Random header image... Refresh for more!

27 Mayıs: ‘Demokrasi’nin Dramı

27 Mayıs dikta rejiminin suçsuz yere idam ettiği merhum Başbakan Adnan Menderes27 Mayıs’ın sene-i devriyesini üzerimize sinen internet bildirisinin kokusu altında huşu ile idrak ettik.

Deniz Som gibi çağdaşlık ve özgürlüğü çoluk çocuğun gezdiği parklarda içip içip nara atmak sanan zevat “27 Mayıs’a darbe diyenler demokrasi ve laik cumhuriyet düşmanıdır” demiş. Cuntacı İlhan Selçuk’ta “27 Mayıs ilericiydi, 12 Eylül gericiydi” buyurmuş.

Seçmece darbe haa? “Allah akıl fikir versin!” diyeceğim ama Allah’tan bir anda o kadar çok şey istemeye yüzüm yok.

Beyinlerini boşaltıp yerine popolarını ikame eden ve o şekilde düşünen bu gibi yerli pravdaları aslında ciddiye almamak gerek. Ama maalesef aynı zihniyet tam da bu günlerde daha soft “27 Mayıs” atraksiyonları peşindeler. Bu sebeple onları ve onlar gibi düşünenleri haketmedikleri biçimde ciddiye alıyoruz.

27 Mayıs bir avuç cuntacının seçimle gelmiş bir Başbakan’ı astığı, asmadan önce de aşağılayıcı işkenceler yaptığı Türk demokrasi tarihinde çok büyük yara açmış bir darbedir.

Üniversite gençlerinin öldürüldüğü, mezbahalarda kıyma makinesinden geçirildiği, bir kısmının da gömüldükten sonra üzerine asfalt döküldüğü gibi akla hayale gelmeyen iftiralarla milli irade alaşağı edilmiştir.

Bugünü lanetle anmak, her vicdan sahibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kalbinden gelen bir duygu olmalıdır. Bu kirli sayfayı unutmamalı, bundan dersler çıkartmalı ve bu kirliliğin müsebbiblerini vicdanlarımızda mahkum etmeliyiz.

Bu konuda usturuplu yazamıyorum kantarın topuzunu kaçırıp başımı belaya sokabiririm.

Bu sebeple Mümtaz’er Hoca’nın “27 Mayıs: Geç kalmış bir hesaplaşma” başlıklı, manifesto niteliğindeki enfes yazısından bir kaç bölüm alıntılamak istiyorum:

Bir grup genç subayın kendi aralarında bir cunta kurarak, kendilerine yurdu savunmak için verilmiş silahları ve emirlerindeki askerleri kullanarak bundan tam 47 yıl önce devlete el koymaları, tam olarak bir silahlı gasp olayı idi. Cuntayı, eşkıya çetesinden farklı kılan, kendilerine verilmiş devlet imkanlarını kullanmalarından ve sonuçta iktidarı ele geçirmelerinden kaynaklanır. 27 Mayısçıları idam edilen 21 Mayısçılardan farklı kılan tek şey, yaptıkları işin netice alıp almamasından ibarettir. 27 Mayıs 1960′ta tarihimizin en talihsiz faciası yaşandı. [...]

Eğer ben marjinal ideolojilere iman etmiş bir fanatik isem, şiddet yöntemlerine başvurmadığım sürece fikirlerim birer fantezi olarak kalacaktır. Peki bu marjinal fikirler yurdu savunma görevi için ellerinde silah bulunduran kişilerin iman ettikleri fikirler olursa? O zaman ülkenin düzeni, hatta güvenliği için ciddi bir tehdit ve tehlike mevcut demektir. Bu söylediklerim bir faraziye değil. [...]

Bu manzara ne siyasî kültürümüzün, ne de askerî kurumların toplum üzerindeki itibarının eseridir. Ordunun “anayasal düzeni koruma ve kollama” görevinin de bu vesayet iddiası ile alâkası yoktur. Rejim tartışmaları, laiklik gerginlikleri bu marjinalliğe sadece destek sağlamak için kullanılmaktadır. Bu yasadışı durumun demokratik sistemlerin araçları kullanılarak ortadan kaldırılması elzemdir. Devlet içindeki bütün kurumların demokratik denetim altına alınması ve silahlı güç ile siyasî alan arasında aşılmaz duvarlar oluşturulması gerekmektedir. Aksi takdirde ülkeyi korumakla görevli silahlı güç, kontrolsüz ve hedefsiz bir serseri mayın gibi ülke menfaatlerine vereceği bilinçsiz zararların müsebbibi olacaktır. 27 Mayıs Darbesi, 47 yıldır bir millet olarak ödediğimiz ağır bedellerin müsebbibidir. Türkiye bugün çok farklı bir yerde olabilirdi. Kardeş kavgasında kaybettiklerimiz de dahil yaşadığımız fenalıkların müsebbibi 27 Mayıs cuntasıdır. Geçmiş ders almak içindir. Yeni kayıpları önlemek istiyorsanız, elinde silah bulunanların siyasî görüşlerinin değerini, elinde silah bulunmayanlarınki ile eşit hale getireceksiniz. [...]

Mümtaz’er Tüköne’nin de söylediği şeyin benzerini bir yazımda ben de söylemiştim: “Güç, erki ele geçirdiğinde kendi meşruiyetini de beraberinde getirir. Yani onu sorgulamanız anlamsızdır. Gücün kademesi de önemli değildir. Önemli olan erki ele geçirmesidir.”

İşte 27 Mayıs böyle bir cunta kalkışmasıdır. Bir çete organizasyonudur ama başarılı olduğu için yönetimi ele geçirmiştir. Yine o yazımda da değindiğim gibi: “27 Mayıs bir üst kademe darbesi değildir. Genelkurmay Başkanı Şükrü Erdelhun ile, bir önceki Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Tunaboylu’nun, teğmenler tarafından tekmelenerek sıraya konduğu, birçok generalin tutuklandığı ve emekliye sevk edildiği alttan üste bir darbedir 27 Mayıs. Birkaç yıl sonra Talat Aydemir cuntası başarılı olsaydı, bu kez -büyük ihtimal- Cemal Gürsel, Celal Bayar gibi tepetaklak edilecek ve Aydemir 5. Cumhurbaşkanımız olarak tarihe geçecekti.”

Şimdi biliyorum bir yorumcu çıkacak “DP’nin hiç mi suçu yok, tahkikat komisyonları illerin ilçe, ilçelerin il yapılması vs gibi icraatler ne olacak?” diyecek. Buna verilecek en güzel cevap son ultrapostdarbemiz vesilesiyle yıldızı parlayan şu cümle olur herhalde: “Şunu mu demek istiyorsunuz: tecavüzcü suçlu ama mini eteklinin hiç mi suçu yok?”

Açılımını “Menderes şöyleydi, böyledi..” diyerek darbeyi meşrulaştırmaya çalışan olursa yaparız..

Dönemin valilerinden Turan Kapan’ın bir hatırası ile bitireyim:

[...] Menderes ile (Yassıada’da) bir kere karşılaştım. Sorgular başlamıştı. O sorgudan dönüyor ve ben de soruya gidiyordum. Etrafımızda daima iki-üç silahlı er ve başlarında da bir subay bulunuyordu. Karşılaştığımız vakit, benim orada mevkuf olarak bulunuşumun, sanki kendisi suçlusuymuş gibisine, başını yarım bükerek, “Nasılsınız vali beyefendi?” diye hatırımı sordu. “İyiyim Allah’a şükür başvekilim, ellerinden öperim” diye cevap vermemi, fevkalade büyük bir suç diye kabul ettiler ve ikimize de “tarifi gayri mümkün hakarette” bulundular. Bir benim bir de rahmetlinin kafasına yumrukla vurdular. Bu çirkin harekeri ne zaman hatırlasam adeta heyecanla titrerim. Rahmetliyle bir daha görüşmedik. [Vakit. Sayfa 12. 28 Mayıs 2007]

27 Mayıs ve bilimum türevleri… Bir daha asla!..

46 comments

1 V { 05.29.07 at 12:56 }

Bir de şöyle bir şey var:

“Demokrasinin ve cumhuriyetin tüm ilkelerinin ayaklar altına alındığı karanlık günleri bir muhalif gazeteci ve bir Mülkiye öğrencisi olarak yaşadım ben.. Unutmam mümkün değil..
Demokrat Parti iktidarı, Meclis’teki çoğunluğu ile, tüm özgürlükleri ve insan haklarını ayaklar altına almış, Abdülhamit’i bile demokrat yapan bir istibdat içinde ülkeyi inim inim inletmeye başlamıştı.
Falih Rıfkı ve Bedii Faik’in Dünya gazetesine, tarihe geçen o “Karanlığa giriyoruz” manşetini attıran bir Tahkikat Komisyonu yasası ise, kalan son özgürlük tohumları da yok edilmişti.
Düşünebiliyor musunuz?.. Tamamen iktidar mensuplarından oluşan bu komisyona sadece gazete ve dergileri değil, onları basan matbaaları da kapama yetkisi verilmişti. Matbaa da kapatılacaktı ki, adam, o matbaada başka bir dergi ve gazete çıkaramasın. Matbaa da kapatılacaktı ki, matbaa sahipleri, muhalif olması muhtemel gazete ve dergilerle anlaşma yapıp onları basmasın..
Polisler, gazeteciler dahil, insanları günün 24 saati, evlerinden, işlerinden, sokaktan alır giderler, haber de vermezlerdi, nereye gitmiş, niye gitmiş.. Bilemezdiniz tutuklu mu, yoksa, kaçırıldı mı, ya da vurulup bir yere atıldı mı?. Avukat tutmak mı?.. Aileye haber vermek mi?.. Güldürmeyin beni.. Mahkemeye çıkma günü de yoktu. Onu oraya attıran gücün keyfindeydi, yargıç önüne çıkmak..
Oktay Kurtböke, nur içinde yatsın, gazeteciydi, Yeni Gün ekibimizde.. İsmet Paşa, Kızılay’daki İş Bankası’na para çekmeye gitmiş Mevhibe Hanım’la, yürüyerek.. İlgi öyle fazla ki, etraf öyle sıkışmış ki, bakmış Paşaya ve hanıma zarar gelebilir, Oktay ve birkaç genç daha atmışlar kendilerini araya, yol açmışlar ezilmesinler diye.. Sen misin İsmet Paşa’ya yol açan.. Görenler telefon etti ki gazeteye, polisler Oktay’ı almışlar.. Soruşturmaya başladık.. İzi yok.. Kimse bilmiyor, nereye götürdüklerini.. Yahu gece üşür, falan.. Bir kazak götüreceğiz.. Emniyet ser veriyor, sır vermiyor.. Oktay’ın babası paşa.. Askeri Yargıtay’da yargıç. Yani en forslu adamlardan biri güya.. O bile öğrenemedi.. Günlerce yatmıştı Oktay.. Sonra bir gün “Tamam” deyip salmışlar, ne yargıç, ne mahkeme, ne bir şey.. Öyleydi hukuk.. Öyleydi insan hakları, o gün..
Demokrat Parti Vatan Cephesi diye bir rezillik kurmuş.. Bu cepheye katıldığını bildirmezsen, adın her gün Ankara Radyosunda okunan listelerde yer almazsa, yaşam hakkın yok.. İş vermiyorlar. İşteysen, çıkarıyorlar..
Bunca sivil baskı yetmezmiş gibi, bir de sıkı yönetim ilan edilmiş.. O zaman üst rütbelere gelmek için emir kulu olmak gerek. Genelkurmay Başkanı dahil emirlerinde.. Sıkı Yönetim Allahın günü Üniversiteye saldırır.. Atlarla.. Silahlar patlar, Siyasal Bilgiler delik deşik.. Yayın yasakları birbiri ardına yığılır.. İktidarın istemediği hiçbir şeyi yazamazsınız. Yazdınız mı yandınız.. Hapishanelerde gazeteciler için özel koğuş oluşturuldu, Ankara Hilton diye.. Tıklım tıklım dolu.
Demokrat Parti iktidarı basına öyle baskı uyguluyor ki, İspat Hakkı’na kahkahalarla gülüp “O ne?.. İsmail Hakkı mı” diyorlardı.. Bugünün insanının aklı almaz.. Bir şey yazıyorsunuz.. Yazdığınızı ispatlama hakkınız yok. Yazdınız, mahkumsunuz.. “İspat Hakkı” isteyenlere destek olanları partiden kovdular.. Hürriyet Partisi’ni kovulanlar kurdu.
Şimdi o günleri yaşayamayanlara, 26 Mayıs’ı bilmeyenlere, 27 Mayıs’ı anlatmak mümkün değil.. Hoş, 11 Eylül’ü çok iyi bildikleri halde 12 Eylül’e nasıl saldırdıkları da meydanda ya..”

http://www.sabah.com.tr/uluc.html

2 V { 05.29.07 at 13:06 }

Kesinlikle darbe iyi olmuş demiyorum ama sadece bir soru soracağım? 1. numarada bahsedilen oligarşik yönetim nasıl çözülecekti? Bir de şu bizim oligarşimiz (DP), sizin oligarşinizden (CHP) iyidir mantığı var anti 27 mayısçılarda. 27 mayısçılar ise 27 mayıs iyidir, 12 eylül kötüdür diye benzer bir çelişkiye düşüyor.

3 Talha Can { 05.29.07 at 16:05 }
4 fatih demir { 05.29.07 at 17:59 }

http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2006/MART/04/zaman.html

Menderes’in ucak kazasini anlatan bir yazi…

5 bliyaal { 05.29.07 at 18:11 }

Menderes’ten inciler (ilki dışında):

İsmail Hakkı mı, o da ne?
Odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm
Siz isterseniz hilafeti bile geri getirirsiniz
Kara cüppeliler
Battal Gazi ordusu
Ben orduyu yedek subaylarla bile yönetirim
Beşer-i hafıza nisyan ile maluldür
Ben kendime sabık başbakan dedirtmem

Hıncal Uluç güzel yazmış. 27 Mayıs’a laf edenlere bunları söylediğinizde gak-guk ediyorlar. İşlerine gelmiyor ne de olsa. Gerçi laf edenlerin arasında eli yüzü düzgün insan da yok ya.

DP çok partili bir rejimi demokrasiye dönüştürmeyi istememiş, onun yerine çoğunluğun diktatörlüğünü kurup halk üzerinde tahakküme yönelmişti. Muhalefet hakkını kısıtlamış, CHP’nin mallarına el koymuş, basın özgürlüğünü kısıtlamış, gazetecileri hapse atmış, üniversitelere müdahale etmiş, bilim, sanat ve edebiyatı “anti-komünizm” anlayışı ile baskı altına almıştır.

Said-i Nursi’nin elini öperek kim din istismarı yaptı?

Kendisine oy vermeyen Kırşehir ilini kim ilçe yaptı?

6-7 Eylül olaylarını kim çıkardı? Bu yüzden suçu olmayan solcuları kim hapse attı?

O solculardan biri olan ve “Kutsal İsyan” ve “Kutsal Barış” gibi kitapları nedeniyle bizde dincilerin haliyle okuma ihtimalinin hiç olmadığı Hasan İzzettin Dinamo, yazdığı broşürde 6-7 Eylül olaylarını Menderes ve Bayar’ın çıkardığını söyleyerek bunlara “yumruk kafalı herifler” der. Bizde dincilerin 27 Mayıs’a kızma nedenleri, kim bilir, belki de 6-7 Eylül olayları ile başlayan potansiyel anti-semitizm hareketinin yarım kalmış olmasıdır?

Fuat Köprülü bile o dönemin çirkef bir DP milletvekili değil miydi? Bir bilim insanının iktidar için nasıl yozlaşabileceğinin güzel bir örneğini verip, DP’lilerin tipik halini resmediyordu.

DP iktidarının dünyadaki benzerleri Rusya’da Stalin, Portekiz’de Salazar, İspanya’da Franko’dur.

O yüzden hiç çekinmeden söyleyebiliriz: 27 Mayıs Türkiye’de demokrasinin önünü açan bir “ihtilaldir.”

6 fatih demir { 05.29.07 at 18:53 }

Bilyaal Bey’de yanar doner biri oldu cikti :)

Iki baslik once “demokrasi de neymis, boyle liberal bir diktatorumuz olsa, astigi astik kestigi kestik olsa, boyle elli yuz yil idare etse bizi cok super bir demokrasimiz olacak” diyen baska biriymis gibi simdi de demokrasi havarisi kesilmis sozde “anti-demokratik” eylemler diye birsuru ne idugu belirsiz belgesiz-bulgusuz olayi siralamis…

Aslinda istedigi seyin ne demokrasi ile ne de liberallikle alakasi yok… Istiyorlar ki mesela “adam kalksin ana-avrat kufur etsin, yalan haber yazsin, yazili kurallari cignesin, kendi koyduklari anayasa hukumlerini cignesin” ve kendisi “onlardan” oldugu surece adama hic bi b** olmasin cunku bu demokrasi gerigidir…. Ayni seylerin cok daha dusuk capli olanlarini bir gercek demokrat, bir liberal, bir dindar “kendi” anti-demokratik militarist donemlerinde yaptiginda “dingonun ahirimi burasi” muhabbeti yapilsin, insanlar asilsin, hapislere tikilsin, iskenceler yapilsin ama kimsenin sesi cikmasin…

Daha Menderes’in Amerikanci mi Komunist mi olduguna karar veremediler… Darbeyi destekleyen Amerika olduguna gore cok da delil aramaya gerek yok ama gel de anlat bu adamlara….

Said-i Nursi’nin elini öperek kim din istismarı yaptı?
Cumleye bakar mısınız mesela???? Din istismari nasil yapiliyormus??? Goren de Nursi’nin o donem ortalikta super gucu ile dolasan bir tarikat seyhi oldugunu falan sanir… Gazetelere her Allah’in gunu “10 nurcu tutuklandi, nurcular ayinde yakalandi, Nursi sapka giymedi” tarzi haberlerle calkalanan bir ulkede basbakan tum bunlara inat boyle birseyi yapiyor ama yine ayni Bilyaal bey tarafindan hem polisin hem yarginin hem askerin sahibi olarak yine Menderes gosteriliyor..

Yani diyor ki Menderes bi taraftan nurculari toplatip cezaevine koyduruyordu bi taraftan da liderlerinin elini opuyordu… Ayni polis donemin ulasalcilarini 6-7 eylul olaylarinda durdurmuyor ama suclanan yine Menderes oluyordu oyle mi??

O solculardan biri olan ve “Kutsal İsyan” ve “Kutsal Barış” gibi kitapları nedeniyle bizde dincilerin haliyle okuma ihtimalinin hiç olmadığı Hasan İzzettin Dinamo, yazdığı broşürde 6-7 Eylül olaylarını Menderes ve Bayar’ın çıkardığını söyleyerek bunlara “yumruk kafalı herifler” der. Bizde dincilerin 27 Mayıs’a kızma nedenleri, kim bilir, belki de 6-7 Eylül olayları ile başlayan potansiyel anti-semitizm hareketinin yarım kalmış olmasıdır?
Dunya uzerinde her akil sahibi insan bilir ki bu anti-semitist akimlarin savunucularinin tamami “ulusalcilar”dir… Yani bilyaal bey tarzi adamlardir… Arada sirada demokrasi deyip kendilerinden cikmasi kaydi ile diktatorlugu aciktan savunan insanlardir…

Yumurta kafali, cirkef ve benzeri bir suru hakareti ozgurluk, basbakanin kicina parmaklarini sokmayi demokrasinin onunu acan hareketler olarak goren bu insanlardan ben SIKILDIM artik…

7 Bulent Murtezaoglu { 05.29.07 at 19:23 }

Bliyaal bey oyle seyler soyluyorsunuz ki, saka mi yapiyorsunuz anlayamiyorum bazen.

O yüzden hiç çekinmeden söyleyebiliriz: 27 Mayıs Türkiye’de demokrasinin önünü açan bir “ihtilaldir.”

Bu buyuk bir zelzele carpik sehirlesmeye care oldu demek gibi birsey. 12 Eylul zamani cumhurbaskani vekili olan Caglayangil’in “baska care kalmamisti” diyen bir pasaya “keske bu yaptiginiz care olsa” dedigini okumustum bir yerde (dogru mu hatirliyorum? Hatirlayan teyid etsin lutfen).

Bu arada bu ‘demokrasi’ lafinin ve ciktigi eski Yunan’da secimin berbat bir metod olduguna inanip is gordurecekleri insanlari kurra ile sectikleri bir demokratik donem olmus. Dibini cikartmislar, makineler filan yapmislar bu is icin. Ben makinesini duydugum icin biliyorum, siyasi tarafini bilen anlativersin (nette bir suru sey var ’sortition’ diye aratsin meraklisi). (Fatih bey, bu ‘eline guc vermek’ ile ‘is gordurmek’ arasindaki farki size orada defaatle “jury duty” piyangosu cikip, ‘ya valla billa yabanciyim, gidin kardesim, Allah Allah’ dediginiz zaman birinci elden yasayabilirsiniz. Gulmeyin. Bana oldu kac defa.)

8 Suat Öztürk { 05.29.07 at 19:29 }

Fatih güzel yazmış, iki şey de ben söyleyeyim.

“DP çok partili bir rejimi demokrasiye dönüştürmeyi istememiş, onun yerine çoğunluğun diktatörlüğünü kurup halk üzerinde tahakküme yönelmişti.

Yahu DP’nin icraatlerini savunacak değilim de şu satırları okuyunca da yazmadan edemedim. Sanıyorlar ki DP fanusta doğru. Bayar Mars’tan Menderes’te Venüs’ten geldi. Yahu bunlar da CHP’den geldiler.

Sanki DP’den önce demokrasi vardı da DP geldi bunu bozdu. Tahkikat komisyonu uygulamasının benzeri uygulamalar sanki tek parti zamanının rutin uygulamalarından değildi de DP çıkarttı.

DP zamanında demokrasi yeni yerleşiyordu, hatalı uygulamalar normaldi, çünkü içinden çıktıkları tek parti geleneği despotikti. Böyle kadim bir siyasi gelenek vardı.

Ama seçimler serbestti. CHP zamanındaki açık oy gizli tasnif gibi akıllara sakat bir uygulamayı yapan yoktu.

Şimdi burada konuyu anlayamayan aklıevveler (Bliyall kusura bakma bunlardan birisi de sensin) meselenin DP savunması olduğunu sanıyorlar.

Madem DP’ye yapılanlar müstehak o halde iktidara DP geldiğinde kendisinden önce bin beterini yapan tek parti kadrolarını asmalıydı değil mi? Öncekilerin yaptıkları bundan neden azade?

Hem öncekiler “milli şef”ti serbest seçimle iş başına gelmemişlerdi. DP en azından seçimle gelmiş meşru bir iktidardı.

Bu ne acayip mantık anlamak mümkün değil.

Konuya, “demokrasiye her türlü müdahale yanlıştır” önşartı ile bakmazsak ve yapılan icraatlerle darbeyi meşrulaştırırsak ne olur?

Bakın ters örnekler verelim. Diyelim ki sosyal şartlar gereği ordu şimdiki gibi laikçi değil. Muhafazakar da değil ama yine de sağdan. Erdoğan bir önceki dönemin TBMM sinin seçtiği Cumbaba. Hasbelkader de iktidarda CHP var -ya gülmeyin diyelim ki oldu-

Mesela diyelim ve bakalım RTE’nin cumbabalığındaki icraatlere:

  • Rektör atamalarında en çok oy alanı değil, kendinden başka “bir tek” oy alanı rektör yapılır. Genel seçme kıstası da RTE ideolojisidir ve alınan oy oranı mühim değildir.
  • Kıytırık davetlerde bile başı açık-kapalı farkı gözetilerek devletin zirvesi, vatandaşlar arasında ayrımcılık yapar ve başı açıkları davet etmez.
  • Rektörlük, anayasa mahkemesi uyelikleri, yargıtay danıştay üyeleri vs. atamalarda atanacak kişinin özelliğine, işini hakkıyla yapıp yapmadığına bakmadan ideolojik görüşüne göre atamalar yapar.
  • CHP nin atamalarını onaylamaz gönderilen kanunları sürüm sürüm süründürür.
  • Kendi ideolojisini topluma empoze etmeye çalışır, hiçbir biçimde tarafsız olmaz.
  • Hiç adeti olmadığı halde marjinal bir kanalın açılışını saatlerce şereflendirir. (Mesela Hilal TV)
  • İdeolojik derneklere (İslami diriliş vs) örtülü ödenekten para aktarır.
  • Hizbullah, İBDA-C gibi örgütllere mensup Teröristleri affeder, affettikkleri tekrar eline silah alır, polisimizi askerimizi öldürür. Ama affetme yine biteviye devam eder. Bu şekilde affedilen terörist sayısı yüzlü rakamları geçer.
  • Atadığı üyelerden müteşekkil mahkeme, demokratik bir biçimde iktidara gelmiş CHP’nin, cumhurbaşkanını seçmesine engel olmak için gözler önünde hukukun ırzına geçer, kimse gıkını çıkartamaz.
  • CHP madem TBMM seçemiyor o zaman halk seçsin der, ona da razı gelmez, kanunu veto eder.
  • RTE, süresi dolduğu, anayasaya göre makamını CHP’li meclis başkanı Önder Sav’a devretmesi gerekirken “hayır der, devam ediyorum” Kimse de sesini çıkartamaz.
  • RTE’nin ideolojisine sahip ordu CHP hükümetine eften püften sebeplerle tam mahkeme kararı öncesinde durduk yere muhtıra verir.
  • Seçimler yaklaşırken bombalar patlamaya başlar, RTE yanlısı ordu komutanları “daha bombalar bekliyoruz” diye akıllara sakat sözler eder.
  • CHP’nin kazanağı anlaşılınca seçimleri ertemek için nasıl bir macera olduğu belirsiz, kiminle karşılaşılacağı müphem, sınırları içindekilerle başedemediği halde sınırları dışındaki teröristlere -daha ilk saldırıda peşmerge haline dönüşeceklerini bile bile- saldırılmaya kalkılır.

Şimdi düşünelim. Diyelim ki sağcı ordunun içinde bu gibi icraatlere tepki var; ve bu CHP yanlısı grup bir şekilde cunta kalkışmasını becerecek ve iktidarı devirecek güce sahip.

Bu mevcut durumda darbe meşru mudur?

Meşru ise bugün yukarıda saydıklarımın tamamı farklı ideolojiye sahip kişilerce gözümüzün önünde yapılmıyor mu? O zaman bu despotizmi şerbetli kılan ve “biz demokrasiyi koruyoruz” diyen zevat kimi kandırıyor?

Salak mıyız biz Bliyall? Ne demokrasisinden bahsediyorsun sen? Bu gibi şeyleri RTE cidden yapsa en başta karşısına dikilenlerden birisi olurum “demokrasi” adına.. Ya siz? Neden bu tiyatroya karşı çıkmıyorsunuz?

Şuna “bizim derdimiz demokrasi flan değil, oligarşinin devamı” desenize?

Yok bu durumda darbe meşru değil diyorsan DP’ye yapılana neden seviniyorsun, aklımıza hakaret eder gibi? DP’nin yaptılarından çok daha ağırları gözümüzün önünde yapılıp duruyor?

Bir de kalkmış burada “O yüzden hiç çekinmeden söyleyebiliriz: 27 Mayıs Türkiye’de demokrasinin önünü açan bir “ihtilaldir.” diyorsun. Gıdıkla da güleyim..

Önü açığı buysa, kapalısından Allah korusun..

(Daha dün “diktatörlük iyidir, demokrasi bize lüks” dediğin halde konu DP - 27 Mayıs olunca tornistan yapmandaki yaman çelişkiye de hiç değinmedim, değmez çünkü.)

9 fatih demir { 05.29.07 at 20:07 }

Bulent Bey,
Demi Moore yengemiz de oyle bir filmde “Jury” oldugu icin boyle bir teklifi neden reddettiginizi anlayabilmem cok zor :))

Saka bir yana benim basima da bu recruiter (army, navy, marines, air force) lardan cok sey geldi… Hele bi gun bi komutan gondermisler mall’a (genelde genc cocuklari gonderirler ama) adam “illa da seni asker yapacam” diye tutturdu.. Ben de “yabanciyim yaw” falan dedim ama bi turlu dinletemedim… Karargahi arayip vatandas olmayan Turkleri askere almadiklarini ogreninceye kadar kan kusturdu adam bana… Illa “is gordurecek” ve bunu elime “guc-silah” vererek yapacak yani…. Gerci benim durumumda para da vereceklerdi ama jurilere bi para odemesi yapiliyor mu bilmiyorum??

Walla biz buradaki arkadaslar olarak tum toplumsal gorev(jury duty) ve cezalardan(polis durdugunda falan) kacmak adina cok guzel bir yontem bulduk… so far cok ise yariyor… Ingilizceyi carpik ve mumkun oldugunca hatali konusursaniz adamlarin sizden bikmasi 2-3 dakika yada merkezden “turkce konusan hic bir gorevlimiz yok” mesajini almak ne kadar surerse o kadar suruyor :) Ve genelde cok da yardimci oluyorlar :)

10 Bulent Murtezaoglu { 05.29.07 at 20:43 }

Fatih bey,

Illa “is gordurecek” ve bunu elime “guc-silah” vererek yapacak yani…

O isi kurra ile yaptirdiklari zaman savasmalari zor oluyor. Benim teknik adam cenahindan cok kisa bir analiz vereyim bu hususta.

Gerci benim durumumda para da vereceklerdi ama jurilere bi para odemesi yapiliyor mu bilmiyorum??

Ise yarar birsey verdiklerini zannetmiyorum, ‘bana bu isi yaptirirsaniz ailem ac kalir’ seklinde ise yaklasip uc bes belge ile siyirmak da mumkun oluyor cunku.

Nereye ne bina yapilabilir, cop ihalesini kim alir filan gibi konularda “hizmet etmek icin oluyorum size, beni secin” diye ortaya atilan insanlar, gayet ciddi ve adaleti ilgilendiren bir konuda hizmetten kacinmak icin ellerinden geleni yapabiliyorlar. Diger taraftan, o isi yapip sonra ‘valla devlet beni de hapse tikmaya kalksa, benim gibi insanlari ikna etmek durumunda kalmasini isterdim’ diyenler de taniyorum. Sizin dediginiz Moore tipindeki insanlar adalet degil cop ihalesi dagitanlara daha bir ragbet ediyor — gercek hayatta benim gordugum o.

11 Suat Öztürk { 05.30.07 at 06:43 }

Hakan Albayrak’ın yazısı:

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=30.05.2007&y=HakanAlbayrak

“Adını koyalım: Darbeciler teröristtir!”

İktidarı gasp edip Başbakan Menderes ve arkadaşlarını hunharca katleden aşağılık darbecilerin, eşkıyanın, teröristlerin ve onları azmettiren sözde hukukçuların, sözde aydınların, sözde akademisyenlerin idamlık bir suç işlediklerini olabildiğince sert bir üslupla ortaya koyan programlar gösterilsin televizyonlarda. 27 Mayıs ve diğer askeri darbelerin halen hayatta olan sorumlularına terörist muamelesi yapılması talep edilsin. Geçmişteki askeri darbeleri savunan ve gelecekte de askeri darbelerin yapılabileceğini / yapılması gerektiğini söyleyenlerin veya ima edenlerin terör azmettiricisi olarak yargılanmaları da talep edilsin.

Talat Aydemir niye asıldı? Askeri darbeye teşebbüs ettiği için. 27 Mayıs’çılara, 12 Eylül’cülere niye dokunulmuyor peki? Askeri darbeyi teşebbüsün ötesine geçirmeyi başardıkları için. Bu ne demek? “Buyursunlar, herkes şansını deneyebilir” demek. Başarılı olursan ağamsın-paşamsın, başarısız olursan hainsin… Olur mu öyle şey? Ya bu orman kanununu değiştireceğiz yahut “hukuk devletiyiz” diye dolaşmayacağız ortalıkta!

Dikkat buyurun: Yukarıda “sözde hukukçular, sözde aydınlar…” dedim. Sahi; PKK veya DHKPC sözkonusu olduğunda “sözde genel sekreter”, “sözde komutan”, “sözde devrim mahkemesi, sözde halk mahkemesi”, “sözde merkez komitesi üyesi” filan diyoruz da 27 Mayıs 1960 darbesini gerçekleştiren teröristler sözkonusu olduğunda niye “Sözde Milli Birlik Komitesi” demiyoruz? Niye “Yassıada Mahkemeleri” diyoruz da “Yassıada’daki sözde mahkemeler” demiyoruz? Niye eşkıyayı taltif ediyoruz? Niye kendi komutanlarını bile çiğneyen, genelkurmay başkanlarına bile eziyet eden asilere devlet adamı ve onların tetikçilerine hakim-savcı muamelesi yapıyoruz? Devletin haysiyeti ve şerefi bu ağır hakareti nasıl kaldırıyor?

Silahlı bir ayaklanmadan söz ediyoruz. İllegal bir oluşumun suç dosyasından söz ediyoruz. Bir terör örgütünden ve terörist faaliyetlerden söz ediyoruz. DHPC Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sızıp darbe yapsa, ülke yönetimini ele geçirip sözde Milli Birlik Komitesi kursa, milletin canına okusa, sözde mahkemelerde idam kararları verse, “Ne yapalım, güç onlarda; ağamsız-paşamsın deyip geçmemiz lazım. Bir kere devlet adamı sıfatı kazandıkları için ileride de hesap soramayız” mı diyeceğiz? Olur mu öyle şey? Öyle şey olmazsa böyle şey nasıl oluyor? 27 Mayıs cuntasından ve genel olarak askeri cuntalardan niye hesap sorulmuyor?

Hiyerarşinin içinde mi yoksa dışında mı olduğuna bakmadan, bütün askeri darbelere “isyan”, “silahlı kalkışma”, “terör” damgası vurmak ve isyancıları, kalkışmacıları, teröristleri çatır çatır yargılamak lazım. Bunun için gerekli yasal düzenlemeleri behemehal yapmak lazım. Böyle yasal düzenlemelerin bulunmaması, tam tersine illegal cuntaları / çeteleri koruyan yasal düzenlemelerin bulınması, Vatan-Millet-Sakarya kılıklı darbe terörüne davetiye çıkarıyor.

12 murat koçak { 05.30.07 at 10:33 }

27 Mayıs’ı demokrasinin önünü açan bir ihtilal gören anlayışa ne denilebilir ki? İnsanlar sayduyularını, vicdanlarını ortadan kaldırmışsa nasıl sağlıklı bir tartışma yapılabilir?

Bakış açısını mı değiştirmeli? Demokrasi denilen ne idüğü belisiz sistemin çağdaş bir sömürü, baskı ve dayatma aracı olduğu gerçeğimi çıkıyor ortaya?

” Dünya üzerinde en gelişmiş demokrasi, İngiliz demokrasisi kabul edilir. Ancak bu demokrasi bile halkı istemediği halde, İngiltere’nin Irak’a müdahalesini engelleyememiştir.” Ö.Lütfi Mete.

” Şu iddia kesinlikle yanlıştır: halkın belirli tercihleri vardır, bu tercihler demokrasi kanalıyla yönetimlere intikal eder. Yönetimler de halktan aldıkları talimatları icra ederler. Kesinlikle böyle birşey yoktur. Bütün herşey yukarıdan aşağıya doğru akar. Ve belirli güç odakları vardır, bu güç odakları zaman içerisinde değişir.” Mahir Kaynak.

Mahir Kaynak’tan son günlerde siyasette yaşanan çirkin gelişmelerden çok önce söylenmiş ilginç bir tespit daha:”… Şu anda mevcut iktidarın bir alternatifi gözükmüyor, ama önce bir siyasi odak oluşturup sonra onu iktidarla yarıştırma hareketine girişebilirler”

Herkesin kendi görüşünü içine oturtabildiği kaypak bir zeminden (demokrasi) çok şey mi bekliyoruz?

13 bliyaal { 05.30.07 at 11:26 }

Şu diktatör çelişkisi olduğunu söyleyen arkadaşlar: Biri diyor “mangal tahtası”, siz anlıyorsunuz “bayram haftası”. Fatih bey mal bulmuş mağribi edasıyla bunu yazmış. Maalesef, kendisi benim önceden yazdıklarımı anlamayı başaramamış. Suat bey de onun peşine takılmış. Çok basit: önceden “liberal diktatör” demiştim, DP’ye ise “çoğunluğun diktatörlüğü” dedim. İkisini aynı zannedip “sakallı adam-dede” ikilemine düşmüşsünüz. Kaldı ki, demokrasinin önünü açmak başka, demokrasi getirmek başka. 27 Mayıs sonrası uygulamaların öncesine kıyasla daha demokratik olduklarını rahatlıkla söyleyebilirim.

Diğer yandan, ne Fatih bey ne de Suat bey benim DP için yazdıklarıma doğrudan cevap verebilmişler. Fatih bey sadece Said-i Nursi ve 6-7 Eylül olaylarını “sağ elini kafasının üzerinde geçirip sol kulağını tutan adamın” bakış açısıyla ele almayı becerebilmiş. Örneğin “6-7 Eylül olaylarını kim çıkardı?” diyorum. Tık yok! Kendisinin bu tür konularda doğrudan cevap veremeyeceğine emindim. Öyle olunca da sıkılır tabii.

Suat beyinki daha garip: “Ben DP’yi savunmuyorum, sadece darbeyi eleştiriyorum.” İyi de, o darbe durduk yerde mi oldu? Bir sonucu nedeninden koparıyorsunuz. Dahası, CHP’yi eleştiriyorsunuz. Sonra Bayar ve Menderes CHP’den geldi diyorsunuz. Böylece DP dönemindeki anti-demokratik uygulamaları meşrulaştırmaya çalışıyorsunuz. Kusura bakmayın, ama böyle kıvırmaca da olmaz ki Suat bey!

RTE için uzun bir liste yapıp, “bunları yapsaydı karşısına dikilirdim” demişsiniz. Demek o listedekiler oluncaya dek dikilip bekleyeceksiniz, sonra listedekiler olunca bir daha dikileceksiniz. O kadar uzun bekleyeceğinize, RTE “Ananı al da git” dediğinde dikilseydiniz ya! Ya da “Söyleyin şu sahtekâra ne istiyormuş” dediğinde. Ya da “Şerefsizler! Bizim çocuklar aç mı kalsın be!” dediğinde. Ya da ”Kes ulan sesini”, ”Sana üç nokta koyarım”, ”Otur ulan oturduğun yerde, her şeye burnunu sokma”, “Mayo reklamı şehvet sömürüsüdür”, “Elhamdülillah şeriatçıyız”, “Yılbaşına karşıyım”, “Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok” , “Her 10 Kasım’da yaygara kopartılıyor”, “İçki yasaklansın”, “İstanbul’u Medine yapacağız”, “Bütün okullar İmam Hatip yapılacak” dediğinde. Görüyorsunuz, saymakla bitmiyor. Ama bakın, Baykal deseydi kesin dikilirdiniz – ona eminim.

Veya en güzeli şehit yakınlarına “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dediğinde dikilseydiniz ya. Kardeşiniz vatani görevini yapmıyor mu Suat bey? Hal böyleyken siz böyle bir lafı içinize sindirebiliyor musunuz?

Albayrak’ın yazısını okuyunca “Pes billah!” dedim. 27 Mayıs’ı yapanlar teröristmiş! Albayrak herhalde yazıyı yazdığı gün “prozac” almayı unutmuş. Hoş, Yassıada’ya ve DP’lere yapılan tutuklamalarda olanlara ben de karşı çıkıyorum. Dinciler aralarından “düşünen” adam çıkaramadılar diye dememiş miydim ben? Siz böyle abidik-gubidik yazı yazan adamları okursanız elbette her şeyi birbirine karıştırırsınız.

14 Suat Öztürk { 05.30.07 at 11:59 }

Bliyall kusura bakma da sana acımaya başladım artık.

Şimdi sen bunları ciddi mi yazdın yoksa maytap için mi?

Bu listedekiler hergün olup duruyor sen neden dikilmiyorsun?

Hayret valla, aleni samimiyetsizlik.

Aynılarını Sezer yaptı mı iyi, RTE yaptığı/yapacağı zaman kötü. he mi?

Birisi her gün yapıyor kimse birşey demiyor, ileride RTE’nin “yapma ihtimaline” karşılık önlem istiyor.

Ohh ne ala memleket..

RTE’nin sözlerini beğenmiyorsa halk, sandığa gömer olur biter, bu ne acele? demokrasi budur yaw..

Bu yüzden demokrasi diyoruz biz; kim gelirse gelsin herkes için.

Hata yapan defolur gider.

Biz, sizin gibi oligarşi mi, diktatörlük mü, liberallik mi 27 mayıs “demokratlığı” mı ne istediği belli olmayan, esen rüzgara, konuşulan olaya göre yanar dönerlik yapanlardan değiliz..

15 Tansel Güçlü { 05.30.07 at 18:53 }

Bliyaal,

Çok açıkça yazayım artık: Saçmalıyorsun.

Suat abi DP’nin bu uygulamalarının kökenlerinin de hangi geleneğe dayandığını belirtti zaten. Bu ülkede karşı çıkılması gereken birşey var ise, o da CHP ve ordunun başını çektiği vesayetçi dikta rejimidir. Din sömürüsünü de bunlardan kral yapan yoktur. Neyse sebepleriyle de açıklarım da başımıza iş almayalım şimdi, malum biz senin gibi rahat yazamıyoruz, anında 1 Mayıs’daki gibi yiyiveriyoruz copu hapsi maşallah!

16 fatih demir { 05.30.07 at 19:35 }

Bilyaal Bey,
Diktator celiskisi bizde degil sizde. Oyle sacma sapan bir kavram ki “Liberal Diktator” , ne desek baska bir sekilde kiviriyorsunuz… Menderes Liberal ise ve dediginiz seyleri yaptiysa “Liberal Diktator” degil miydi diyoruz “yok o cogulcu diktatordu” diyorsunuz… Ama daha once Ataturk ve CHP’si icin ayni seyi soyledigimde “cok kisa surdu” demistiniz… Eee Ataturk ve Inonu olunca “cogulcu” kismi disliyorsunuz da Menderes olunca mi cogulculuk akliniza geliyor???

6-7 Eylul olaylarini devletci fasistler cikarmistir aynen Ataturk doneminde Yahudileri yok eden Trakya olaylarini, Inonu devrinde toplama kamplarini cikaranlar gibi…. Ataturk basta oldugu icin Trakya olayalrini da ona yikmayacaksiniz herhalde??

Sonrasinda solcularin tutuklanmasini Menderes’e yikabilmek icin oncelikle “Polislerin ve yarginin” hukumet adina calistigini ispatlamaniz lazim ki darbe oncesi ve sonrasi yaptiklari ile cizgisini surduren yargi ve polisin (ve dahi olaya mudahele etmeyen askerin) kimin adina calistigi malumumuzdur…

Sacma sapan ornekleri birlestirip demokrasinin onunu acan eylemlere “basbakanin kicinin parmaklanmasini” ve sonra “asilmasini” koymanizin nasil bir ic dunyaniz oldugunu yeteri kadar gosterdigi kanaatindeyim….

Ayrica RTE’in dedigini iddia ettiginiz ”Sana üç nokta koyarım”, ”Otur ulan oturduğun yerde, her şeye burnunu sokma”, cumlelerine kendisi soylemedi ise bile katiliyorum :)

17 metin-thePoor { 05.30.07 at 20:23 }

Kusura bakılmasın ama “benim darbem iyidir, ötekiler kötüdür” edebiyatı sıktı Bliyaal Bey. Şu diktatör çeşitlemeniz de evlere şenlik doğrusu. DP’nin son zamanlarında CHP’leşmesi, hiçbir biçimde sizin saçmasapan argümanlarınıza haklılık kazandırmaz. Siz ne dediğinizi bilmiyorsunuz, ağzınızdan çıkanı kulağınız duymuyor.

18 Sinan Yüce { 05.30.07 at 20:30 }

Efendim,

Suat Bey’in 27 Mayıs darbesini eleştiren yazısına Bliyaal Bey, Menderes’in demeçlerini ve DP yönetimindeki bazı olayları örnek vererek 27 Mayıs darbesinin “Türkiye’de demokrasinin önünü açan bir ihtilal” olduğunu iddia etmiş. TSK içinde emir-komuta zinciri dışında gelişen ve Celal Bayar’ın tabiriyle “komitecilerin” gerçekleştirdiği bir darbeyi bu ülkenin demokrasi tarihinde önemli bir adım diye göstermek takdir edersiniz ki çok büyük bir iddiadır.

27 Mayıs darbesinin, bu ülke için hayırlı mı yoksa fena mı olduğu konusu darbenin ilk gününden bu güne kadar tartışılan bir konudur ve de bir yazıda çözümlenemeyecek bir olaydır. Fakat benim burada yapmak istediğim Bliyaal Bey’in, Fatih Bey ve Suat Bey’e sitem eden “ne Fatih bey ne de Suat bey benim DP için yazdıklarıma doğrudan cevap verebilmişler” ifadesinden yola çıkarak bu konulardaki cevap arayışına katkıda bulunmaktır.
Öncelikle ilk mesajınızda vurguladığınız örneklerden en önemlileri konusunda açıklama yapayım.

6-7 Eylül Olayları

Üzerinden 50 yıldan fazla bir zaman geçtiği halde 6-7 olayları konusu tam anlamıyla kapatılamamıştır. “Atamızın Evi Bomba İle Hasara Uğradı” adlı İstanbul Ekspress gazetesinin haberi ile başlayan olaylar gerek iç politika açısından gerekse de Türk-Yunan ilişkileri bakımından dış politikada büyük gelişmelere sebep olmuştur. Bu nedenledir ki bu olaylara sebep olanlar hakkında çeşitli senaryolar üretilmiştir. Yunanlılar olayları ateşlemede İngiltere’yi suçlarken, Türk ordusu –sıkıyönetim ilan edilmesinin ardından İstanbul’un kontrolü Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından ele alınmıştı- ve hükümeti önceleri olayları milli değeri olan bir öğeye yapılan saldırının arkasında halkta olan hezeyan ve galeyan şeklinde ifade ederek tarafları yatıştırmaya çalışmıştır. Sonraları ise olaylar solcuların provakasyonu şeklinde ifade edilmiştir. Ama en garip tutum ise bu kadar tartışmalı olan olayların sorumluluğunu Adnan Menderes ve DP hükümetine yıkmaktır. Türk hukuk tarihinin en ilginç uygulamalarından birisi olan Yassıada Davaları’nda Yüksek Adalet Divanı’nda olaylardan Adnan Menderes ve DP iktidarını sorumlu tutmuştur. Fakat davanın seyrinin orduyu da içine alması –ki yıllar sonra generallerin yaptığı söyleşilerde 6-7 Eylül olayları Özel Harp Dairesi’nin muazzam bir başarısı şeklinde ifade edilmiştir- üzerine Yassıada gibi eşine az rastlanır güdümlü bir hukuk sürecinde bile Adnan Menderes ve diğerleri hakkında iddialar çekilmiştir. Kaldı ki olaylar sırasında dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ya “Memleket buhran içindeyken dış politikayla ilgilenemeyeceğini” bildiren Menderes onu derhal Türkiye’ye çağırmış, ve Fatin Rüştü Zorlu İstanbul’a dönerken yanındakilere bu olayların dışişleri nezdinde yıllardır yapmış oldukları çalışmaların boşa gitmesine sebep olduğunu belirtmiştir. Bu arada çıkan olaylar yüzünden Menderes’in dönemin içişleri bakanını ve İstanbul valisini istifaya zorladığı da ayrı bir nottur.

Siz isterseniz hilafeti bile geri getirirsiniz

Bu da başından beri Adnan Menderes’in sürekli çarpıtılan ifadelerinden birisidir. Öncelikle böyle bir ifadeyi böyle tek bir cümle halinde söylemek yerine söylendiği zamanki durum ve şartlara bakmak gerekir. Nitekim bu söz, Adnan Menderes’in kurduğu ilk hükümet olan ve dönemin ünlü siyasetçilerini içine alan hükümete karşı şiddetli eleştirilerin yapıldığı zamanlarda söylenmiştir. Bu dönemde meclisteki DP grubu bu ünlüler hükümetini şiddetle eleştirmiş onların yerine hükümette DP’nin kuruluşundan beri çaba sarf eden, parti tabanından gelen kişilerin hükümette olması gerektiğini vurgulamıştır. Bu baskılar karşısında iyice daralan Adnan Menderes’e yine muhalif milletvekilleri tarafından çözüm önerisi olarak kendisinin başkanlığında bu defa parti tabanından gelen, DP’de kuruluşundan beri yer alan milletvekillerinin yer aldığı bir hükümet kurması önerilmiştir. Bu öneriyi uygun bir çözüm olarak bulan Menderes, hemen ardından Meclis’e gelerek içinde bulunulan buhrandan kurtardığı için meclisi övmüş ve burada da örnek olarak bu sözleri söylemiştir. Kaldı ki o zaman bu sözlere şahit olan kişiler anılarında bu sözleri o zamanki şartların bir neticesi olarak meclisteki o atmosferin içinden söylendiğini dile getirmişlerdir. Tabi bir noktada şunu da vurgulamak gerekir ki meclisin halifeliği getirip getiremeyeceğinin meclisin yetkisi dışında olduğunu ya da imkânsızlığını iddia edenlerin halifeliği kaldıranların da yine meclis olduğunu unutmamaları gerekir.

Kara cübbeliler

Adnan Menderes’in 10 yıllık başbakanlığının ardından akıllarda kalan en önemli sözlerden birisi de budur. Bunu da 27 Mayıs’ı Eskişehir’deyken haber aldığında söylemiştir. Şok etkisi yaratan darbeyi soğukkanlılıkla karşılayan Menderes, profesörlerin darbeyi alkışlamaları hatta kutlamaları ve de bunların ötesinde Ankara’ya çağrılarak yeni anayasayı yazmaya başlamaları üzerine bu sözleri etmiştir. Fakat Adnan Menderes’in profesörlere olan tepkisinin geçmişi vardır. Darbenin, DP iktidara geldiği andan itibaren planlanmaya başlandığı söylenir hatta Ali Fuat Başgil’in açıklamalarına göre darbe girişimlerinin 1947′de İnönü’yle başladığı söylenir. Fakat darbenin fitilini ateşleyen -ne ilginçtir ki- 27 Mayıs’tan bir yıl önce İnönü’nün meşhur “Şartlar oluşursa TSK’nın müdahalesi kaçınılmaz olur” sözleridir. Ki bu sözlerin ardından yaklaşık bir yıl boyunca ciddi gösteriler ve çatışmalar yaşanmıştır. Bu olayların en önemlilerin arkasında da üniversitelerin payı vardır. Hatta Menderes, birkaç kez üniversite rektörlerine bu durumu sormuş ve onlar da kendisine “talebe harekete geçince biz durduramayız” şeklinde cevap vermişlerdir. Aslında yapılan gösterilerin ve çatışmaların ardında onların da parmağı vardı.

Darbeyi yaptıktan sonra askerin müdahalesinin geçici olduğunu ifade eden ve 3 ay içinde seçimlerin yapılacağı sözünü veren Cemal Gürsel’e –ki bunu İsmet İnönü de sıklıkla tembih etmiştir- ve orduya rağmen onların aklını çelen de ne gariptir ki kurulan 9 kişilik profesörler heyeti olmuştur. Onlara göre darbe yapmanın da bir yolu yordamı vardır. Darbenin meşru olabilmesi için DPliler yargılanmalıdır –ki darbenin en önemli aktörlerinden birisi olan Cemal Madanoğlu, profesörlerin DPlileri kastederek “Bunlar, yarın öbür gün iktidara gelir, sizi yargılayıp astırırlar” şeklindeki telkinlere işaret etmiş ve 27 Mayıs darbeden “ihtilal”e götüren dönüşüm başlamıştır. Kurulan teknokrat hükümeti, Milli Birlik Teşkilatı, Yüksek Adalet Divanı ve Yassıada davalarının tamamı yine bu profesörlerin fikirleridir. Anlaşılan 27 Mayıs’a kadar her şeyi planlayan fakat 28 Mayıs’a ilişkin akıllarında hiçbir şey olmayan darbeci subayların imdadına profesörler yetişmiştir. Yani profesörler daha önceleri yalnızca kitaplardan okudukları, bir nevi akademik bilgileri uygulamak için çok iyi bir fırsat bulmuşlar ve bunu da kullanmışlardır. Bugünlerde YÖK’ün ve üniversitelerimizin darbe konusunda bu kadar istekli olmalarında biraz da bu geçmişten gelen hem akademik hem de pratik birikimlerin etkisi var herhalde.

Yukarıdaki yazılanlar bile 27 Mayıs ve 27 Mayıs’ın doğrudan muhatabı olan DP’nin geçtiği süreçle ilgili çok kısa notlardır. Fakat ben şu anda dikkatinizi son bir noktaya çekmek istiyorum.
Zamanında sarf edilen sözleri ya da olayları, onların oluşmasına zemin hazırlayan -eski tabirle- imkan ve şeraiti düşünmeden ele almak meseleye sığ bakmaktır. Nitekim ben şimdi kalkıp burada Atatürk’ün, Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Rusya’ya gönderdiği mektuplarındaki “Yoldaş Lenin” sözlerini ya da bugünkü İsrail topraklarında 1937 yılındaki Filistinliler ve Yahudiler arasındaki kanlı çatışmalara tepki olarak Meclis’te yapmış olduğu konuşmasındaki “Peygamberimizin son arzusunu, yani Mukaddes toprakların daima İslam Hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız” sözlerini cımbızla çekip aldıktan sonra onu, “Komünist Atatürk” ya da “Peygamber fedaisi dinci Atatürk” diye itham etmem ne derece doğru olur?

Bilyael Bey’in Menderes’den aldığı diğer sözleri de yine aynı şekilde içinde bulunulan durum ve şartlar düşünülerek değerlendirmek gerekir. Son olarak eleştirdiğim bu tutumla ilgili yine bu konuda Taha Akyol’un güzel bir yazısı var. Oraya bakmanızı tavsiye ederim.

19 Suat Öztürk { 05.30.07 at 21:59 }

Sinan Bey,

Açıklayıcı yorumunuz için teşekkürler.

Sevgili Bliyall,

Vallahi seni konuşturmak hoşuma gidiyor.

Bir şeyi atlamışım, onunla ilgili düşüncelerini sormak istiyrum.

“Albayrak’ın yazısını okuyunca “Pes billah!” dedim. 27 Mayıs’ı yapanlar teröristmiş! Albayrak herhalde yazıyı yazdığı gün “prozac” almayı unutmuş.” demişsin.

Benim kafam karıştı şimdi. Darbe yapmak bir hak mıdır?

O halde benzerini yapmaya kalkan Aydemir niçin asıldı?

Ya da şimdi ikimiz subay olsaydık, kafa kafaya verseydik ve bir cunta kalkışması yapsaydık ne olurdu?

Başarısız olursak sehpaya, başarılı olursak Çankaya’ya mı çıkardık?

Ee peki kardeşim fiil aynı değil mi?

Yersen yoğurt içersen ayran mı? Nedir bu?

20 Laik Erol { 05.31.07 at 07:17 }

Menderes’in asilmasi buyuk yanlis, buyuk hata ve aptal bir karar.
Menderes asildigi gun, asanlar tarafindan demokrasi kahramanligi mertebesine cikarilmistir.

Akli basinda hic kimse Menderes’in asilmasini mudafaa etmiyor..

Fakat demokrat partisinin bu kadar yuceltilmesi ve demokrasi kahramanlari gibi lanse edilmesi icin biraz insaf lazim..

Din elden gidiyor edebiyati, Koy enstitulerinin kaldirilmasi, Arapca ezan uygulamasina geri donulmesi, Vatan cephelerinin kurulmasi, basin hurriyetinin kisitlanmasi, universitelerin basilip ogretim uyelerinin dovulmesi, ogrencilerin kursunlanmasi hangi parti zamaninda oldu ?

6-7 eylul olaylarinda Demokrat Partisinin hic rolu yoktur diyenlere de
biraz arastirma yapin diyorum:

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=163490
6-7 Eylül olayları iktidardaki Demokrat Partisi, Milli Emniyet Hizmetleri (MAH), öğrenci/gençlik dernekleri, sendikalar ve Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin (KTC) işbirliğiyle organize edilmiştir…..

Meclis isterse hilafeti geri getirebilir mi ??
Efendim cimbizla alinmis bir cumleymis..
Yoksa soylendigi manada baska bir sey mis…
Hilafeti kaldiran mercinin meclis oldugunu unutmamak gerekiyormus..

Hilafeti kurucu meclis kaldirmistir, aksini soyleyen yok..
Lakin, Meclis’in hilafeti geri getirme yetkisi yoktur.

Menderes’in soyledigi cumle Demokrat Parti kafa yapisindaki demokrasi anlayisinin, (bugun halen Turkiyede bazi kesimler icin gecerli olan demokrasi anlayisinin) carpikligini gosteriyor.

Ataturk’un soyledigi herhangi bir cumleyi cimbizla alip tekrar ederek yukardaki gibi ucube bir dusunce bulamazsiniz.

Lenin’e “yoldas” diye hitap etmek icin “komunist” olmak gerekir fikri de en az yukardaki anlayis kadar carpik bir yaklasim.
Filistinlilerin ezilmesine karsi cikmak, laik dusunce ile catisan bir durum degildir, ve din fedaisi olmayi gerektirmez.

Bu arada Menderes ile Ataturk’un karsilastiriliyor olmasi da komik bir sey …

Isin en aci tarafi, bugun Menderes’i mumla arar duruma dustuk..
Gelen gideni aratir her zaman derler ya, hic yalan degil..
Menderes butun hatalarina ragmen, Inonu’ye benzer sekilde, bir devlet adami gibi davranmayi biliyordu, kendi cocuklarini devlet imkanlari ile zengin etmek aklinin kosesinden bile gecmemistir.

Bu arada demokrasi kahramanligindan bahsederken, yakin tarihimizde en buyuk demokratik acilimi yapan lider DEP ile secim isbirligi karari vermis ve buyuk sebeple bu yuzden siyasi yasamini noktalamis Erdal Inonu’dur.
AKP ayni bolgenin oylarinin ustune oturmaktan baska bir sey yapti mi ?
Yuzde on utanci ve en son bagimsiz adaylarin onune set cekmek icin cikarilan acil kanun rezilligini yaptiktan sonra hangi yuzle gidip oy isteyecekler merak ediyorum..

Selamlar
Erol.

21 bliyaal { 05.31.07 at 12:22 }

Fatih beyin 16. yorumun ilk paragrafında yazdıklarının benim dediklerim ile ilgisi yok. Kendisi sadece olup biteni çarpıtarak ve benim söylemediğim şeyleri yazarak bir şeyler yapmaya çalışmış. Diğer yandan, Tayyip’in “malum” sözlerine katılacaksınız elbette. Zaten sizin gibi kafa yapısına sahip olanlar köşeye sıkıştıklarında çareyi zor kullanmakta bulurlar. Sonra da buna “İslami hoşgörü” derler. Bu işlerde Şeyh Sait’leşmeyip, “omurgalı” olmak lazım Fatih bey.

Metin bey “DP CHP’lileşmeye başlamıştı” demiş. Güya bu bana haklılık kazandırmazmış. Eh, CHP’lileşme bana haklılık kazandırmıyorsa, CHP’nin yaptıkları da sizin dediklerinize haklılık kazandırmıyor herhalde. Kaş yapayım derken göz çıkarmışsınız Poor Metin bey.

Suat bey de Tayyip’in karşısına dikilemeyince, benim karşıma dikilmeye karar vermiş. Erdoğan hakkında yazdıklarımı – haklı olarak - görmezden gelip bana cevap yazarken kontrolünü kaybetmiş. Daha önce de demiştim, bu işlerde soğuk kanlı olmak lazım Suat bey. Albayrak’ın yazdıkları ile benim yazdıklarım arasında kurduğunuz bağlantı da ziyadesiyle ilgisiz. Albayrak, bizde dinci kesimin 27 Mayıs’a duyduğu geleneksel kinin sonucu olarak gayet sıradan ve vasat bir yazı yazmış. Kayda değer bir şey yok. Aynı mantıkla şöyle de diyebiliriz: Abdullah Gül “cumhuriyetin sonu geldi, laik düzeni kesinlikle değiştirmek istiyoruz” demişti. O zaman Gül’ü de bir terörist sayabiliriz. Hatta söylediklerini sürekli inkar etmesine rağmen, gerçekte aynen öyle dediği her defasında ortaya çıktığı için kendisine rahatlıkla “yalancı” da diyebiliriz. Bu durumda “katmerli terörist” oluyor. Mesela Tayyip’e de dediklerinden dolayı “maganda” yakıştırması yapılabilir - yapanlar da var zaten. Sezer’in ağzından hiç böyle “sokak serserisi” lafları çıkmamıştı. Aralarındaki fark ne kadar da açık.

Sinan beyin bana yazdıklarına Laik Erol yeterli bir açıklama vermiş, benim tekrar yapmama gerek yok. Ben zaten o zamanki şartları eleştiriyorum. Bu sözleri o şartlar içinde düşündüğümüzde eksik olan bir şey yok.

Diktatörlük meselesinde yazdıklarım son derece açık iken bu kadar karıştırılması beni şaşırttı. Bu kadar açık bir şeye eklenecek herhangi bir söz gereksiz olur.

Bana cevap vereyim derken işlerin iyice birbirine karıştırıyorsunuz. Bari önceden aranızda konuşup öyle yazsanız.

22 Suat Öztürk { 05.31.07 at 12:26 }

Sevgili Bliyall,

Ateş almaya mı geldin? Hiçbir şey söylemeden kaçmışsın.

Ben buradayım, son yorumumda -ve ondan öncekinde, ve ondan da öncekinde- ki sorularıma cevabın varsa beklerim.

Selamlar.

23 Diktatör { 05.31.07 at 15:08 }

Sayın yorumcular,
Bliyaal da benim diktatörüm iyidir anlayışı var ise , demokrasi yanlılarında ise bizim oligarşimiz iyidir (AKP veya DP) anlayışı hakim. Bliyaali daha samimi buluyorum açıkcası ne yalan söyleyeyim.

24 metin-thePoor { 05.31.07 at 15:10 }

Bliyaal Bey,

Ben kişiliğinize saldırmıyorum; fikirlerinize, zihniyetinize, bakış açınıza eleştiri getiriyorum. Saçmalamak ifadesini kullanmakla hakaret etmiş olmuyorum. Ama siz “Poor Metin” gibi bir ifadeyle ne yapmış olduğunuzu bir düşünün, olur mu?

“DP CHP’lileşmeye başlamıştı” demiş olmam, kesinlikle size hak vermek anlamına gelmez. Sizin saçma düşüncelerinizin iler tutar yanı yok ki hak vereyim. DP’nin sonlara doğru CHP’lileşmesi, onun vahşi bir darbeyle devrilmesini, cunta terörizmini, rejimin açık faşizme dönüşmesini hiç gerektirmez, haklı da çıkarmaz. Bilmem anlatabiliyor muyum?

25 Tansel Güçlü { 05.31.07 at 16:02 }

Bliyaal,

O zaman sen bir parti ismi ver (madem insanların oylarına saygın yok) bizler de o partiye oy verelim oldu mu? Sonra darbeyle falan da uğraşmayalım.

İşin daha da ilginci şu anki rejimi laik zannediyorsunuz ben ona kopuyorum en çok. Alevilerin tepesine bin, sünnileri sünni bir diyanet işleriyle kontrol et, 12 Eylül DARBESİnin getirdiği zorunlu din dersleri ve pohpohladığı marjinal islamcı akımlarla elbirliği içerisinde anti-komünist cephe kur; sonra işlerin bitince hepsini fırlat at, dindar (dinci değil) kesimlerin özgürlüklerini binbir asılsız bahaneyle çiğne, sonra gel bana yine darbeleri savun, vay bee ne demokrasi!

Ayrıca değişecekler belirli muhafazakarlıklarını tutaraktan tabii ki. Eski solcularımızdan birçoğu da akıl almaz biçimlerde değişmediler mi!

Kurdukları 12 Eylül rejimi koymadı mı seçim barajlarını. Kürtleri ve solu siyasetin dışına itmediler mi bu sayede. Şimdi kıçları tehlikeye girince ne diye ortalığı velveleye veriyorlar? Kendi kazdıkları kuyuya kendileri düştüler. Bence sen de tez elden aklını başına al da vazgeç şu darbe şakşakçılığından!

26 metin-thePoor { 05.31.07 at 16:16 }

Pardon, “CHP’lileşmek” değil, “CHP’leşmek” olacaktı.

27 TT { 05.31.07 at 16:38 }

Laik Erol Bey arapça ezan uygulamasına geri dönülmesini sanki bir suçmuş, DP’nin bir suçuymuş gibi yazmış.

Düşünün 22 Temmuz seçimlerinde CHP yada herhangi bir parti/aday seçim vaatlerine ezanı türkçeleştireceğiz diye yazsa ne olur?

Laiklik, inançlara engel koymak için değil, inançların özgürce yaşanması için teminat olarak benimsenmelidir.

Ayrıca bir ayrıntı olarak ezanın asli şekliyle okunması, mecliste hem DP hem de CHP milletvekillerinin ortak kabulüyle olmuştur.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=4562132&yazarid=28

28 Laik Erol { 05.31.07 at 18:48 }

Sn TT,

Simdi cimbizla “Arapca ezan konusu” nu ele aldiginiza gore, geriye kalan diger fikirlerime itiraz etmiyorsunuz herhalde diyecegim.

Arapca ezan konusunun ozelligi Ataturk devrimlerine yapilan saldirilarin baslangici olmasi ve din eksenli politika ornegi olmasi..

CHP nin de bu fikire katilmasini ben yadirgamiyorum, din eksenli politikalari sadece DP yapti diye bir sey soylemedim.

Laiklik inanclarin ozgurce yasanmasi icin teminat olarak benimsenmeli konusunda ayni fikirdeyim.

Turkce okunan ezan ile ibadet etmeye giden insanlarin inanc ozgurluklerinin olmadigi bence yanlis bir yaklasim.

Din alimlerinin bu konuda verecekleri “asli budur” tartismalarina da girmeyecegim, beni pek ilgilendirmiyor.

Turkce ibadet etmek benim inanc ozgurluklerimin sinirlari dahilindedir, ve laik bir ulkede isteyen cemaat istedigi turde, istedigi dil ile ibadet yapabilmelidir. (Kimseyi ozellikle rahatsiz etmeden, hoparlorleri sonuna kadar acip bangir bangir bagirmadan)

Benim gorusume gore, ibadet diline arapcanin sokusturulmasi bir “tilsim” ozelligi yaratma, ve “sen manasini anlayamazsin” turunde bir yaklasim.

Ayni seyi Latince kelimeleri ozellikle kullanan doktorlar, eski turkce kelimeleri ozellikle kullanan avukatlar yaparlar ve kolayca anlasilabilecek kavramlari tilsimli ve anlasilmaz gibi gostermek yolunu secerler.

Bu anlamda ibadet dilini Turkce’ye cevirmek ilerici bir yaklasim (bana gore).

Altinci yuzyil arapcasi, bugunku arapcadan farkli olduguna gore zaten kelime anlamlarinda bir cok gelisme olusmustur yani “ASLI” sudur demek ve iddia etmek bosuna zaman kaybi.

ASIL olan manasidir, kelimelerin arkasindaki kavramlardir, ve bu kavramlar Turkcemizde mevcuttur Allaha Sukur..

Aksine ornek bulabilirseniz (Turkce aciklanamiyacak bir kavram) ilgi ile bekliyorum.

Selamlar
Erol.

29 Suat Öztürk { 05.31.07 at 20:59 }

Erol bey,

“Arapca ezan konusunun ozelligi Ataturk devrimlerine yapilan saldirilarin baslangici olmasi ve din eksenli politika ornegi olmasi..

Neden böyle? Bunun kıstası nedir, kim koyar? Atatürk yanılmaz mıdır?

Böyleyse Atatürk’ün partisi niçin arapça ezana destek verdi?

“Bu anlamda ibadet dilini Turkce’ye cevirmek ilerici bir yaklasim (bana gore).

Ne güzel söylemişsiniz; “size göre“. Bunu “bana” ya da sizin aksinizi düşünenlere “dayatmayı” düşünmüyorsunuz değil mi?

Bildiğim kadarı ile kanunen ezanın türkçe okunmasına engel bir durum yok. İlgili kanuna “arapça da okunabilir” ilavesi yapıldı diye biliyorum.

Yani ileride nasip olur da gerçek laik sisteme geçebilir ve camiler cemaatlere bırakılırsa isteyenler “türkçe ezan” okuyabildikleri “türkçe ibadet” yapabildikleri camilere kavuşabilirler.

Bunu “kaç kişinin” isteyeceğini bilmiyorum ama burada önemli olan şu bana göre:

Sizin “ilerici” fikirlerinizi kimseye “yok arapça değişmiştir, şöyle olmuştur böyle olmuştur” gibi anlamsız ve komik gerekçelerle “dayatmaya” kalkmamanız.

Bu olmadıkça sorun yok.

30 Bulent Murtezaoglu { 05.31.07 at 21:15 }

Once sunu soyleyeyim, bence hepimiz biraz kafadan sakatiz (ben dahil). Idam sehpasindaki bir adami gosteren bir resmin altinda konusup duruyoruz. Insanligimizdan cikmamiza ramak kalmis bence, yarin obur gun morgdaki ceset resimlerinin altinda da yemek tarifi alisverisi yapariz herhalde.

Sonra Turkce ezan husunda dun okudugum ve hem yanlis bulmadigim hem beni gulduren birseye link vereyim:

http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=10144276

31 Suat Öztürk { 05.31.07 at 21:22 }

O resmi koyarken aynı tereddütü geçirdim ama yine de koydum Bülent bey. (Hatta aynı tereddütten dolayı önceki Menderes yazısına hasta yatağında yatan bir resmini koymuştum, bu kez bunu)

İyiki de koymuşum. Baksanıza olan bitenin ne kadar doğru olduğunu, aynı şeylerin tekrar olması gerektiğini anlatmaya çalışlanlar var.

32 Laik Erol { 05.31.07 at 21:42 }

Suat bey,

Bence de sorun yok.

“Bana gore” kelimesini yanlislikla kullanmadim, kimseye kendi goruslerimi dayatmak gibi bir istegim yok, ve ayni sekilde kimsenin bana “bu isin dogrusu, asli budur aksini yapanlar musluman degildir” diye dayatmasina da tahammul etmek zorunda degilim.

Benim icin ilerici gorunen bir yaklasim bir baskasi icin anlamsiz veya komik gorunebilir, ayni sekilde bu kosede okudugum bir cok yaklasim ve fikir bana anlamsiz ve komik olarak gorunmektedir.

Yehova sahitleri veya “scientology” kiliseside bir cok kisi icin anlamsiz ve komik gorunebilir, ama kimsenin bunlari engelleme hakki yoktur.

Ben size “benim dogrularim en dogru” demiyorum, sizde bana umarim ayni sekilde yaklasiyorsunuz.

Laikligin bir tanimi devletin “inanc ozgurlugu” ne saygili olmasi ve hic bir inanci digerinden ustun tutmamasi, devlet eli ile inanc empoze etmeye kalkismamasidir.

Ataturk konusundaki sorulariniza kismen yukardaki cevaplar uymaktadir.
Benim gorusume gore Ataturk devrimleri yaparak Turkiye’yi pozitif bilimlere yakin, sekilcilikten uzak ilerici bir topluma cevirmeye calismistir.
Laiklik yonunde o sartlar icinde atilabilecek en buyuk adimlari atmistir.

Hatalari yok mudur ? vardir muhakkak..
Ben devrimleri, ve Turkce ezani hata olarak gormeyenlerdenim, aksini dusunenler olabilir, benim dusuncelerime saygi duyanlarin farkli dusuncelerine bende saygi duyarim.

Selamlar
Erol.

33 Suat Öztürk { 05.31.07 at 21:45 }

Anlaşıldı Erol bey, bu “asgari müştrek”te mutabıkız.

Selamlar.

34 fatih demir { 06.01.07 at 00:53 }

Bulent Bey,
Hepimizin kafadan sakat oldugunu biliyorum :)
Yada Turkiye politikasi veya sorun ve cozumleri hakkinda konustugum bazi yabanci dostlarim “iyi de o niye oyle, manyak misniz?” cikislarina cevap versemde niye oldugunu anlayamiyorlar… :)

Bence de idam sehpasindaki bir adamin resmini koymak yanlis… Ama resim cok kucuk oldugu icin dikkat dahi etmemistim siz soyleyinceye kadar… Saddam’in asilmasini da halen izlemis degilim… Izlemeye de niyetim yok…

Turkce meselesinde ise cocugun soyledigi “ezan” ve sesi ile alkali bir de ibadet kismi giriyor devreye…. Ben Amerikaya Ingiltereye Almanyaya gitsem camide ne dediklerini butun hepsinin dili ile ogrenmemin imkansiz olmasi ve bazi farkliliklarin onune gecmek amacli olarak ibadetin Arapca, dualarin ve hutbe vaaz gibi seylerin ise tamaminin bolgesel dilde yapilmasi taraftariyim…

Bu dua olayina da su yuzden gelicem… Caminin birine gittik burada Cumaya… genelde ingilizce kim vaaz verirse onu tercih ediyorum, o yoksa bizim Bosnak, Arnavut falan kim daha cok bizimkilere benziyorsa onlara gidiyorum… Neyse bi yerde bi tek Araplarin varmis… amacam biseyler dedi sonra duaya gecti biz de otomatik amine baglamis gidiyoruz falan :) Sonra bi kac baska arap kalkip camide bu konularda dua edemezsin, siyaset karistiramazsin falan dedi… Halen bilmem o gun neye dua ettigimi… O yuzden daha dikkatli olmaya basladim ve gittigim yerlerin dusuncelerini daha onceden sorup oyle gidiyor yada sadece Cumayi kilip cikiyorum…. Yaw Turkiye’de de bunu yapardim ama burada amacli yapmak baska bir tad veriyor :p

35 sawyer { 06.03.07 at 22:54 }

Bu basliga 4-5 gun once gonderdigim yaklasik 3 satirlik bir sorudan olusan olusan yazimi onaylamayip sansurlediniz ya helal olsun size Suat bey. Ayni sekilde igreniyorum basligindaki yazimi da sansurlemissiniz. Hic yakismadi bu size Suat bey hic.

36 Suat Öztürk { 06.03.07 at 23:04 }

Sawyer,

Burada da mı çıktın karşıma? Neden sansürleyeyim senin yorumunu?

Kaç yorumcu var burada, bak başlıklara, nasıl tartışmalar yapılmış.. Kimin yorumu sansürlenmiş?

Küfür olmadıktan sonra sansür yapmam, bir haftadan beri de sadece bir kişinin yorumunu sildim onu da ilgili abşlıkta belirttim. Senin yorumu değidi.

Sen yorum gönderdiğine emin misin? Uydurma ya da her seferinde farklı mail adresi veriyorsan, bu sebeple spam olmuş olabilir. Sık sık bakarım spam klasörüne simdi de baktım ama senin yorumun yok orada bekleyen.

Sinirimi mi sabrımı deniyorsun bilmiyorum ama böyle ithamlarda bulunmadan önce iki kere düşünün sayın sawyer..

37 sawyer { 06.04.07 at 08:08 }

Suat bey

Niye yalan soyleyeyim? Size yalan borcum mu var? Bu baslikta ve diger baslikta birer mesajim yayimlanmadi iste. Ne dusunmemi bekliyordunuz? Mesaji gorup onaylamadiginizi dusundum elbette. Herkesin yazilari cikarken benimkinin cikmamasinin bir sebebi vardir heralde.

Ama madem bir yanlislik olmus diyorsunuz o mesajimda yazdigim seyi tekrar yazmayi deneyeyim. Aslinda sadece kisa bir sorudan olusuyordu mesajim.

DP iktidari altinda ulkenin gittigi yeri demokrasinin durumunu dusundugunuzde sizce 27 Mayis olmasaydi 1961′de veya 1962′de mi ulke daha demokratik, ozgurlukler acisindan daha ilerde mi olurdu yoksa 27 Mayis’in olmasi ulkeyi bu alanlarda daha mi ileri goturmustur?

Tam ayni cumleler degildi ama yaklasik boyle birseydi yazdiklarim.

38 Suat Öztürk { 06.04.07 at 09:29 }

Hiç kuşkun olmasın daha ileride olurdu Sayın Sawyer.

39 sawyer { 06.04.07 at 09:41 }

Suat bey

Ilk mesajda V’nin yazisindakilere bir itiraziniz var mi? Boyle seyler olmuyordu diyebiliyor musunuz? Durum boyle iken nasil oluyorda 27 Mayis olmasaydi ulke insan haklari, kisisel ozgurlukler acisindan daha ilerde olurdu diyebiliyorsunuz? Neye dayanarak bundan emin oluyorsunuz ve benim de emin olmami soyluyorsunuz?

40 Suat Öztürk { 06.04.07 at 13:51 }

Sayın Sawyer,

Tekrara gerek yok, yukarıdaki tartışmalarda meselenin kökeni ve boyutları enine boyuna tartışıldı. DP nin nereden doğduğu, mevcut siyasi geleneğin teamullerini, DP nin yaptıklarının bin beterini CHP nin öteden beri yapageldiğini konuştuk.

DP zamanında demokrasi yeni yerleşiyordu, hatalı uygulamalar normaldi, çünkü içinden çıktıkları tek parti geleneği despotikti. Böyle çok eskiden gelen ve içinde DP lilerin de yetiştiği kadim bir CHP geleneği vardı.

Yani DP den önceden olmayan ama DP ile çıkan uygulamalarmış davranıp kimseyi kandırmaya gerek yok.

Sorunları çözümü için darbe hiçbir zaman çare olmaz. Demokrasilerde sorunların çözüm yeri sandıktır. Nasıl ki DP den önceki tek parti olan CHP milletin anasını ağlattığı için çok partili hayata geçer geçmez sandığa gömüldüyse DP de hatalarının bedelini sanıkta öderdi.

Müdahale, başka bir siyasi düşünceye sahip olanların da gücü ele geçirdiğinde müdahale etmesine meşruiyet sağlar. Bu olduğunda da önceki müdahaleleri savunanların itiraz hakkı kalmaz.

Hiçbir biçimde demokrasiye, demokratik süreç ve mekanizmalar haricinde müdahale yapılmamalıdır.

Demokratik olgunluk tepeden inme yerleşmez, süreç içinde spontone yerleşir. Bugün hala bu olgunluğa erişmeyişimizin sebebi de darbelerdir. Hiçbir olgun demokrasi tepeden inme müdahalerle bugünkü olgunluğuna ulaşılmamıştır.

ps: ‘V’nin yazısı kendi yazısı değil Hıncal Ulıç’tan alıntıdır. (Çoğu yazılanlar sybjektif bakış açısıyla yazılmıştır, ama bu mühim değil) Uluç da demokrat değil cumhuriyetçidir. Ve bunu da açıkça söyler. Kendi içinde tutarlı bir görüştür, ama birisi hem “demokratım” hem de “27 Mayıs iyi oldu” derse bu oksimoronluktur.

41 sawyer { 06.04.07 at 19:38 }

Suat bey

DP’deki insanlar uzaydan gelmedi CHP’nin icinden cikti diyerek yapilanlari hos gormenin bir anlami yok. Sizin gibi “omurgali” bir demokratin o donemdeki abartili antidemokratik uygulamalari hos gostermeye calismasi gereksiz bir caba.

CHP’nin iktidari zamaninda tek parti duzeni vardi ve acikca demokrasi yoktu. Bu donemde yapilan seyler elbette antidemokratik oalcaktir. Tek parti duzeni zaten tamin olarak antidemokratiktir. Ama DP donemi boyle degildi. Bir taraf %47 oy almis diger taraf %41 oy almis. %47 oy alan taraf meclisin %70′ini ele gecirmis ve her istedigini hic dusunmeden yapiyor. DP sanki cok partili bir duzen yokmus gibi davranmaya devam etti. Sanki karsilarinda diger partiler ve onlara oy vermis milyonlar yokmus gibi davrandi. Ulkeye demokrasi getirilmeye calisilan cok partili bir donemde yapilan antidemokratik uygulamalar ile CHP’nin tek partili donemde yaptiklari bir tutulmamali, tutulamaz.

Sizce DP ulkenin demokratiklemesi adina yaptigi ne vardi o donemde? Birkac ornek verebilir misiniz?

42 berre { 06.20.07 at 17:39 }

Bliyaali Bey’den insanların saçmalamalarının sınırları nereye kadar gidebilir görmüş oluyorum..Genç bir kızım ve bu tarz sınırları görmek işime geliyor doğrusu ,genç yaşta sabrı öğrenme açısından yani…
Daha 17 yaşındayım ”gözüm kulağım açılalı” daha 3-5 sene oldu ama bu 3-5 sene ,ülkemde dönen dolapları ,bu dolapları kimlerin çevirdiğini görmeye yetti.
Demokrat Parti hükümeti, varsa bir yanlışları,bunun hesabını sandıkta zaten vereceklerdi.Halk sizin dediğiniz kadar kötü durumda,özgürlükler ayaklar altında idi ise gerçekten,bunun hesabını millet soracaktı.Demokrasi-eğer demokrasiyi savunuyorsanız-bunu öngörmez mi zaten?Ha yok diktatörlükse savunduğunuz,böyle birşey ancak dikatatörlükte olur zaten.Ve rica ediyorum liberal diktatörlük falan demeyin,korkuyorum demokratik diktatörlük falan diyeceksiniz diye,komik yani.Neyse,hatanın bedelini yassıada’da işkencelerle,imralı’da darağaçlarında ödemek zorunda değildi hiçbiri…27 Mayıs,her nasılsa demokrasiyle taban tabana zıt yollarla ‘demokrasinin önünü açıyor’ ama 12 Eylül gericiliği temsil ediyor.Sakın 12 Eylül’ü doğru bulduğumu sanmayın,biz insani olmayan herşeye karşıyız,keyfimize hizmet etmeyen şeyler hoşumuza gitmeyince uydurma kavramların,çelişkilerin arkasına saklanmayız biz,o sizlerin huyu…
Doğrular sizin iki dudağınız arsaından çıkanlar değildir.”Çoğunluk” sizde olunca demokrasi, sizde olmayınca hep yanlış ellerde mi?…

43 mendakka { 12.18.07 at 07:01 }

bu siteyi ilk görüyorum çokta beğendim yorumların tamamını okudum bendeki izlenim şu oldu .maalesef faşistler ölmez. mücadeleye anlatmaya devam edin .suat bey ben minik bir katkıda bulunmak istiyorum madem 27 mayıs haklı bir darbe

44 mendakka { 12.19.07 at 00:36 }

en son yazım eksik kalmış doğrusu şu

45 T. Suat Demren { 12.19.07 at 08:36 }

@Mendakka,

Evet, yazın eksik. Yorum metnini göndermeden önce bir başka sayfaya copy/paste yap tekrar buraya yapıştır, kod sorunu oluyor bazen, çıkmıyor yazı.

Selamlar.

46 ela { 01.06.08 at 02:02 }

ilk önce cok teşekkür ediyorum.bu siteyi hazırlayan herkese beni 27mayısla ilgili aydınlatıgı icin.malesef hala bazı seylerden ders almayı becermedik.düsünce özgürlügü diye birsey yok ve en kötösü medya objektif değil yanliş üzerine yaniliş yapılmaya devam ediliyor

---

Önemli


Blog sahibinin yazı ve yorumlarının dışındaki tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayınlanmış olmaları, bu görüşleri blog sahibinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır.

***

Siz de düşüncelerinizi paylaşın: