi ettigim bir halttan dolayi kizilsin bana kizilacaksa.)

2 TSD { 10.11.07 at 19:13 }

Bülent Bey,

Efendim, hepinizin gukkudu bibidik.

Heh, ne şiş yansın ne kebap, en iyi çözümü bulmuşsunuz.

Benim sizden neyim eksik, efendim, ben de sizin gukkudu bibidik. :-)))

***

Beni de kızanlar safında ima etmişsiniz gibi geldi (ya da üstüme alındım, bilmiyorum) ama ben o kızanlar tarafında değilim. Benim kızdığım bu kavramları kullananlara yafta yapıştıranlar, aşağılayıcı bakışlar atanlar. “Mübarek olsun” diyenleri irticacı yobaz görüp, kutlu olsun” demeyi ilericilik sayanlara kızgınlığım, yoksa ‘kutlu olsun’ diyenlere ama öteki türlü söyleyenlere böyle abuk bakışlar atmayanlara sözüm yok.

Aynı şey ‘Şeker Bayramı’ söylemi için de geçerli. Her ne kadar niçin ‘Şeker Bayramı’ dendiğini bir türlü anlamamış olsam da. (Neden Şeker bayramı? Bolca şeker yendiği için mi? O zaman aynı mantıkla birisi 23 Nisan, 19 Mayıs gibi bayramlara ‘Yanaşık Düzen Bayramı’ dese itiraz edilmez herhalde. Öyle ya madem ‘neden bayram denmiş bu zamana’ diye düşünülmeyip, o sıralarda yapılan işlere göre isim veriliyor, bu kıyas da doğru olsa gerek. )

3 a.esin { 10.11.07 at 19:14 }

Sevgili Mehmet Doğramacı Abimden:

Konfüçyüs dili çok önemser. “Halkın halini düzeltmek; dili düzeltmekten geçer, çünkü dil düzgün olursa insanlar birbirini güzel anlar ve huzur doğar” der. “Dil, bozulursa din dahi elden gider” diyerek konuyu çok ileri götüren düşünürler de vardır.

Global kültür fırtınası dilimizi ve kavramlarımızı alt üst ede dursun, geleneksel kavramlar dahi bizi nelerden perdelemiş öğrendikçe fark ediyoruz.

Oruç- Kur’an ayından sonraki bayrama RAMAZAN BAYRAMI diyoruz. Sanki orucun zorlayan halinden kurtulduğumuza sevinir gibi. Dini motifleri öcü- çağdışı gördüğü için, bazı medya organları ŞEKER BAYRAMI da diyor. Tabirin geldiği yeri okuyunca içimi hüzün kapladı. http://www.turklider.org/tr/editmodule.aspx?tabid=1&mid=2186&itemid=8020&itemindex=0

Gelelim işin özüne. Bu bayramın Rasülullah (sav) dilinde adı ne Ramazan, ne de Şeker! Efendimiz IYDU’L-FITIR tabir etmiş… Yani FITRATIN BAYRAMI demiş…

Zahiren bedene oruç tutturan; batinen nefsin istek, arzu ve beklentilerinden imsak eyleyen, uzaklaşan; Özünün hitabı Kur’ana gönülce kulak verenlerin; gayretlerinin ödülü olarak fıtratlarını fark etme bayramı… Fatır olan Allah’ın, her birime ayrı ve özel bir program lütfettiğini görme, anlama, her şeyde hükmünü yürütenin Tek olduğu bilinciyle Hak görme, Hoş görme, Bir görme bayramı!..

“Fıtır Sadakası” buyurmuştu Rasulullah. Biz Fitre dedik. Fıtır Sadakası; fıtratını fark edenin kendi programı doğrultusunda kendinde olan her şeyden insanlığa infakı demekti. Adı fitre olunca, alimler de ölçeğe vurunca komik bağışlarla geçiştirilen sadakalar çıktı ortaya!..

Gördünüz değil mi, bir kavramın aslına varmak neler söyledi bize. Ramazanla, Şekerle bunları fark etmeye imkan mı var?..

FITIR BAYRAMINIZ Kutlu Olsun.

FITIR SADAKASINI fıtratı doğrultusunda infak bilenlere ve sadece Ramazanda değil, ömür boyu o bilinçle yaşamayı göze alanlara selam olsun!…

4 TSD { 10.11.07 at 19:56 }

A.Esin kardeşim, hoşgeldin, nerelerdesin?

Verdiğin linkte Şeker Bayramı’nın kökeni hakkında şöyle yazıyor:

“Şeker Bayramı, Muaviye’nin Bayramıdır”

Halife olmak için her türlü adaletsizlik, hile ve desise ye başvuran Muaviye, Hz Ali’nin bir ramazan günü camide katledilmesine o kadar sevinir ki…

Fakat bu sevincini ramazan günü yaşamak ve paylaşmanın tehlikeli olduğunu fark eder ve ramazan ayının bitmesini bekler…

Halka şirin gözükmek için fırsat bu fırsat diyerek, şeker dağıtır… İşte o gün bu gündür ramazan ayının bitimiyle başlayan “Ramazan Bayramı” şeker bayramı diye anılır…”

Böyle birşeyi hiçbir tarihsel kaynakta okumadım. Bu çok büyük ihtimalle siyasi sebeplerle Muaviye düşmanlığını arttırmak için uydurulmuş birşey olsa gerek. Buna dair bir kaynak varsa, paylaşırsan sevinirim.

Öte yandan yazıda geçen “Oruç- Kur’an ayından sonraki bayrama RAMAZAN BAYRAMI diyoruz. Sanki orucun zorlayan halinden kurtulduğumuza sevinir gibi.” yaklaşımına da katılmıyorum.

Malum, müslümanlar oruçtan kurtuldukları için değil, bir rahmet ayı olan Ramazan’ı hakkıyla eda ettiklerinde mağfirete uğrayacaklarına inandıkları için “bayram” ederler. İsminin Ramazan olması ya da öyle isimlendirilmesinin sebebi olarak “yükten kurtulunması”nı göstermek -sanki denilerek de olsa - hem yanlış hem de hakkaniyetten uzaktır. Zira bu halde hadislerde “Ramazan bayramı” olarak da geçen bu isimlendirmeyi izah etmek mümkün olmaz.

Bir diğer noktada da ‘Fıtrat Bayramı’ üzerine. Anlam bakımından alıntıladığın yazıda geçenlere tamamen katılmakla birlikte ‘Ramazan Bayramı’ isimlendirmesinin kaynağının hadisler olduğunu belirtmek isterim. Hadislerde ‘Fıtr Bayramı’ olarak da geçer, ama ‘Ramazan bayramı’ olarak açıkça zikredilen hadisler daha fazladır.

Bir de şu var. ‘Fıtr’ fıtrat anlamına da geliyorsa da asıl yaygın anlamı “oruca ara verme/bitirme” demektir. Bu da Ramazan ile ilşkili olduğu için ‘Ramazan bayramı’ denmesi Peygamberimizin hadislerinde geçen ‘Fıtr bayramı’ ile aynı anlama gelebilir.

Fakat anlam olarak söylenmek istenen açık, ismi ne olursa olsun..

Selamlarımla.

5 Bulent Murtezaoglu { 10.11.07 at 20:09 }

Suat bey,

Beni de kızanlar safında ima etmişsiniz gibi geldi (ya da üstüme alındım, bilmiyorum) ama ben o kızanlar tarafında değilim.

Yok benim de aklima geldi, kizanlar etiket yapistiranlar filan var evet. Cekinenler de. Ben Turkiye’de boyle bir seyin farkinda degildim, ABD’de ogrendim. “N’aber”e “Allah’a cok sukur” deyip bir turlu algilandigimi ve hir cikar aramizda filan diye uzun sure uzak durdugunu sonradan cok yakin arkadasim olan biri anlatmisti. Bu islerin dibi 90larda cikmis galiba, millet hem kutuplasmis hem birbirine karsi agresiflesmis. Yahut evvelce ben farketmemisim. Hep hamdolsun, cok sukur filan deyip dolasiyordum ama o arkadasim anlatincaya kadar da bir takim insanlar tedirgin oluyor diye farketmemistim. Belki soylenmese hic haberim olmayacakti.

Aynı şey ‘Şeker Bayramı’ söylemi için de geçerli. Her ne kadar niçin ‘Şeker Bayramı’ dendiğini bir türlü anlamamış olsam da. (Neden Şeker bayramı? Bolca şeker yendiği için mi?

Benim rahmetlilerin biri ramazan bayrami biri seker bayrami derdi umumiyetle galiba, bir tane de ’seker bayrami demeyin, bunun adi ramazan bayrami’ diyen akraba vardi ama ben onu hep ‘yasasin seker yiyecegiz’ havasina girilmesine ve simarilmasina karsi edilmis bir laf diye dusunurdum. Meger baskaymis hesap, ne bileyim? Neyse, ben birinde kurban kesiliyor onun icin kurban bayrami, otekinde eve seker aliniyor onun icin seker bayrami diye dusunurdum. Bayram namazinda camide hep ‘ramazan bayrami’ dendigini duymussam da yormamisim demek ki o tarafa. Evet, dediginiz gibi, seker, lokum filan, hatta bizim eve cikolata alinirdi misafir sekerligi icin bize de biraz yiyin ama bayramin sonuna kadar bitirmeyin denirdi (bitirmezdik bir tane birakip bayramin son gunu gelen misafire rahmetli annemi rezil ederdik). Gidilip eli opulenlerden para vermeyenlerin bazen mendil, lokum, seker, cikolata filan verdigi de olurdu. Mendil verenlere sonraki bayram ne kadar gonullu gidildigini tahmin edebilirsiniz.

Ben bilmiyorum ne zaman seker bayrami denmeye baslanmis, yahut boyle bir tarih var mi diye. Yalniz ilk degistirildiginde ‘hahahaha Amerikan salatasi diyorlar ya?’ dedigimiz ‘Rus salatasi’na simdi kimsenin Rus salatasi dememesi, ‘hahahaha turban da neymis, sen Dogramaci misin?’ diye diyenle alay ettigimiz ‘turban’in bolca kullanilmasi filana bakarak, ‘bundan boyle, seker bayrami dene’ dedi birileri diye bir hikaye cikarsa sasirmam.

6 gökkuşağı { 10.11.07 at 22:31 }

Değerli T.Suat Bey,
Şahsınızda herkesin mübarek Ramazan Bayramını tebrik eder, ahiret bayramında sonsuz ruh huzuru lütfetmesini Yüce Allah (cc)’dan niyaz ederim.

7 BetuL { 10.12.07 at 11:37 }

Bayraminiz mubarek olsun Suat bey

8 Deniz { 10.12.07 at 18:39 }

Düşünceler okurları ve yazarının ve İslam dünyasının bayramı mübarek olsun!

9 TSD { 10.13.07 at 10:56 }

Çok teşekkürler sevgili arkadaşlar..

10 Ünlem { 10.13.07 at 12:04 }

Gelenek sonrası düşünceler’de rastladığım, gelenek(!) havası yazılardan biri, en “olması gereken”…

Bunun için hem tşk hem tebrik ederim sizi, zira şahsım adına çok memnun oldum.

Özeleştiriler sayesinde hakikat arama yolculuğumuz daha bi “çekilir” oluyor..

Selamlar..

11 TSD { 10.13.07 at 12:38 }

Teşekkür ederim Sevgili Ünlem..

Şurada da anlatmaya çalıştım, insan bazen durduğu yeri tarif etmekte zorlanıyor.

Birçok kişi hakkında birkaç yazısından hareketle, o yazının hangi bağlamda yazıldığını, neye dikkat çektiğini, küçük resimde nereye, büyük resimde nereye oturduğunu bilmeden, ya da anlamaya çalışmadan, etiketleme yapmaya çalışıyoruz, ben de dahil olmak üzere.

Bu sitenin formatı ‘Gelenek’ten epey farklılaştı, bunu biliyorum. Bu benim bir dahlim olmadan oldu, ‘gelenek’ daha bir kişiseldi ve dar bir ziyaretçi profili vardı. Site büyüdükçe hem ziyaretçi profili değişti hem de ülkede yaşanan komediler dağları aştı.

Pekçok kez sızlanmışımdır aslında gündeme o kadar eğilmek istemiyorum diye.. Ama hepimiz aynı gemideyiz, gemiyi batırmaya çalışanlara karşı kayıtsız kalmak mümkün olmadı ve iç siyasetin yoğun olarak işlendiği bir yorum bloguna döndü burası..

Pergel metaforunu bilirsiniz, müslümanın durumu bu olmalı. Verdiğim linkte dikkat çektiğim husus da dahil olmak üzere tüm dünyevî sistemler, teoriler, tartışmalar, zaten biz müdahil olsak da olmasak da süregiden şeyler. Kayıtsız kalmak, görmezden gelmek mümkün olmadığı gibi İslamî bilince de aykırı bence. Bunlar müslümanlar da dahil olmak üzere tüm insanları etkiliyor. Müslümanın en önemli görevlerinden birisi de bahsettiğim dönüşümü sağlamak olmalı. Ama bunu yaparken asla ihmal etmememiz gereken şeyler var. Bu salt rasyonalist düzlemde konuşmak/yazmak/düşünmek bir müddet sonra insanı ağaçların içinde kendini kaybettiriyor, ormanı unutturuyor, tehlike bu.

Çıkış noktası olarak “müslümanın dönüştürme görevi”ni aldığımızda ise “önce evimizin önünü süpürelim” noktasına geliyoruz. Bunlar da işte burada konuştuğumuz iç siyasete dair şeyler. Tabii ki tüm bunlar bütün resminde detay, tüm bunlar kendi benliğimizin burada şu anda ne aradığına dair sorularını ve olası cevap arayışlarını ötelemeye gerekçe değil. ‘Öz” orası, varoluşa dair arayış ‘hakikat’ arayışı… İşte bu detaylarda kabukta oyalanırken bunu ihmal etmemeye dikkat çekmek istedim, başta kendim için olmak üzere.. :-)

Site formatı eğilip bükülecek gibi değil artık. Bu sebeple bir iki gün içinde daha kişisel bir blog açacağım. O dar çerçevede bu tip yazılar daha ağırlık teşkil edecek gibi görünüyor.

Bu yazdıklarım size cevap ya da itiraz değil, zaten yorumunuza bir itirazım da yok; bu,  sizi vesile ederek  biraz durduğum yeri anlatma çabası.. :-)
Selamlar, sevgiler..

12 hg { 10.13.07 at 15:08 }

Efendim Ramazan Bayramanız Mübarek/kutlu olsun… Hayırlı bayramlar…

Bu bayramım nasıl geçti kısaca paylaşayım istedim. Tartışmadan uzak bir şekilde: )

***

Sabah namazı için 06.00 da kalktık. Süleymaniye Camiine gitmek üzere düştük yola. İstanbul’da sokakları, yolları bu kadar sakin bulmak ancak bu saatte mümkün oluyor. Efendim Süleymaniye’ye yaklaştıkça insan-araç trafiği arttı. Park edecek yer bulamıyorduk nerdeyse.

Ve işte muhteşem Süleymaniye Camii karşımızda. Öğrenciliğimin bakmaya, seyretmeye doyum olmayan güzel manzarası: Süleymaniye Camii.

Muhteşem Süleymaniye. Yedi tepenin en güzel camii.

İçeri girdik. Işıl ışıl camii. O kadar aydınlık, o kadar güzeldi ki.

Ya cemaat, müslümanlar? Onların da gözleri ışıl ışıl. Bayram sevinci dedikleri bu olsa gerek.

Arka mahfilde kızlar-kadınlar. İlk defa şahit oluyorum bayram namazı için gelmelerine. (Zira ilk defa İstanbul’da bayram namazı kılıyorum. Bu konu ayrı bir konuşma mevzusu olur inş.)

İçeride bir de sürpriz bekliyormuş bizi; TRT canlı yayını: ). Ön saflarda olalım diye ilerleye ilerleye kameranın yanında yer bulabildik. (Kamera da kamera yani, öyle alengirli bir şey.)

Neyse efendim sabah namazını büyük bir kalabalık ile eda ettik. Allah Kabul etsin…

Bayramın bereketi, sürprizi bitmiyor ki : )

Vaiz kürsüsüne de Ali Bardakoğlu çıkmaz mı! Diyanet İşleri Başkanımız. Faydalı bir vaaz oldu. Çok da uzatmadan kararında, tadında bir vaaz/sohbet.

Vaaz bitti. Uyarı başladı: “Mümin kardeşlerimiz için saflarımızı sıklaştıralım mümkün olduğunca, cemaat dışarıda kaldı, ayağa kalkıp şöyle bir safları sıklaştıralım”.

Şöyle bir baktım, iğne atsanız yere düşmeyecek muazzam bir kalabalık. Sağlı sollu üst mahfiller de doldurulmuş hınca hınç.

Efendim cemaat ayağa kalktı, safları sıklaştırdı. Oturduk tekrar. İmam efendi bayram namazının nasıl kılınacağını, yılda iki defa kılınan bir namazdır bahsiyle, bir güzel tarif etti. Ve Osmanlı zamanından beri adet olarak devam ettirilen müezzinlerin birazdan okuyacağı salavatlardan sonra namaza başlanacağını söyledikten sonra, müezzinler başladılar o güzel sesleri ile. İşte bu anda anlıyor insan neden müezzinlerin ahrette en uzun boylular olacaklarını: )

Niyet ettik Ramazan Bayramı namazına uyduk hazır olan İmam’a: Allahuekber.

***
Huşu ile kılınan bayram namazı ve ardından tekbirler: “Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Lâ ilâhe illâ’llâhu va’llâhu Ekber, Allah-u Ekber ve li’llâhi’l-Hamd”.

Dolu dolu bir sesle; Güçlü bir sesle; Zulme karşı haykıran bir sesle; Biz buradayız/varız diye haykıran bir sesle: “Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Lâ ilâhe illâ’llâhu va’llâhu Ekber, Allah-u Ekber ve li’llâhi’l-Hamd”.

***

Bir insan seli ile çıktık camiden. Müthiş bir kalabalık, Cuma kalabalığından daha kalabalık cami ve avlusu. Mübarek insanlar: Eli öpülesi yaşlılar, gençler, çocuklar.

Son zamanlarda dikkatimi çeken bayram namazında da tekerrür ediyor: Namaz kılan genç sayısındaki artış ziyadesiyle dikkat çekici ve de sevindirici: )

Hemen ailemi aradım, bayramlaşmak için. Biraz buruk bir bayramlaşma oldu. Biraz değil aslında, çok : (

***

Ve avludan çıktık, istikamet Daruzziyafe bilenler bilir çok güzel bir mekandır.

Bir kahvaltı yapalım dedik; Aileyle yapılan bayram kahvaltısının yerini tutamayacak olsa da, güzel bir mekanda yapılacak kahvaltı bir nebze de olsa hafifletir durumu diye düşünerek.

Tabağımızı doldurduk envai çeşit kahvaltılıklarla, oturduk beğendiğimiz bir masaya. Çay ikramı da sınırsız nasıl olsa…

Sohbet, muhabbetle güzel bir kahvaltı yaptık.

Kahvaltıyı nihayetlendirdik, hesabı istedik.

Görevli bir baktı şöyle birkaç saniye bize doğru ve:

-Bayram ikramımız olsun size, dedi.

Ciddi mi diye baktım ben de dikkatlice. Evet, ciddi. .

Teşekkür ettik. Afiyet olsun dedi.

***

Gitmeye pek niyetim yoktu aslında mesafeden dolayı akraba ziyaretine. Ama vaazda o kadar üstüne basa basa bahsetti Bardakoğlu ve hutbede imam “sıla-i rahim”den artık gitmemek olmazdı, olamazdı.

Ve ben yollara düştüm: Sıla-i rahim yapmak için.

Akşam döndüm ve bugün (bu satırları yazarken şu an) hala yorgunum. Ama huzurluyum da.

Bu bayram da ne bereketli oldu kardeşim böyle : )

***

Bu bayram ailemden uzakta geçirdiğim ilk ve son bayram olsun dilerim, tüm güzelliğine, bereketine rağmen.

İstanbul, 13 Ekim 2007

13 TSD { 10.13.07 at 18:22 }

Eyvallah Hasan bey, teşekkürler..

Çok güzel geçmiş bayram sabahınız. Çok da güzel anlatmışsınız. Ah Süleymaniye..Orada olmak vardı bayram sabahında..

Süleymaniye’de bayram namazının yerini hiçbir şey tutamaz; aynı aile ile yapıan bayram kahvaltısının yerini de başka kahvaltıların tutamayacağı gibi.. :-)

Selamlar..

14 Talha Can { 10.14.07 at 08:26 }

Bayramınız mübarek olsun Suat Bey,
muhabbetle…

15 ikna { 10.14.07 at 16:52 }

Mübarek Ramazan Bayramınızı kutlarım. Tüm dünyamıza inşallah hayır ve huzur getirir. Nice bayramlara hayırlısıyla ulaşmayı Cenab-ı Allah nasib eder.

Her ramazan benim için yeni bir yıla giriştir. Bir yılın muhasebesini yapma gereği duyar, bu ramazan ayını “nasıl” değerlendireceğimi düşünürüm. Ve elbette yeni yılımı şöyle bir planlarım. Kimilerine bahsettiğimde “bırak şu dünya işini” derler. Ama benim yaptığım sadece dünya işlerini planlamak değildir ki!

Bayram geşdiğinde yanımda çalışan elemanlara hep aynı tavsiyede bulunurum. “Bayramda ziyaretleriniz yapın, ancak sakın unutmayın “düşünme”yi, ne olur birazcık zaman ayırıp şöyle bir düşünün!”

Hayırlı Bayramlar…

16 metin-thePoor { 10.14.07 at 17:41 }

Sevgili dostum Suat Bey,

Geç kaldım tebrik için, kusuruma bakmayın lütfen.

Bu bayramın hepimiz için kalpleri ve zihinleri aydınlatıcı, insanlığa davet edici bir ışık salmasını dilerim.

17 ceren { 10.14.07 at 20:00 }

Suat Bey,Merhabalar,

Aileniz ve sevdiklerinizle nice huzurlu,sağlıklı,hayırlı bayramlar geçirmeniz dualarımla.

Aslında daha sonra da uğrayıp helallik dilemek istiyordum ama hem bayram olması,hem de Metin Bey’in de mesajını görmüş ve buralarda olmasının ,ondan da hakkını helal etmesini isteyebilecek olmamın sevinciyle şimdiden yazmak istedim.

Allah kısmet ederse bu yıl eşimle birlikte Hacca gideceğiz.SUAT Bey,öncelikle sizden hakkınızı helal etmenizi istiyorum.

İzninle daha sonra bu blog aracılığıyla METİN Bey den hakkını helal etmesini isteyebilir miyim.

Kendi bloğuna erişilemediği için burada yazmak istedim.

Biliyorum forumların belki en hayırsız izleyicisiyim,bir görünüp bir kayboluyorum ve bu anlamda biraz vefasız gibi görünüyorumdur.

Ama her ne kadar yazamasam da dostlarımın her birisinin yüreğimde ayrı ayrı yerleri var ve gerçek hayatta inanın böyle vefasız değilim.Bilakis çoğu zaman ısrarla arayan hep ben olurum.Sadece bloglara zaman ayıramıyor ya da bazen yazmak çok anlamlı gelmeyebiliyor o kadar.

Ayrıca bir şekilde diyaloğum olmuş olan tüm arkadaşlardan helallik isteyebilir miyim?Bilerek asla olmamıştır ama bilmeden kırdıysam ,birilerini üzdüysem özür diliyorum.

Herkese en içten selam ,saygı ve dualarımla…CEREN

18 TSD { 10.14.07 at 20:43 }

Metin Ağabeyim,

Est geç kalmadın.. Çok memnun oldum gelmene.. Dileğin ne güzel, inşallah diyorum..

Bir de ilaveten “Ah o eski günler” diyorum başka da birşey demiyorum..

Ceren hanım,

Hoşgeldiniz, est hayırsız olur musunuz hiç, o nasıl söz? Ben sizin vefanızı iyi bilirim, müsterih olun lütfen..

Ve tabii ki Metin abiye de başka arkadaşlara da buradan seslenebilirsiniz.

Hacca gidecek olmanıza çok sevindim, hem sizin hem de eşinizin adına. Hakkım yok ama varsa da helali hoş olsun. Lakin dua beklerim, selamlarımızı da iletmenizi istirham ederim.

Selam ve hürmetlerimle..

19 TSD { 10.14.07 at 20:44 }

Talha kardeşim,
Sevgili İkna,

Teşekkür ederim, bilmukabele..

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayınlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın:

---