Cumhuriyet Mitingleri, Kadın ve İstismar..

Cumhuriyet mitingleri ile alakalı kötü bir anım var. Bu konudan aslında sadece birkaç kez yorum bölümünde bahsettim. Bir yazı olarak bahsetmeyecektim ama Yeni Şafak’tan Mehmet Gündem’in Uluslararası ilişkiler uzmanı Doç. Dr. Zeynep Dağı ile yaptığı ve Dağı’nın cumhuriyet mitingleri için kullandığı “Kadın olgusu hiç bu kadar sömürülmemişti” sözleriyle gazeteye taşıdığı röportajı okuyunca kısa da olsa bir yazı ile işleyeyim dedim.
Önce “kötü anı”mı anlatayım.
Çağlayan mitinginin olduğu gün bir toplantı için eşimle birlikte İstanbul’daydım. Avrupa yakasını iyi bilmediğim için arabayı Üsküdar’da bir otoparkta bırakıp vapurla karşıya, Beşiktaş’a geçtik.
Dönüşte eşim -başörtülü ve modern giyimlidir- ve Derin Düşünce Grubu‘nda birlikte editörlük yaptığımız Cengiz Bey ile Beşiktaş’tan Üsküdar’a geçiyorduk vapurla. Etrafımızı mitingden çıkan bayraklı insanlar sardı. Cengiz Bey bana doğru dönüp bayrak istismarından îma ile “Bu bayraklar niçin Suat Bey?” deyince birden ortalık karıştı. Vay biz kimmişiz, gazete okumuyormuşuz mu, mitingden haberimiz yok muymuş, pis pis gülüyormuşuz falan..
Karşılıklı atışmaya başladık. Biz çok sakin ve kibardık, “siz” diye hitap ediyorduk ama karşı taraf hiç öyle değildi. Bayrağın istismar edildiğinden söz ettik. Onlar ise demokrasiyi ve laikliği koruyacaklarını söylüyorlardı. Biz “muhtıra ya da darbe ile mi?” dedik. O on saniye önce “demokrasiyi ve laikliği koruyacağız” diyen iri yarı bayan “keşke darbe olsa da sizi kesseler” deyiverdi.
Ben “demokrasi anlayışınız ilginçmiş” derken bir sivil polis geldi ve artık üzerimize doğru yürümeye başlayan “çağdaş” insanlar tarafından muhtemelen oracıkta linç edilmekten kurtulduk.
Tabi bu bir kesit, genele şamil edilmez ama yine de bir fikir verebilir.
Hepimiz modern giyimliydik. Sarık ve cübbem yok, sakal ve bıyığım da. Cengiz Bey de aynı şekilde. Bizi orada kimlik olarak afişe eden(!) sadece eşimin başörtüsü idi.
Muhtemelen Cengiz Bey’in “bu bayraklar niçin Suat Bey?” sözlerinden “bayrağı niçin siyasi bir simge gibi kullanıyorlar?” imasını anlayabilme sebepleri de eşimin başörtüsü idi. Tartışma sırasında bayrak istismarının yanlışlığına vurgu yaptık, kardeşimin şu asker olduğundan ve an itibarı ile ülke için gerilla savaşı yaptığından söz ettim ama umrunda olan yoktu.
Dediğim gibi genele şamil etmek yanlış olur ama mitinge katılanlardan hatırı sayılır bir kitlenin bu gibi bir düşüncede olduğu da bir gerçek.
Başta bahsettiğim röportajı veren Doç Dr. Dağı, mitinge katılan insanların profilini kadınlar açısından irdelemiş. Nitekim mitinglerde -ve bizi taciz eden kalabalıkta da- kadınların ön planda olduğunu görüyoruz. Dağı “Türkiye siyasetinde kadın bir çatışma nesnesine, politik bir araca dönüşüyor. Son mitinglere bakıldığında da, ‘kriz’in kadınlar üzerinden tezgahlandığı açık bir şekilde görülmektedir. Çağdaşlık iddiası taşıyanlar için de bir süstür kadın” diyor ki son derece doğru.
Burada acı olan yön ise karşıt kutba yerleştirilenin de bir “kadın” olması. Dağı söyleşinin ilerleyen satırlarında cumhuriyet mitinglerinin toplumsal düzeyde ‘çağdaşlık’ dayatmasının sonuçlarının en somut yansıdığı platformlar olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Toplumsal mühendisliğin kadına giydirdiği çağdaşlık modeli sonucu, kendisi gibi düşünmeyen ama özellikle de kendisi gibi giyinmeyen kadınlara, kadınların öfkesini, hatta nefretini gördük bu mitinglerde.”
Bizzat şahit olduğum ve yukarıda anlattığım gibi bizi tanımayan, ne düşündüğümüzü bilmeyen hakkımızda hiçbir fikir sahibi olmayan ve “çağdaş” olduklarını iddia eden mezkur kalabalıktaki kadınlar, rahatlıkla birçoklarından daha iyi eğitim aldığını iddia edebileceğim eşime, sadece kıyafetinden dolayı müthiş bir ayrımcılıkla ve bastırma gereği bile duymadıkları öfke ile bakıyorlardı. Pek tabii ki yanında olduğumuz için bize de.
Dağı’nın “sorun, kadın haklarını mı savunmak, yoksa elde edilen bazı mevzileri mi?” sorusu çok önem arzediyor burada. Yani bu kitleleri hareket geçiren güç, bunu gerçekten yaşam tarzı dayatımından korktuğu için mi yapıyor yoksa bazı mevziler elinden gittiği için müsait enstrumanları mı kullanıyor?
Açık ki burada kitleler hiç alakası olmayacak bir biçimde çeşitli korkutma araçları vasıtası ile hakimiyetin devamının sağlanması için kullanılıyor.
Dağı “Bu konuda net ve dürüst olmak lazım. Değerler çatışması pespektifinden değerler buluşması anlayışına geçmek gerek” diyerek kadınların bunu başarabileceğini söylüyor. Bunun için de kendilerini farklı kutuplarda görenlerin şekilselliklere takılmadan birbirleriyle konuşmaları, dertleşmeleri gerektiğini belirtiyor. Dağı’ya göre paylaşılan değerler, kaygılar sanıldığından da çok: “Aksine biz son zamanlarda, vatan, bayrak, din gibi çok merkezi toplumsal değerleri bile kutuplaşma aracı haline getiriyoruz. Muhafazakar bir yaşam tarzına sahip olsalar da, bu ülkede yaşayan insanların, devleti ve toplumu ile barışık olduğuna dikkat edelim.”
Bunu kim dinler bilmiyoruz ama maalesef bu süreçte ülke derin bir kutuplaşmaya sokulmuş durumda.
Dağı’nın şu sözlerini de çok manidar:
Çocuğunu şehit veren ailelerin profillerine bakıldığında, onlardaki ‘tevekkül’ ve vatanlarına olan sevgiyi görmemek için kör olmak gerekir. Şehit çocuğunu bayrağa sarmalayıp toprağa veren başörtülü bir ananın üzerine bayrak sopaları sallamak kadın ruhunu incitmeli. Kadınlar değilse, kim empati kurabilecek birbirleriyle?
Dilerim ellerindeki her imkanı pervasızca kullanmaktan çekinmeyen toplum mühendisleri -bir kez daha- başarısız olur.

99 comments
Zümrüt apartmanını belki hatırlıyorsunuzdur hani şu Konya da çöken apartman. Orada yaşan bir bayanın çok yakın bir arkadaşının hayat öyküsünü okumuştum. “Elveda Ankara” adlı kitap. 80′lere çok iyi değiniyor. Tabi o zaman yaşanan başörtüsü dramına da. O apartmanın altında kalan bayan da Hacettepe Tıp’ta başörtüsünden dolayı okumasına engel olunanlardandı. Zamanı gelince o bayan mahallesinde bulunan bir çocuğun velayetini alıyor. Çünkü çocuğun babası asker iken şehit ediliyor. O acıya dayanamayan annesi ise bir müddet sonra vefat ediyor. Daha kundakta bulunan çocuğu alıyor ve kendi çocuğu gibi yetiştiriyor. Zamanı geliyor ve yaşadığı şehirde bu fedakarlığından dolayı şehit annesi payesi ile taltif ediliyor. Sahneye çıkıyor. Salon tıklım tıklım. Üst düzey askerlerde bulunuyor. Yaptıkları anlatılıyor. Hatırladığım kadarıyla konuşma sırası ona gelince: Bir anne olarak çocuğunu askere gönderiyor. Bir karedes olarak abisini gönderiyor. Bir vatandaş olarak ondan vergi alınıyor. Ve buna benzer bir sürü şeyler…. anlatıyor. Tabi tüm bunlar yapılırken başörütsü asla problem edilmiyor. Ama iş okumaya gelince o başörtüsü hemen bir siyasi simge halini alıyor. Hemen düşman olarak kabul ediliyor. Neden bir şehit annesi olarak kabul ediliyor başörtülü? Kabul edilmesin. Neden oğlu şehit edildiğinde başörtüsü ile tabutunun başında ağlamasına iziğn veriliyor? Ağlamasına izin verilmesin. Hatta oğlu/kardeşi/abisi şehit olarak kabul edilmesin. Vergisi kabul edilmesin bir başörtülünün ve tabi tüm tanıdıklarının. Onlar düşman değil mi?…
Belki konu bu değildi. O modern denilen ama zihnen köhnemişleri görünce tüm bunlar aklıma geliyor. Aklıma gelenler arasında Osmanlılar Parise elçi göndermişler. Elçi modern bir elbise giyip öle bir davete gitmiş. Bunu gören bir fransız bayan “Osmanlılar en son yapmaları gereken şeyi ilk yapmaya başlamışlar.” O mirası ne yazıkki Cumhuriyette taşıdı. Hala günümüzde o elçi gibi davranıpta modern olamayan milyonlar var. Batılı yaşamı kabullenipte meydanlarda Batıya karşı yürüyüş yapıyorlar. Bu ne yaman çelişki. Yoksa amaç batılı yaşam tarzı değilde. Amaç O başörtülülerin verdiği vergilerle Karayiplere tatile giden Pariste beyaz şarap içen haftanın 3-4 günü Laila/Reina lara gidenler artık gidemeyeceklerini mi görüyorlar. Sanırım artık drakula gibi birilerinin kanlarını ememeyeceklerini biliyorlar. O başörtülüler artık durumun farkında. Onlar dünyayının 4 bir tarafına kendi emekleriyle gidiyorlar. Neyin ne olduğunu daha modernciklerden daha iyi biliyorlar…
“sorun, kadın haklarını mı savunmak, yoksa elde edilen bazı mevzileri mi?”
mitinge katılanlar ciddi ciddi yaşam tarzlarının ‘tehlikede’ olduğunu düşünüyor. korkudan doğan paradoksal bir durum olsa gerek. bu zaten psikolojinin konusu. mevzilerini savunmak isteyenler ise bu kitleleri korkutarak yönlendirmek isteyenler olabilir..
http://ucanbalik.wordpress.com/2007/05/13/emret-seyhim-ozkan
Ah, şu ucuz popülerlik peşinde olan zavallı “akademisyenimsiler” … Mitinglere katılan kadınlar zorla götürüldüler oralara tabii. Böyle hanımefendiler zorla çarşafa sokulan kadınları bilmezler elbet. Doğuda töre yüzünden öldürülen kızları da bilmezler. Bu kadınlar mitinglerde Türk bayrağı sallamışlar. Demek, bir kişinin Türk bayrağı taşıması, o kişinin başkaları tarafından kullanıldığı anlamına geliyor. Halbuki kadınlar böyle mitinglere katılıp kendilerinin kullanılmasına izin verecek yerde örtünüp evde otursalar, böyle şeyler hiç olmayacak. Ciddiye alınacak bir röportaj değil.
Dağı’nın şu cümlesi gerçeklerden ne kadar uzak: “Muhafazakar bir yaşam tarzına sahip olsalar da, bu ülkede yaşayan insanların, devleti ve toplumu ile barışık olduğuna dikkat edelim.”
Suat bey gerici birtakım tiplere denk gelmiş. Böylelerine arada ben de rastlıyorum. Münferit olayları genelleştirmemek lazım.
Bliyall,
Hani halk cahildi, yönlendirmeye gelirdi, n’oldu, sokaklara dökülenler hasso memo olmayınca tornistan oldun?
Korkarım sen Dağı’nın ne söylediğini anlamamışsın. Sokalara dökülenlerin hassasiyet sahibi olduklarını inkar etmiyor Dağı, bu hassasiyetin kulanıldığından söz ediyor.
İkisi çok başka şeyler.
Gerici tipler olmasını ben de isterdim ama bir vapur dolusu gerici bir araya nasıl gelmiş o kaotik ortamda anlamadım doğrusu. Bulunduğumuz üst kat komple üstümüze yürümek için ayaklanmıştı çünkü.
Yine önemli bir konu seçmişsiniz Suat Bey,
Arvince’den de faydalandım..
Neden Viyana Üniversitesi, Türkiye’den okumak için gelen başı örtülü hanımlarla dolu?
Öz vatanlarında ”parya” muamelesi görenler, bu ülkede son derece çağdaş düşünce ve davranışlarıyla takdir ediliyor, medyada kendilerinden övgüyle söz ediliyor.
Ramazan ayında, Cumhurbaşkanı tüm Müslüman kurum ve kuruluşlarına iftar yemeği veriyor..
Kamusal alan gibi saçmalıklarla insanların onuru rencide edilmiyor.
Canfm.info’ya Ankara’dan yazan ve kendisinin demokrat olduğunu yazan bir bayanın şahsımda Müslümanlara yaptığı nefret ve kin dolu mailleri ile anladım ki; yalnızca kendilerine Müslümanım diyen cephenin uç noktasındaki radikaller insan canına kıymaktan yana değiller. Onların karşısında olanlarda da Suat bey’e vapurda “keşke darbe olsa da sizi kesseler” fikrini dillendirecek radikaller var ve bu; cumhurbaşkanlığı sürecinde CHP ve derinler eliyle sert bir kutuplaşma, kaos ortamına sürüklendi.
Arzu edilen, kaos ve kum fırtınası neticesinde, AKP’yi kapamak, yerine başka bir partiyi getirmek..Bu da olmazsa, nasılsa bu millet darbe zamanları TV karşısına oturup, kendi arasında fısıltıyla ” yazık ettiler Tayyibe, adam çalışıyordu” der.
Sn.Acemi,
“Neden Viyana Üniversitesi, Türkiye’den okumak için gelen başı örtülü hanımlarla dolu?”
Merak etmeyin,olaylar disaridan bakinca daha ne ve acik görülüyor…herseyde bi hayir vardir deyip biz egitimimize devam etmeye calisiyoruz.
Türkiye`ye kirgin degiliz,insaAllah hizmet icin geri dönecegiz ülkemize..belki Suat abinin de anlattigi o “çağdaş” topluluklara Türkiye nasil sevilir onu görtermek icin..beni etkilemiyor artik o tipleri umursamiyorum,dert edilecek cok daha önemli seyler var hayatimizda.
p.s
Suat abi yazilarinizi begeniyorum,Allah kolaylik versin sizlere.Esinize cok selam.
saygilar
Kimlerin kimleri kullandığının belli olmadığını ve aslında kullanılanların da kullanıldığının farkında olmadığı bir dönem…
Geçmişte yaşandı, ondan daha önce de, daha önce de…
Bu vatana yabancı, bu milletin değerlerine düşman insanlar tarafından kurgulanmış bir orta oyunudur oynanan.
Şu anda yaşananların ve biraz sonra yaşanacakların çok öncelerden planlandığı bir oyun.
1890′larda başladı :))) Yeni değil yani.
MHP’nin başına Bahçeli geçtiğinden itibaren İslam’a duyarlı insanların dışlanması ve din kavramından, söyleminden planlı bir şekilde uzaklaşılması; gün geçtikçe milliyetçi söylemlerde MHP, İP, CHP, DSP gibi biraraya gelmesi mümkün dahi olmayacak partilerin siyasi söylemlerinin aynı olması, aynı kaynaktan beslendiklerini göstermiyormu? Veya aynı odak tarafından yönetildiğini?
İnananlar bozuyor oyunu!
Bütün bu öfke, hırs, düşmanlık bundan dolayı!
Ne halin varsa gör, cehennemin dibine kadar yolun var, ama yönetime talip olma!
Nevzat Tandoğan(Tek parti dönemi Ankara valisi)’dan küçük bir anekdot aktarayım:
Vali Tandoğan Anadolu insanına bakışını ise, 3 Mayıs 1944 yılında tutuklanıp huzuruna çıkarılan Osman Yüksel Serdengeçti’ye karşı sarfettiği sözleriyle ortaya koydu. Vali, tutukluyu süzdükten sonra; “Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.”
Sarıkız operasyonu ile arasında tek fark, ikincisi daha profesyonel(!?)
Başörtüsü/türban meselesi değil yani anlayacağınız…
Azınlık bir gurup ikidar ve muktedir olacak, olmalı, oldurulmalı…
Gerekirse süngü zoru ile.
Ne halt etmeye oyun bozanlık yapıyor ve suyu bulandırıyorsunuz(!?)
Sayin bliyaal, buyrun bakin kadinlari kim sömürmüs?
RADIKAL’DEN MATRAK BiR HABER http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=221802
Kadın mitingde kolları uykuda
Partiler, mitinglere damga vuran kadınlara ulaşamıyor. Bağcılar ilçesinde ‘tebdil-i kıyafet’ gezen Radikal hayal kırıklığına uğradı!
CHP gün sayıyor! Beni karşılayan yetkili “Atatürk’ün kurduğunu biliyorsun değil mi?” diyerek CHP’yi anlatıyor. Kadın kollarında çalışacağımı söyleyip “Kaç kişiler?” diye soruyorum, “Varlar” yanıtını alıyorum. Daha çalışmaya başlamamışlar. Sekretere telefon bırakın diyorlar ama sekreter yoğun olduğu için benimle ilgilenemiyor.
DSP şaşkın: Beni karşılayan kadına kadın kollarıyla ilgili bilgi almak istediğimi söyleyince şaşırıyor: “Kadın kolları mı?” İlçe başkanına “AKP ev ev geziyormuş” deyince “O aslında Rahşan hanımın fikriydi. AKP bizden aldı ve başarılı oldu” diyor.
DYP’de kapı duvar: İşhanının
içindeki DYP’nin kapısını kimse açmıyor.
Anavatan köye gitmiş! Anavatan teşkilatı da kapalı. Komşu esnaf “Sekreter köyüne gitmiş” diyor. Ben “Ama seçim zamanı… ” deyince “Valla dün de biri geldi. ‘Ooo böyle seçim mi kazanılır’ diye kızıp söylene söylene gitti” yanıtını alıyorum.
MHP’de kadın yok: Görevli, beni baştan aşağı şöyle bir süzüyor. “Kadın kollarından kimse var mı acaba?” diye soruyorum. Görevlinin yanıtı kısa ve öz: “Yok.”
AKP en ilgilisi: İlçe binasında kadınlar toplantıda. Kadın kollarında çalışmak istediğimi söyleyince benimle Ar-Ge Bölüm Başkanı ilgileniyor. Hangi alanlarda çalışabileceğimi anlatan yetkili, cep telefonu numarasını verip, “Mutlaka bekliyoruz” diyor.
Sn M.A
Sizler beyaz türkler tarafından, kunta kinteler yani ”öteki”ler olarak, yabana okumak için sürgün’e gelmiş insanlarsınız.
Burs yada zengin olduğunuz için buralarda okuyabiliyorsunuz, gerçi diploma alsanız bile;memlekete döndüğünüzde, çoğunuzun başörtüsü ile çalışma alanlarınız çok kısıtlı..Buna rağmen bu samimi hoş görünüze hayran mı olamlı, hayret mi etmeli..?
Ya burs yada zengin olamadığı için okuyamayan binlerce başörtülü insanın gasp edilen öğrenim hakkı..”Bu ülke adam olmaz” ümitsizliği içinde, enerjileri yok edilen, gelecekleri karartılan o genç kızlar..?
Bir öfkeyi beslemelisin yüreğinde,
Ölmüş ruhları dirilmek için..
sevgiyle..
Değerli Acemi..
Herşey insanın için birer vasıtadır. Ne için mi? Belki melekleri aşacak derecelere ulaşmak için. Belki de insanın mutlu olabilmesi için. Din de bir araç demokrasi de…Bu açıdan baktığımda M.A ve diğerlerinin nerde çalıştığının/hizmet ettiğinin pek bir anlamı kalmıyor. Avustruya yada Yeni Zelanda olsun farketmez. Belki bu memleket için bir şey yapamayacaklar ama hizmet edilecek 6 milyar - 72 milyon hala insan var.
Avusturyaya gidenlerin hepsi zengin değiller. Üniversitede iken kaldığım mahallede biri vardı. Bir vakfın bursu ile oraya gitmişti. Sanırım onlar ahir zamanın muhacirleri…
Suat Bey,
Bununla geçmiş olsun. O kadar yoğun bir kalabalığın ortasında linç tehlikesiyle karşı karşıya kalmasak da benzer olayları sık sık yaşıyoruz.
Zira sandıktan daima sol partilerin galip çıktığı bir semtte yaşıyoruz. Bütün camlarda bayraklar asılı. Köşe başlarını bayrak satıcıları tutmuş durumda. Kendinizi vatan haini gibi hissetmeniz için her türlü şart hazır.
Daha bugün hastanede, lobide yanına oturduğum hanım elimdeki kitaba -dini içerikliydi- öfke ile uzaktan göz attıktan sonra uflanıp puflanarak yanımdan kalktı.
Halbuki geldiği hastanenin ortaklarını tanısa :))
Çok değil böylelerinin sayısı ama sonuçta sesleri çıkıyor. Kitleleri istediğiniz gibi yönlendirmenin en kolay yolu onların duygularını yönetmektir. Kadınların duygularının erkeklerinkine göre sevke daha yatkın olduğu da bir gerçek. Bundan istifade ediyor menfaat ve hazlarından başka tanrısı olmayan birkaç densiz de..
Biraz ağır olacak ama gerçek şu ki meydanlara dökülüp bir şeyleri istemediklerini haykıran insanların çoğu “ahir zamanda geceden müslüman yatıp sabaha kafir kalkılacağını” haber veren Efendimiz’i (sas) doğrular nitelikte..
Karşı çıkanlar karşı çıktıklarının ne olduğunu bilmiyorlar. Taraftar olanlar da tarafını tuttuklarının mahiyetinden haberdar değiller. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık.
Bir de, Fatma Karabıyık’ın güzel bir tespiti vardır başörtüsü konusunda. Mealen der ki, bu toplumda başörtü sorunu diye bir şey olamaz ve meselenin bu şekilde anılması bile zihinleri yönlendirmeye yarar. Toplum için yeni olan örtüsüzlüktür, örtü değil.
Bu konularda yazmamaya, tartışmalara girmemeye çalışıyorum. Hem edepsizlerle karşılaşınca onlar gibi edepsizleşemediğim için hem de mana damarım tıkandığı için. Ama yazınızı okuyunca yorum bırakmadan geçemedim.
Son olarak; bugün İş Hukuku dersinin tartışma forumunda hocamız hukuğun toplumu oluşturan farklı grupların barış ve düzen içinde kalabilmeleri, ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için değişebilir olmasının zorunluluğundan bahsederken ister istemez burnum sızladı.. 367 fiyaskosu, eğitim ihtiyaçları reddedilen örtülü kadınlar ve kurulduğundan beri asla bir hukuk devleti olamayan zavallı ülkem..
Saygılar,
Suat Bey merhaba,
aynı anda benim blogdaymışız.. :) verdiğiniz linki görür görmez hemen koşup geldim.
eşinizin incinmiş olması herşeyin üstünde, beni üzer. bu memleket sanıldığı ya da söylendiği gibi ataerkil bir toplum değildir. tam tersi anaerkil bir yapıya sahibiz biz (benim gözlemlerim bu yönde en azından). kimsenin oraya zorla götürüldüğünü sanmam. etrâfımda bu türden çok insan var. bunlar bâzı partilere üyeler. gerek bu tür mitingler olsun, gerek piknik, gerek günübirlik seyahatler, topluca bir otobüse doluşup giderler koşa koşa. bu grupların tv’lerin bâzı sabah programlarına falan gittikleri de artık bir sır değil. farketmiyor yâni. ne için orada olduğunu bilen sayısı bir otobüsün içinde, bir elin parmaklarını bile geçmez.bir kadını incitmeyi, en iyi, bir kadın biliyor yine.. olmuş olan, bence budur. câhil dostum olacağına, akıllı düşmanım olsun diye boşa söylememişler. başıaçık ve ne giyeceğine kendi karar veren biri olarak, bugüne kadar tesettürlü hanımlardan kötü bir davranış görmedim. görsem onu da hemen söyleyebilirim. ama görmedim. benim böyle bir davranışa mâruz kalmam kadar, eşinizin mâruz kaldığı durum da aynı denli inciticidir.
bu tür mitinglere falan pek prim vermem. çok sağlıklı çıkarımlar yapılacağına da inanmam. ne zaman ki bu ülkede ekmek (ya da diğer ana tüketim maddeleri) fiyatı arttığında da aynı kitle sokağa dökülür, o zaman inandırıcı bulabilir ve kıymet verebilirim ancak.
eğer gerçekten toplum adına bir şey yapılıyorsa, orada bütün kadınların sesinin aynı tonda çıkacağına inanıyorum ben. yoksa bölünmekten kolay ne var. eller bir yerleriyle gülüyorlardır bu hâlimize. şamar oğlanına döndük. kimse vatanını satacak kadar alçalmamıştır henüz. elden giden bir şey de yok. her zaman söylediğim gibi olması gereken oluyordur. su akacak ve yolunu bulacaktır. taşlar elbet bir gün yerine oturacak. inşallah BİZ demeyi öğrenecek ve bizim bizden başka dostumuzun olmadığını kavrayacağız bir gün. yok ben paranoyak falan değilim. artık bu gerçeği kabullenmekten başka şansımız yok. olan bize oluyor. BİZE! gözümüzü açmanın zamânı gelmedi mi..
affedin, canım çok sıkılıyor bunlara.. biraz yüksek tondan serzenişte bulunmuş olabilirim. ama modernlik denen garâbetin ne olduğu konusunda ben hâlâ daha emin değilim. eşinizin nâmına cidden çok üzüldüm. orada olsaydım, sizden önce ben müdahâle ederdim sizi temin ederim. eşinize selâmlarlarımla birlikte üzüntümü de iletirseniz çok sevinirim…
Değerli Arkadaşlar, çok teşekkürler yorum ve katkılarınız için.. Her bireriniz konuya önemli açılımlar yapmışsınız.
***
Sevgili M.A,
Teşekkür ederim, selamını ilettim, “bilmukabele”sini de sana gönderiyorum.
Hatice Hanım,
Teşekkürler yorumunuz için. O gün katıldığımız toplantıda bu konuları da konuştuk. Bir gece önce GK bildirisi verilmişti.
Tam da Barbarosoğlunun yaptığı güzel tespit ekseninde konuştuk bu konuyu. Mücadeleye devam edeceğiz, gittiği yere kadar.
Selamlar.
Gıdemli blogger Candan hanımcığım
Teşekkür ederim yorumunuz ve güzel temennileriniz için. Selam ve üzüntüleriniz iletilmiştir, “bilmukabele” ile birlikte “teşekkürler”i de iletiyorum size.
Geliş gidiş sizi siyasi blogger yapacağımdır haberiniz olsun. Söylediklerinizin çoğunluğunda hemfikirim.
Selamlarımla..
Yorum yazmayacaktım okuyup geçecektim ama dayanamadım. Ben Tandoğan mitingine katıldım. Bilgisiz birisi olsam bu mitinge katılmasam, bloglarda okuduklarımla yetinsem bu mitinge katılanların hepten vandal olduğunu düşünecektim. Bayrak istismarı deyince aklıma geldi, AKP’nin Erzurum ve Van mitinglerine dikkat ettiyseniz orada da pankarttan çok bayrak vardı. AKP mitinglerinde bayrak sallanması istismar değil de, Laisist yürüyüşlerde bayrak taşınması niye istismar olarak görünüyor bir anlasam. Ayrıca “kurban olayım ayına yıldızına ” yazılı bilboardlarda Başbakan Erdoğan’la birlikte bir bayrak da vardı. Bir de şu var, bu bayrak hepimizin bayrağı ve istismar olup olmadığına kim karar verecek?
Tandoğan ve Çağlayan mitinglerine yüzbinlerce insan katıldı. Bu kadar insan arasından fanatiklerin çıkması doğaldır. Düşünün bir cuma namazı çıkışı Danimarkayı protesto edenler arasına yanlışlıkla bir mini etekli kız karışsa hali ne olur? Bir de bu açıdan bakın. Ya da ben çıkıp onlara dini niye istismar ediyorsunuz desem…
Bu mitinglerde “ne darbe , ne postal” pankartlarını da görmemişsinizdir. Ben darbe yanlısı değilim, demokrasi yanlısıyım. AKP’ye muhalifim. (darbe yanlısı olmadğımı milyon defa söylerim)
Üniversitelerde başörtüsü yasağına karşıyım, ama bu yasağı kaldırmak isteyen parti iktidarda ve bir şey yap(a)mıyor, benim önceliğim iktidarda olanlarda değil, ezilen fakat sesi çıkmayan diğerlerindedir. (aleviler gibi). Ben isterim ki Viyana’ya giden arkadaşlarımız Ankara’da , Hacettepe’de rahat rahat okusunlar.
Bu arada sizi müteessir eden o olaydan dolayı , kendi kampım adına eşinizden ve sizden özür dilerim.
Not: Sınavlarım dolayısı ile başka yorum yazmayacağım.
Bir de Bliyaal önemli bir soru sormuş, mitinge katılan kadınlar çoğunlukla oraya kendi iradeleri ile geldiler.Zorla getirilip oraya konulmadılar.
Suat Beyciğim,
efenim ne demek, başımla..
ancak şunu söylemeliyim ki; at terbiyesiyle uğraşmayı inanın hiç aklıma getirmedim. yâni diyorsanız ki; ‘’siz ne yapar eder, ortamı yumuşatırsınız” hahhaaayt derim ben. :)) kırbacı aldımmıydı elime valla, arapmış, ingilizmiş tanımam, oğa gore! emin misiniz..? iyi düşünün bence. :P
hörmetler efem.. :)
”Üniversitelerde başörtüsü yasağına karşıyım, ama bu yasağı kaldırmak isteyen parti iktidarda ve bir şey yap(a)mıyor, benim önceliğim iktidarda olanlarda değil, ezilen fakat sesi çıkmayan diğerlerindedir. (aleviler gibi). Ben isterim ki Viyana’ya giden arkadaşlarımız Ankara’da , Hacettepe’de rahat rahat okusunlar.”Geronimo
Parti iktidarda değil, hükümette demek daha doğru olur.Türkiye gibi sözde demokrasilerde devlet iktidarı vardır.Hükümetler, sınırları belli alanlarda Yurt sathında belediye hizmeti görürler. Bu açıdan AKP’ye
genel belediye başkanlığı dense yeridir. AKP ve yasakları kaldırmak, güldürmeyin beni..
Yukarıdan aşağıya, yorumların temeli,(ve Türkiye ve dünya gerçeği olarak) ne derseniz deyiniz; İslam ve karşıtları mücadelesi.Birileri İslami motiflere ve yaşam tarzına tahammülsüz.Birileri de olmayan İslami tehlikeden bahisle, kendi rant kapılarının ve görünmeyen (artık sırıtıyor)iktidarlarının ellerinden çıkmamasının kavgasını ”kalleşce” yapıyor
***
”Bu açıdan baktığımda M.A ve diğerlerinin nerde çalıştığının/hizmet ettiğinin pek bir anlamı kalmıyor. Avustruya yada Yeni Zelanda olsun farketmez. Belki bu memleket için bir şey yapamayacaklar ama…”(arvince )
Bakın Avusturya- Yeni Zelenda diyebiliyoruz ama kendi öz vatanımız Türkiye diyemiyoruz.Demirel denen de, Arabistan’a gitsinler demişti de, Nihat Genç, onu cehennemin dibine göndermişti.
Her insan doğduğu ve manası ile yoğrulduğu topraklara hizmet etmek/yaşamak ister.
sevgiyle..
Sn Acemi,
Eger yasadiklarimiz karsisinda enerjimiz tükense idi,umutsuzlzga kapilsa idik,Rabbimizin Kuranda bize söyledigi umutsuzluga düsmeme konusundaki tesellilerini yeterince anlayamamis olurduk.
biz de düstük bu caresizlige ama toparelanmak kisa sürmeli…Necip Fazil Kisakürek siirinde ne güzel söylemis;
“Ey düsmanim!sen benim günesimsin,hizimsin
Gündüz geceye muhtac,bana da sen lazimsin”
Sn Arvince`nin de dedigi gibi yurtdisina giden ögrencilerin belki birkisminin parasi var,bursla gelen de var.Ama sanildigi gibi sadece buyollarla degil gelip kendi cabalari ile okuyanlar da.yani
Birtarafta is izni olmayan yerlerde bir sekilde hayati idame ettirme cabasi,diger taraftanda derslerin agirligi.Türkiyede olsam eminim 2 üniversite veya daha fazlasini bitirebilirdim buradaki cabamla..Ve dahi para da yeterli degil.
Aileden uzak olamkta cabasi-tabi bölümü ne göre degisir-yani diyecegim o burasida güllük gülistanlik degil.Bende Suat abinin yasadigi olayi birkackez yasadim hemde fiziki olarakta hirpalandim(irkci ve islam düsmani bir serseriydi).Genellemek istemem ama her memlekette insanliktan nasibini alamamis hayli insan var.Hosgörülü olmamiz bu tipleri görmememiz anlamina gelmez,ama herseye ragmen mücadele edebiliyorsak o zaman basarili olabiliriz.Belki kardeslerimiz üniversiteye gidemediler,baska caresi yokmu kendimizi gelistirmenin?kitap, internet mesela ülkenin en ücra yerlerinde dahi var.Sizin hassasiyetinizi anliyorum(benimde hassasiyetim),ve tesekkür ediyorum bizi düsündügünüz desteklediginiz icin…Bize “magdur” demeyin,ben kabul etmiyorum, Rabbim kulunu yanliz birakmaz-birakmadi.(tabi dualarinizda gerekli;)
Sn Arvince`nin de dedigi gibi baska ülkelerdede yapilacak cok sey varmis onu gördük ve elimizden geldigi kadar yardimci olmaya calisiyoruz göcmen ailelere.Son yillarda üniversiteye baslayan türk ögrenci sayisinda müthis artis oldu cünkü örnektik biz buradaki ailelere(insaAllah layikizdir).Cogu ortokula ve meslek lisesine gidip en kisa yoldan ise baslarken simdi üniversiteyi tercih ediyorlar ve daha anlatmaya gerek olmayan bircok sey..uzun lafin kisasi;
Türkiyede yapabileceklerimin-insanlara faydali olmak namina-cok daha fazlasini yapabiliyorum burada.Nerede yasiyorsak orada hizmez Islama..dönene kadar.
Nezaman özlem duydumsa Ülkeme,sunu dedim;”yasadigim yer vatanim benim”…gönlüm yinede Türkiyede yasamaktan yana.
Saygilar…
sage
Suat Beyciğim,
Bir kez daha geçmiş olsun. Merak ettiğim demeyeyim de düşündükçe acı acı güldüğüm birşeyi söyleyeyim: Acaba o gün vapurda sizin yanınızda olsam, yanımda eşim de olsa (biliyorsunuz başı açık), elimde de Radikal gazetesi ve sol yayın olduğu belli olan kitaplar olsa, buna karşılık hararetle siz arkadaşlarımı savunsam, o aşşağılık kadın ne yapardı…
Neyse. Bana bu ilmekte söyleyecek söz kalmamış pek. Hepsi gayet güzel söylenmiş. (Sayın Geronimo’nun kişisel iyiniyeti, ne yazık ki objektif olarak düştüğü yerden onu kurtaramıyor. Bliyal Bey’e ise bir kez daha pes demekten başka ne diyeyim.)
Teşekkür ederim Sevgili Ağabey..
Yazıda bahsetmedim; ilginç olacak ama o anda elimizde Radikal ve Yeni Şafak gazeteleri vardı.
Yani o kalabalığın medya-literatür takibi yapabildiğinden de emin değilim çok.
Selamlarımla..
Geronimo, merhaba..
Teşekkür ederim. Metin Abi’nin söylediğini söyleyeyim; kişisel iyiniyet ne yazık ki objektik olarak düştüğünüz yerden kurtarmıyor sizi.
Bliyall’ın sorduğu soru onun konuyu yanlış anlamasından kaynaklanıyor. Kimse o kadınlar oraya zorla götürüldüler demiyor; sözünü ettiğimiz şey, yaşam tarzı dayatımı diye bir öcü icat edildiği ve bu öcü kullanılarak kitlelerin hassasiyetinin oligarşinin hakimiyetinin devamı için kulanıldığı.
Selamlar.
Candan hanım
Eyvallah efendim, iyi düşündüm ben, kabulümdür. :-)
Selamlar.
Suat Bey,
Size , eşinize ve Cengiz Bey’e geçmiş olsun dileklerimi iletmek istedim. Cünkü vandalların hakikaten ne yapacagı hiç belli olmaz malesef.Mitinglere katılanların hepsinin vandal ve aşırı derecede şiddet yanlısı olduğunu iddia etmek çok insafsızca bir yaklaşım olur elbette. ama toplanan kalabalıkların en az yarısının size vapurda saldırmaya çalışan tuhaf güruh ile hemhal ve hemfikir olduklarını çok rahat söyleyebiliriz. Herdem Barışdan dem vuran bu şiddet yanlısı faşistleri ,kendileri gibi olmayanlara israilvari her türlü muamaleyi reva gören, bizzat uygulamak isteyen, vapurlarda saldıran, sözlüklerdeki kelimelerin anlamlarını deforme eden( hususen insan) bu tuhaf güruhu anlamayı gerçekten çok istiyorum ama bana verilenle iktifa etmek zorundayım.
Artık kutuplaşmanın zirve yaptığı bir dönemde yaşıyoruz sonuçlarının ne kadar tehlikeli olabileceği konusunu düşündükçe geceleri uykum kaçıyor uyuyamıyorum. Ne mutlu Türküm diyene demeyenler düşmanımızdır ilkelliklerinin en resmi ağızlardan dile getirildği bir ülkede ve en akil(!) adamların bu hezeyanı cok rahat savurabildikleri bir ülkede toplumsal barıştan nasıl ve ne şekilde söz edilebilir. Ya da düpedüz terör şakşakçısı bir partinin halk tarafından yoğun bir destek aldığı bir ülkede barıştan bahsetmenin hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur. Taraflar bellidir saflar ayrılmıştır. Sosyalist geçinen ırkçı katil sosyal faşistler ile milliyetçi ulusalcı misak-ı millici geçinen ve henüz katil olmamış olan ırkçı faşistler arasında zerre kadar bir fark yoktur. savundukları hep yıllardır süregeldiği gibi aynı masallardır. Hayat buldukları ve hayat sürdükleri mariana çukurunda debelenip dururlar.
Keşke güzel günler güzel günler ey güzel günler diyebilseydim ama bizi laikçi zorbaların deyimiyle tamamen bir ortaçağ karanlığı bekliyor. Çünkü tarihin gördüğü en hayasız en çirkin en alçakça provokasyonları ve dezenformasyonlarıyla karşı karşıyayız.
Saygılarımla,
“Düştüğü yerden onu kurtarmıyor ” ne demek? Bu tarzınızı yadırgadım, sanırım Suat Bey’in düştüğü duruma ben şimdi burada düştüm.
Bu şuna benzer , 100-200 tane Müslüman terörist var diye bütün Müslümanlar teröristmiş gibi lanse etmekle aynı şey. Bütün laiklik yanlıları,ulusalcılar şeyatnidir, düştükleri durum içler acısıdır. Düştüğün yer derken sanki kötü yola düşmüşüz gibi bir ima var. Ben burada olgunca tartışabileceğimizi düşünmüştüm. Hoşçakalın!
Başınıza gelen bu feci olaya son derece üzüldüğümü belirtmek isterim. Geçmiş olsun, inşallah hiç kimse için tekrarı olmaz.
“Sözünü ettiğimiz şey, yaşam tarzı dayatımı diye bir öcü icat edildiği ve bu öcü kullanılarak kitlelerin hassasiyetinin oligarşinin hakimiyetinin devamı için kulanıldığı.” Suat Bey, bu tesbitinize sonuna kadar katılıyorum. Ve malesef kimse mevzuya bu açıdan bakmak istemiyor.
Toplumca hastalıklı, paranoyak bir hale getirildik. Bir tehlikeden bahsediliyor, toplum hayatında dayatmaların olması “ihtimali” tehlike olarak değerlendiriliyor. (Aslında bir dayatma var ama bunu kimse görmek istemiyor. İşte yaşanmış örneği, bu ülkede eşi ile yan yana vapurda güvenli biçimde seyahat etme imkanı yok, uçakda yan yana oturma isteği bile engelleniyor.) Tehlike çığırtkanları tarafından olmayan ama ihtimali ile varmış gibi algılalan bu paranoyaklığı desteklemek için de “Türkiye İran olacak” deniyor. Hastalığın azması için ne gerekiyorsa yapılıyor. Gariban “çağdaşlarımız” hayatında bir kez anadoluya gitmemiş, şöyle insan içine karışıp iki lafın belini kırmamış ki bilsin milletin geri kalanı ne durumda, ne düşünür, ne hisseder…
Dün akşam CNNTürk’de Ahmet Hakan’ın progamını izlediniz mi bilemiyorum. Konukları arasında Ayşe Böhürler vardı. Benim de bu konularda rahatsızlığı olan arkadaşlarla sohbetlerim esnasında kendilerine sorduğum soruları Ayşe Böhürler içtenlik ve samimiyetle karşı taraftan bayanlara sordu. “Türkiye İran olacak mış”… İyi de Türkiye’yi İran’a çevirmek isteyen mi var? Şeriata hayır deniyor, şeriat isteyen mi var? Varsa nasıl, ne şekilde ifade ediliyor bu istekler de biz bilemiyoruz? Bizim gözlerimiz mi bağlı? Kim hayatına müdahale görmüş şu güne kadar? Kim neye zorlanmış? Biri de çıkıp açıkça söylesin biz de bilelim. Kim başını örtmeye, çarşaf kullanmaya zorlanmış. Böyle bir dayatma ile karşılaşan mı var aramızda? Kumaya hayır deniyor, ama evlilik dışı ilişkilere “seviyeli birliktelik”adıyla çanak tutuluyor, bunu engelleyen, ceza veren mi var? 30 cm’lik eteklere bir şey diyen mi var? Ama yok böyle bir şey. Ya olursa kaygısı bizi buraya kadar getirmiştir.
Gene aynı programda Nazlı Ilıcak’ın şu sorusunu da dikkate almak gerekir. “Bu ülkede Mao’cular bile değişiyor, onların samimiyetine inanılıyor. Peki neden AK Partinin samimiyetine inanılmıyor?…”
Ne diyeyim, eğer ki Mao’cular bir parti kurup iktidarda olsalardı inanın onların da samimiyetine inanılmazdı…
Saygıyla.
Suat bey,
Miting günü sizin yaşadığınız çeşit olayları birçok kişi yaşamış. Hani diyorlar ya çok medeni bir miting oldu, filan. Medeniyet, karşı görüşte insanlara tavırlarda belli olur. Yoksa “gel laik kardeşim, tut ucundan da beraber sallayalım…” demekle hoşgörü, medeniyet filan olmaz. Bu mitingler bir sivil haklar talebi ve sivil bir hareket de değildir. Askerin vesayetinde yapılmış bir orta sınıf şımarıklığıdır.
Bayrak istismarı ve miting konusunda düşüncelerim için bkz:
http://www.derindusunce.org/2007/05/22/kirmizi-bayrakli-kiz/
Teşekürler değerli arkadaşlar yorumlarınız için..
Geronimo,
Düştüğünüz yer derken bir çukurdan bahsetmedik elbet; fikir olarak içinde bulunduğunuz ideolojiden/yelpazedeki yerinizden bahsettik. Aynı fikirde olsak aynı şeyleri savunuruz zaten..
Yazınızın devamında bu ideolojinin sakatlığı belli olmuş zaten: “Laiklik yanlıları” gibi bir kelime kullanmışsınız. Laikliğe karşı mıyız ki de bize bunu söylüyor kamplaşıyorsunuz?
Bahse konu kavramı böyle değerlendirmelisiniz.
Selamlar.
Sn M.A
Beni yanlış anlamışsınız, yurt dışında okuma tesettürüyle okuma imkanı olan sizleri değil, öz vatanda sizin imkanlarınızı elde edemeyip; öğrenim hakları gaspedilen ve bu yüzden hayata küsen, psikolojisi bozulan bayanların enerjileri idi vugulamak istediğim.
Üniversiteye sokulmayıp, artık yaşı 40lara gelen bir hanımın, söz gelimi doktor olma konusunda umudundan artık söz edilebilinir mi? Yoksa, söz konusu olan, Müslümanın sahip olması gereken ”mutlak umut” değil.
İnsanlar, tali konularda umutlarını kaybedebilirler.Doktor olamayıp, dengesi bozulna, yaşama sevinci törpülenmiş ve düzene kinle çocuk yetiştirenler de tanıdık.
Yurt dışında hem çalışıp hem okuyanları bilmem mi.Avusturya’da yaşıyorum. Burada da, Müslümanlara kimi tatsız saldırılar oluyor.
”Belki kardeslerimiz üniversiteye gidemediler,baska caresi yokmu kendimizi gelistirmenin?kitap, internet mesela ülkenin en ücra yerlerinde dahi var.” bunu nasıl söylersiniz. Konu yalnızca kendini geliştirmek mi?O tesettürlü doktor olmak, hem hizmet, hem bu yolla karnını doyurmak istiyordu! Bu cümleniz beni, hem şaşırttı hemde tok açın halindeen anlamaz sözünü çağrıştırdı.
Ne demek, öğrenim hakkınız, faşist baskılarla elinizden alınacak, sizler mağdur olmayacaksınız da, sizi (bizi) ezenelr mi olacak.
Bunu kabul etmek, bir küçüklük değil, b,r hak tespitidir.
Kur’an da bile ”mustaz’aflar” mağdurlar, ezilmişler, hakları gaspedilmişlerden bahsedilir.
Evet, siz ve biz, Müslümanım diyenler, Türkiye’de mağdur inananlarız.
İskilipli Atıf Efendilerin, şapka kanunundan 2 yıl önce yazdığı kitaptan sonra, idam edilerek mazlum ve mağdurca şehid edildiği o topraklarda, öyle internetle kendini geliştirsin edebiyatına (kusura bakmayın) karnımız tok..
Bizler Osmanlı’dan gelmeyiz. Alınan, gaspedilen haklarımız, haksızca öldürülen, asılan şehidlerimiz var ve onları yunan şehit etmedi. İsmi Ahmet vs. olanlar astılar. Oysa hep birlikte yunanı denize döküp, tekbirlerle, hocalarla meclis açmıştık. İnanmıştık.
Bana teşekkür etmeyin, ben lütuf olarak başörtülüleri savunmadım. Ben ben’i savundum.Anadolu kıtası büyüklüğündeki çilem azdı.
Bu bahiste başka yazmasam iyi olacak..
Sn.Acemi,
Ben de Rumlardan gelmeyim;))
Sözelrimin birkismini yanlis anlayacaginiz aklima geldi ama tekrar takrar parantezler acmak,sayfalarca aciklama yapmanin lüzümu olmadigini düsünmüstüm.sukadarini söyleyeyim;
Müslüman kadere inanan-kaderci degil-ve zorluklar karsisinda direnmeye mecbur/memur olan insandir,yazdiklarimi bu minvalde okursaniz sanirim hemfikir oldugumuzu anlayacak,hemde yanlis anlasilmaya mahal vermeyecegiz.Sanirim sanal alemde alinganlik ve yanlis anlama cokca görülüyor(buradaki yorumlarda da cok gördüm)
‘’Belki kardeslerimiz üniversiteye gidemediler,baska caresi yokmu kendimizi gelistirmenin?kitap, internet mesela ülkenin en ücra yerlerinde dahi var.’’ bunu nasıl söylersiniz. Konu yalnızca kendini geliştirmek mi?O tesettürlü doktor olmak, hem hizmet, hem bu yolla karnını doyurmak istiyordu!Bu cümleniz beni, hem şaşırttı hemde tok açın halindeen anlamaz sözünü çağrıştırdı.”
Bende isletme yerine tip okuyup faydali olmak istiyordum,olmadi diye hayata küsmek bize yakismaz,inanin üniversiteye baslamak yetmiyor psikolojimizi düzeltmek icin,hersey insanin kendi icinde bitiyor…mücadele etmeyelim demiyorum ki,ülkemizde okumak hepimizin en dogal hakki..Ne yazik ki sizde alinganlik yapip gereksiz ithamlarda bulunarak benim empati yapmadigimi söylemisisniz,cok yazik!ve sizin gibi bunlari dillendirip birsey yapmayan(yine parantez acmak zorunda hissettim kendimi,siz belki ugrasiyorsunuz) cok abi/abla gördük basta babam,sözle karin doymuyor yani…
“magduruz”diye hayata küsüp oturmamaliyiz.Sanirim magdur olamdan bahsederken,ardindan aciklama yapsa idim daha iyi olacakti,kusura bakmayin.Siz “magdur”sunuz deyip ablalarimiza ikinci es olma teklifinde bulunan o “iyi niyetli” müslüman abilerimize ne demeli?bukonuda tartismak istemiyorum,dedimya Türkiyede “magdur” olama hos olmuyordu artik.yoksa elbette sizin dedigininiz manada magdur kelimesini bende kabulediyorum.
Rabbim calisani,mücadele edeni-nerede,hangi sartlarda olursaolsun- muvaffak edecek insaAllah sadece üniversite okuyani ve sadece sorunlari dillendireni degil..iciniz rahat olsun.
Siz olayin bir boyutundan bende baska bir boyutundan bahsetmisiz sanirim yanlis anlasilma bundan oldu.cevap konusunda siz bilirsiniz..
saygilar,
Suat bey,
Yazınızın devamında bu ideolojinin sakatlığı belli olmuş zaten: “Laiklik yanlıları” gibi bir kelime kullanmışsınız. Laikliğe karşı mıyız ki de bize bunu söylüyor kamplaşıyorsunuz?
Valla ’sakatlik’ buysa, size yukaridan bir alinti yapayim:
Yukarıdan aşağıya, yorumların temeli,(ve Türkiye ve dünya gerçeği olarak) ne derseniz deyiniz; İslam ve karşıtları mücadelesi. Birileri İslami motiflere ve yaşam tarzına tahammülsüz.
“Laiklik yanlisi” sakatsa, “Islam karsiti” da sakat. Degil mi?
‘Ona niye ses cikartmadiniz’ diye size bulamak niyetinde degilim (boyle bir kayginiz olsa dahi yetismeniz mumkun degil herseye), ama Geronimo beyi, Erol beyi veya burada “yahu biz de Muslumaniz, niye oyle degilmisiz gibi yapiyorsunuz” diyen ismini unuttugum yorumcuyu go zonune alirsak, kalabaliklarin kismen neye DE tepki gosteriyor olacabileceklerini belki gorebiliriz.
Ben mitinglere gitmedim (gitmedigime de pisman filan degilim, yok oyle huylarim benim) ama gidenlerle konustum/konusuyorum, biliyorsunuz. Mesela Izmir’de diger yazida karikaturu cizilen “Turkiye Irana’a benzer diye korkutulmus gafil” profilinin disinda, basbakandan hakaret isittiklerini dusunen bir kitle de vardi benim tanidigim. O tepkiyi belki hafife aliyor insanlar? Benim ahbaplardan biri nereden bulduysa sunu yolladiydi bana (simdi biraz bakindim eksi sozluge de cikmis, belki oradan?) mesela:
http://www.zshare.net/image/1880282cb36734/
Bunlar makul tepkiler midir, degil midir bunu tartmak ayri konu ama insanlarin neye tepki gosterdigini iyi anlamak lazim diye dusunuyorum. Sinif analizi, sosyolojik analiz, istatistiki analiz ondan sonra daha saglikli yapilabilir herhalde. Ben burada okuduklarimdan sonra bu gece apartmandaki mitinge gittiklerini bildigim iki kizin katina gidip, “ya biliyor musunuz siz rantci Lailaci Islam karsiti ve ’seviyeli iliski’ yasayan insanlarmissiniz” desem, suratima bayrak sallamazlar belki ama hakkimda hayirli dusuneceklerini zannemiyorum. Haksiz da olmazlar: cunku ‘rant’ yemiyorlar, gorebildigim kadariyla AKP’nin ‘ben yaptim’ havasinda dolastigi acik ekonomik ortam icinde ozel sektorde calisiyorlar; Laila’ya gidecek kadar hesapsiz para kazandiklarini veya o kalabaligi adam yerine koyacaklarini zannetmiyorum; Muslumanliklarini begendiremeseler de oruc filan tuttuklarindan ‘Islam karsiti’ isnadina kizmalari muhtemel; ’seviyeli iliski’ kismini ben soramam utanirim herhalde, onu bilemiyorum.
Kutuplasmanin bir tarafi ‘masum magdur’ obur tarafi ’simarik aptal fasizan’ diye resmedildikce bu konularda normal insanlarin anlayabilecegi sekilde sakince konusmak mumkun olmayabiliyor. Cunku resmedilme sekli dahi hem magdur tarafta kinlenme, hem bu izansiz suclamalari yutma durumunda kalan tarafta hirslanma dogurabiliyor. Cozum nedir ben bilemiyorum tabii. Yapilanin cozum olmadigi, mitinglerin de problemin ikinci bir kitle tarafi olabilecegini gozumuze soktugunu gorebiliyorum. Mitinglere verdigi tepkiden hareketle belki Gul basbakan kalsaydi bu kadar gerilmeyecekti isler diye de dusunuyorum bazen.
Suat bey merhaba
Esinize ve sizlere gecmis olsun.
Daha once okudugumda da beni rahatsiz etmisti “eşim -başörtülü ve modern giyimlidir-” sozunuz. Neden “modern giyimli” oldugunu aciklama ihtiyaci hissettiniz? Modern degilde ne biliyim koylu giyimli olsaydi, basinda basortusu degil boyundan gecirilmis tulbent olsaydi, ya da carsafli olsaydi, bu kisilerin tavirlarinda mi bir degisiklik olacakti, bu kisilerin tavirlarindaki haksizlik payinda mi?
Birilerinin dayattigi modern sozunu bu kadar kaniksamak dogru mu?
Tulbentli olsaydi koylu olsaydi zaten sorun yoktu. “Hak etmediginiz” daha fazlasi olup “turbanli” olmak degil mi? Temizlik iscilerinde sorun yok “hak etmediginiz” okullarinda okumak, temizligin disindaki islerde calismak degil mi?
Carsafli olsaydi ihtimalini dusunmek bile istemiyorum, en iyi ihtimalle sizi vapurdan atarlardi herhalde.
M.A. hanim,
Siz “magdur”sunuz deyip ablalarimiza ikinci es olma teklifinde bulunan o “iyi niyetli” müslüman abilerimize ne demeli?
Bunu ara sira duyuyorum bloglarda, hakikaten yaygin midir bu? Nasil bilebiliriz acaba ne derece yaygin oldugunu? Bu da bana biraz ucta birsey gibi geliyor ama duydukca supheye dusunuyorum.
Betul hanim,
Daha once okudugumda da beni rahatsiz etmisti “eşim -başörtülü ve modern giyimlidir-” sozunuz. Neden “modern giyimli” oldugunu aciklama ihtiyaci hissettiniz?
Ben durumu tarif diye okudum onu ama antenlerinizin masallahi var:
Modern degilde ne biliyim koylu giyimli olsaydi, basinda basortusu degil boyundan gecirilmis tulbent olsaydi, ya da carsafli olsaydi, bu kisilerin tavirlarinda mi bir degisiklik olacakti, bu kisilerin tavirlarindaki haksizlik payinda mi?
Bence yerinde bir soru soruyorsunuz. Degisik taraftan Muzmin bey de dokunmus buna, Perihan Magden’in su ifadesini yakalayarak:
1) ‘Kara çarşaflı’ diyorum, ‘türbanlı’ değil; dikkatinizi çekerim.
Tabii eger ozgurluk tarafindan yaklasilacaksa yelpazenin obur ucunda ‘acik’ giyimler de var. (Herhalde o zaman da ifade “dekolte diyorum, bikini degil…” olurdu).
Betul hanım,
Tesekkur ederim.
O parantezi bilerek açtım, aynen dediğiniz gibi eğer ben ve eşim onların sınıflandırmasıyla benzer sınıfsal bir statüde olmasaydık ve sesimizi çıkartmadan bir köşede bekleseydik muhtemelen başımıza bunlar gelmeyecekti. Tavırlarındaki haksızlıkta değil olacak değişiklik yani. Vurgulama nedenim buydu.
“Çağdaşlık” adı altında maskalaştırılan kavramlara en çok cephe alanlardan birisiyim, bu sebeple “modern” gibi bir kelimeyi ayrıştırıcı sıfat olarak kanıksamadığım gibi kullanma amacım da bu dayatıma boyun eğmemden değildi.
Selamlar.
Bülent Bey,
“‘Ona niye ses cikartmadiniz’ diye size bulamak niyetinde degilim (boyle bir kayginiz olsa dahi yetismeniz mumkun degil herseye…”
:-)
Bu şerhi düşmeniz iyi olmuş, yoksa işi gücü bırakıp bu blogla ilgilenmem mi gerek?” diyecektim size. :-)
Önemli gördüğüm hususlar haricinde, yorumcuların direk bana hitaben yazmadıkları, yazımla alakalı soru sormadıkları yorumlarında, cevap yazmak suretiyle tartışmaya katılmak istemiyorum aslında. Ama bunu ne kadar başarabiliyorum bilemem tabi.
Uzun boylu farklılık yok düşüncelerimizde.
Bu cepheleşmenin arka planında -yani yönlendirme kısmında- alıntı yaptığınızda dilendirilen benzer bir düşüncenin de bulunduğunu biliyoruz. Miting komitesinde bulunanlardan birisinin “Muhammed” isminden, çocukların namaz kılmalarından rahatsız olduğunu okuduk. Bir önceki darbe döneminde Allah’a, Hz.Peygamber’e İslam’a akla hayale gelmeyecek hakaretlerin bulunduğu bir “resmi” belgenin basına sızdığını gelen yığınla tepki sonrası bu belgenin yalanlandığını yaşadık.
Tek parti döneminde yine İslam’a yönelik tutum belliydi. Yani “modernleşme” sürecinde karşıt kutba oturtulan, “gelişme karşıtı” olarak görülen İslamdı ve halen bu zorla çağdaşlaştırma yanlılarının aklındaki kutuplaşmanın ucunda İslam var. Bunu yadsımak mümkün değil. (O yorumcu karşıtlık-savaş derken bu seviyeden bahsetmiş olabilir. Ama bilemem tabi yine de, kendisi açarsa okuruz.)
Ben yazımda ve yorumlarımda da dediğim gibi mitinge katılanların pek çoğunun samimi kaygıları olduğunu düşünüyorum. Bu kişiler değil ama bu kitlelerin kaygılarını kullananların görüşleri ise malum.
Ama bu kitlelerin samimiyetine inanmak onların her yaptığını mazur görmemizi gerektirmez bence. Kitledeki sosyal dağılım çok çeşitli olabilir ama ben yine de kalabalıkların çoğunluğunun benzeri düşüncelerde/kamplarla olduğunu düşünüyorum.
Verdiğiniz örneklerle Başbakan’ın patavatsız sözlerinden hareketle de orada tepki duyanlar olduğunu söylemişsiniz. Bu doğru da o tepki duyanlar “sadece” o sözlere mi tepki duyuyorlar yoksa zaten belli bir siyasi görüşleri var da bu sözler antitayyipçilik yaparken motive etme/olma argümanları olarak mı kullanılıyor? Bilirsiniz insanlar sevmedikleri birisinde böyle sözler duyunca daha bir başka olurlar.
Bunu şunun için söylüyorum; mesela Erdoğan “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” sözünü söylediği zaman kardeşim yeni askere gitmişti ve ilkokul mezunu annem müthiş bir biçimde kızmıştı Erdoğan’a . Aradan birkaç gün geçtikten sonra “aslında Erdoğan’ın söylediği doğru ama her doğru heryerde söylenmez” dedi. Bugünlerde de annem mitinglere -ve katılanlara- iyi gözle bakmıyor mesela.
Yani kişinin sevdiği insanı kayırması normal bir davranış; tıpkı sevmediğinin antipatik bir sözünden dolayı yerin dibine geçirmesinin de -insan davranışları açsından- normal olması gibi..
Ben samimi kaygıları anlarım ama hala -çeşitli görüşlerden insanlar var denilen bir mitingden- o kaotik ortamda benzer düşüncelere sahip neredeyse bir vapur dolusunun bir arada bulunmasını çözemedim.
Bu, çeşitliliğin olsa bile çoğunluğun benzer düşüncelere sahip olduğunu gösteriyor gibi..
”Tek parti döneminde yine İslam’a yönelik tutum belliydi. Yani “modernleşme” sürecinde karşıt kutba oturtulan, “gelişme karşıtı” olarak görülen İslamdı ve halen bu zorla çağdaşlaştırma yanlılarının aklındaki kutuplaşmanın ucunda İslam var. Bunu yadsımak mümkün değil. (O yorumcu karşıtlık-savaş derken bu seviyeden bahsetmiş olabilir. Ama bilemem tabi yine de, kendisi açarsa okuruz.)” hay kaleminize sağlık, hislerime tercüman olmuşsunuz SUAT BEY..
Cumhuriyet İslami anayasa olan Mecelleyi rafa kaldırarak devrimlerini yaparken, taa o günden bugüne değişmeyen karakteristik özellik olarak; her açmazın, her olumsuzluğun sebebi ve savaşılacak karşı cephe olarak İslam ve İslam’a ait değer görüldü.Siz de bunu o güçlü üslubunuzla iki cümlede ifade etmişsiniz.Malum rumuzum ”acemi”..
M.A : Siz “magdur”sunuz deyip ablalarimiza ikinci es olma teklifinde bulunan o “iyi niyetli” müslüman abilerimize ne demeli? demişsiniz. Bunun konumuzla ne alakası var, her kutbun/fikrin ahlak yoksunları, fırsatçıları, rantçıları vardır. Birilerine malzeme verdiğinizi farkedemeyecek ve bu sebeple ”dava”nın özünden sapmışsınız.
Tamam, anlaşalım; siz mağdur değilsiniz.Sizin dışınızda Türkiyeli, Filistinli, Iraklı, Çeçenistanlı, Afganlı mağdurlar var.
Aslında : Ben de Rumlardan gelmeyim;)) cümlenizden sonra, size yazma konusunda tereddüt ettim. Beni ırklar ilgilendirmez. Bu cümlenizle nereye varmak istediniz.Ben bu sitede ciddi olanların fikir alış-verişi yaptığını düşünmüştüm…
Suat bey,
Buyuk olcude katildigim taraflara ilismiyorum.
Ben samimi kaygıları anlarım ama hala -çeşitli görüşlerden insanlar var denilen bir mitingden- o kaotik ortamda benzer düşüncelere sahip neredeyse bir vapur dolusunun bir arada bulunmasını çözemedim.
Ses cikartmamislardir.
Ben, zannediyorum 14-15 yasimda, Dolmabahce’de bir kaldirimda bir Fener-Besiktas maci oncesi, okulda benden iki uc sinif buyuk bir cocugun yerde kalmis bir Besiktas’liyi gozu donmus bir sekilde tekmeledigini gordum. Hala aklimdadir sahne. Cunku mudahale etmedim. Boyum simdiki gibiydi asagi yukari, belki simdiden daha kuvvetliydim, engel olabilirdim. Insanlar seyrediyordu (diger Fenerliler, benim gibi) ben seyretmedim ama yuruyup gittim “birazdan polis gelir”, “ciddi bir hal alirsa ayirirlar” filan diye kendimi avutarak. Yaptigimin yanlis oldugunu, karaktersizlik oldugunu, buyuk ihtimalle gunah oldugunu o gun o dakika da biliyordum. Yapmadim birsey ama. Tabii olum kalim veya hastahenelik birsey olmadi duydugum bildigim kadariyla, ama o zaman insanlar bu kadar yoldan cikmis degillerdi ayirmaya kalksam elbette orada — benim gibi — sakince dusunup yapilmasi gerekenin ne oldugunu bilenler vardi ve yardim ederlerdi. Belki bes on darbe eksik alirdi o adam. Yapmadim iste ama. Yapamadim dahi demeye yuzum yok, cunku bana birsey olmayacakti buyuk ihtimalle.
O vapurda o durumu gorup, begenmeyip, birsey yapmayanlar vardir. Hatta cogunluktur belki. Benim o gun yaptigim gibi davranmislardir, ve belki bir kismi ‘iyi, bayrak salladik filan ama adam degiliz‘ diyorlardir simdi iclerinden.
Allah hayra vesile etsin o hadiseyi herkes icin.
Sn.Bülent Bey,
99 yilinda ablalardan cokca duymustum,sahsen kendim karsilasmadim.O dönemde olduguna eminim(okulu birakan basörtülü bayanlar is veya burs icin Istanbuldaki cesitli firmalardan yardim istiyorlar,cevapta anlattigim sekilde) ama suan böyle bir durum yok sanirim.uc olsa gerek,yoksa onurlu bir müslüman davranisi degil..
saygilar
Suat bey
Bu modern giyimli sozu beni cok tirmaliyor, Bulent beyin soyledigi gibi antenlerim hemen devreye girdi. Yanlis anlamisim sizi.
http://www.cafesiyaset.com/haber/20070523/86-yasindaki-adayin-sirri-anlasildi.php
Bu linktekiler hakkinda ne dusunuyorsunuz?
Bulent bey siz yazinca farkettim, eskiden “kara carsafli” lar haber olur, kotulenirdi. Simdi kara carsafli kalmadi mi da turbanlililari hedef/dusman oldu? Yoksa asil tehlikenin turbanlilar oldugunun farkina simdilerde mi vardirlar?
Betul hanim,
Bulent bey siz yazinca farkettim, eskiden “kara carsafli” lar haber olur, kotulenirdi. Simdi kara carsafli kalmadi mi da turbanlililari hedef/dusman oldu? Yoksa asil tehlikenin turbanlilar oldugunun farkina simdilerde mi vardirlar?
“Kara carsafli”nin fena birsey olarak gosterildigi devri hatirliyorum, ama benim hatirladigim zamanda zaten ‘turban’ o Hintlilerin kullandigi seydi. Yani turban lafi yoktu. Simdi turban denen sekilde bas baglamak da cok nadir gozukurdu Istanbul’da, simdi tavsan filan diye alay edilen sekilde baglardi baglayanlar (benim ailemdekiler dahil, galiba bir tanesi Hacca gitikten sonra degistirmisti bas baglama seklini galiba ama net hatirlamiyorum). Fatih ve Icerenkoy’de simdi turban denen sekli gormek kabildi yanlis hatirlamiyorsam (oralarda carsaf da daha fazzlaydi). O baglama tarzina ‘turban’ denme ve problem yapilma isi YOK’le cikti diye hatirliyorum (o da karisik biraz, ama detayini baskasi anlatsin). Sanki hep boyle denirmis gibi insanlarin turban demesini hala yadirgiyorum. Yadirgiyorum da, ‘oooole baglamis o da’ filan demek disinda ne derdik eskiden pek hatirlamiyorum — konusu olmazdi ki zaten. SIkmabas denen sey sanki daha bir degisikti galiba.
Birsey soracagim, kusura bakmazsaniz. Bunu politikacilarin hanimlarinda da bazen farkediyorum. Soyle basin arkasinda bir cikinti/uzanti oluyor basortunun altinda. O nedir? Oyle bir kafa yapisi herhalde yoktur. Saclarini mi topluyorlar baslarinin arkasina bu hanimlar yolsa bunun icine takilan ve arkaya dogru uzayan sert birsey mi var? Ikincisiyse nedir o?
Bülent bey,
Mümkümdür, açıkçası öyle olmasını çok arzu ederim. Amin diyorum duanıza da..
Betül Hanım,
Tırmalama konusunda haklısınız. Ben de aynı şekilde hisediyorum. Teşekkür ederim.
Çağdaşlık konusunda Rahmetli C.Meriç’ten alıntı yapmıştım bir dönem. OKumak isteyebilirsiniz:
http://www.dusunceler.org/2006/10/18/bir-soru-bir-cevap-cagdaslasmak-ne-demektir/
Verdiğiniz linki okudum. Valla artık ben hiçbir şey için şaşırmıyorum. Aslında TBMM başkanı seçimlerinde de son turda salt çoğunluğa bakılıyor. Tabi en yaşlı üye geçici olarak başkanlığa oturunca (CHP li olursa) AM’nin 367 katakullisini TBMM Başkanlığı seçimi için de uygulayacaktır. Böylece salt çoğunluğa sahip AKP’nin adayı seçilemesin diye CHP oturuma katılmaz ve geçici üye -eğer ölmez ise- TBMM Başkanlığı yapmaya devam eder.
Hukuk katliamı artık olağan birşey oldu. Bana göre aslında şu anda C.Başkanı da orada zorlama bir yorumla oturuyor:
http://www.dusunceler.org/2007/05/03/tamtam/
Ve.. Kendisinden başka sadece 1 (yazıyla BİR) oy almış birisini rektörlüğe atıyor ama ama kimse sesini çıkartamıyor.
Böyle bir ülkeyiz işte.
“Soyle basin arkasinda bir cikinti/uzanti oluyor basortunun altinda. O nedir? Oyle bir kafa yapisi herhalde yoktur.”
:-)) Yahu Allah ne muradınız varsa versin, ölecektim gülmekten..
Topuzdur o dediğiniz gibi. Özel birşey koyan var mı bilmem. Eşim hiç sevmez öyle bağlamayı, sordum “özel birşey koymazlar herhalde” diyor. Yani topuzu tutan toka belki büyük olabilir. (miş)
Siyasetçi eşleri derken de mesela E.Erdoğan öyle bağlıyor benim görebildiğim kadar ile.
Bülent Bey’in yorumu hakkında (29. yorum)
Bülent Bey,
Size sağduyunuzdan dolayı teşekkür ederim. İslam ve karşıtları ajitasyonu bana dokundu açıkcası. İslam karşıtlığıyla da yaftalanmış olduk böylece. İslam karşıtlığı ve İktidara muhalif olmak ayrı şeyler.
Ben o yorumu gördüm ama bir şey demeden geçmeyi tercih ettim. Böyle kamplaşarak, ötekini şeytanileştirerek bir yere varmamız zor. Hepimiz bu gemideyiz, batarsak hepimiz kaybedecegiz.
İslam karşıtı olmakla suçlandığım için üzüldüm, ama gercekte İslam karşıtı olmadığım için mutluluk duydum. Ya bir de gercekten suçlandığım gibi olsaydım?
Müslümanlarla ilgili yaşadığım Suat Bey’in laisisistler içinde yaşadığına benzer onca şeye rağmen İslam karşıtı değilim.
Geronimo Bey/hanim,
Siz yanlış anlamış olmayasınız?
Bakın 34 no’lu yorumda ben düşüncelermi söyledim, 35 te de ilgili yorumcu bunu teyid etmiş. Yani konu mitinge katılanlar değil..
Yanlış anlaşılmak istemem; ben sizi İslam karşıtı olarak görmüyorum.
Selamlar.
“Birilerine malzeme verdiğinizi farkedemeyecek ve bu sebeple ‘’dava’’nın özünden sapmışsınız.”
Bu ajitasyon nedir ya? dava mava yemeyin bizi , bizim fırsatçımız iyidir sizin fırsatçınız kötüdürle olmaz bu işler.
Başörtülü bayanların mağduriyeti işgücü piyasasında da sözkonusu. Kamuda veya özel sektörün çoğu kurumunda başörtüsü nedeniyle işe alınmayan bayanları düşük ücretle( aynı işi yapan başını örtmeyen hemcinslerine nazaran düşük ücret) çalıştıran müslüman patronlar var.
Biz bu tip şeyleri ifade edince “İslam karşıtı” yaftasını biz yeriz.
Suat bey,
Kendisinden başka sadece 1 (yazıyla BİR) oy almış birisini rektörlüğe atıyor ama ama kimse sesini çıkartamıyor.
Neyin sesini cikartalim? Ses cikartacak olsaydik once diploma fabrikasi denen turden universiteler acilip, o da becerilemeyip, duz lise cikisli insanlarin %80-90′i dokulurken cikartirdik. Cikartmadik.
Dershanelere giden paraya bakip, ‘yahu burada hem kaliteli ve ogretmesini bilen personele, hem cocuklara, hem paralara yazik oluyor’ derdik hic olmazsa yuksek okul kilikli seylere ozel sektor yatirimini tesvik ederdik (bu islerde para oldugu dershanelerin kazanmasindan belli). Yapmadik.
Bu kadar secip edip iyi kotu okullara soktugumuz cocuklara bu okullarda ne ogretiliyor diye merak edebilirdik. Etmedik.
Kimler ogretiyor, nasil adamlardir bunlar diye ustune duserdik. Ama hayir, politikaya girinceye birilerini kizdirinca ve hakkinda pislik aranincaya kadar kimseye bakmadik. Baktiklarimizda cikan defo bakmadiklarimiz hakkinda fikir verir bize. Bunlara cocuk emanet ediyoruz — ustelik secip. Ses cikartan gordunuz mu? Ben gormedim.
YOK basortulu kizlar icin “bunlar orumcek kafali bunlari okula almayiz” diye laf ederken, ‘girerken orumcek kafali olani, cikarken zihni acilmis yapamiyor musunuz?’ diyen oldu mu? Hayir. Cunku zaten oynanan oyunda egitim tali amac, diploman var mi, iyi bir yerde memur (belki ‘biz’den) olabiliyor musun, yesil pasaport yolunda misin ondan haber ver. Elbette zihin acmak filan gibi birsey olduguna inanmiyor kimse universitede. Birbirlerinin yazdiklari seyleri okumayip (veya yukten dolayi yetisip okuyamayip) kiyamet kadar intihalin altina imza/kase vuran insanlar bir de cocuklarla mi ilgilenecekler? Daha neler.
Simdi, tepeden tirnaga sakatliklarda dolu bir sistemin icinde az oy alan aday secildi diye mi ses cikartacagiz? Buyuk ihtimalle arkasinda bir kadrolasma bir kutuplasma bir bilmemne vardir onun. Nesine taraf olalalim son noktada en tepeye kim cikacak diye? Gidip de o okulda kimdir bunlar, guruplar nedir, cocuklara orada ne yapilir, mezunlar ne is bulur ne derece basarili olur diye bakan var mi? Yok. Kim cikti fesmekan okulda en tepeye, Cumhurbaskani kimi ikbal sahibi yapti kime engel oldu kismiyla da ben ilgilenmiyorum. (Bunu daha fazla ornekle Rekor secimi yerine Cumhurbaskanligi secimine de uygulayabiliriz benim acimdan buyuk olcude.)
34′ü okudum, usta bir polemikçi uslubu var :) Hepsi öyle değil ama…
Ben size şunu söylemeye çalışıyorum, ben de mesela bir öğrenci yurdu dolusu tam tersi felsefede insanlarla karşılaştım, ne olmuş? Homojen bir numuden ( homojen örneklem) yola çıkarak tümevarmak ne kadar
doğru bir mantık?
35′de de bir çevir kazı yanmasın durumu var.
Kendisinden başka sadece 1 (yazıyla BİR) oy almış birisini rektörlüğe atıyor ama ama kimse sesini çıkartamıyor.
Bülent bey, yazınıza katılıyorum ama ben orada taraf bakımından bahisle “çıkartmıyor” demedim, eli-kolu bağlıdan bahisle “çıkartamıyor” dedim. Yani son gelinen durumdan ve ortalığa saçılanlardan dolayı.
Dediğim gibi yazınıza katılıyorum ama burada da “Tavuk yumurta sorunsalı var” gibi.
Böyle olduğumuz için mi buna müstehakız, yoksa yamultulduğumuz için mi böyle davranıyoruz?
Bu arada Geronimo (bey).
“34′ü okudum, usta bir polemikçi uslubu var :)”
:-)
Eyvallah. Öyle diyorsanıyorsanız öyle olsun. Anlatamamışımdır, kusur bendedir.
Selamlar.
Suat bey,
Bülent bey, yazınıza katılıyorum ama ben orada taraf bakımından bahisle “çıkartmıyor” demedim, eli-kolu bağlıdan bahisle “çıkartamıyor” dedim.
Cikartilsa ne olacak? Gazeteye cikti iste ‘ha oyle mi, hmm’ dendi gecildi. Hukumet de yarin hapse atar o secileni, odesirler. (Netameli olmayan bir konuda hapiste adam oldu o iste, hic olmazsa o isin uzerine gidebilseydik deyip uzuluyorum, biliyorsunuz.)
Böyle olduğumuz için mi buna müstehakız, yoksa yamultulduğumuz için mi böyle davranıyoruz?
Valla ben daha kucukken isyan edince 1910′lar 20lerde filan dogmus buyuklerim, ‘evladim bu dedigin duzenleri kuracak, isleri yapacak adami mi vardi zannediyorsun memlekette? Bu kadar oldu, siz daha iyisini yapin’ derlerdi. Cok yanlis olmadigini dusunuyorum. Rahmetli babam Trabzon lisesi mezunuydu (30lar) ve o zaman cok az insana cok iyi egitim verilmeye calisildigini soylerdi. Devlet bir de Almanya’dan kacma[1] Almanca hocasi bulmus oraya, bunlar mezun olunca bir de bayagi Almanca konusabilirmisler. Ben anlamazdim ama o bazen Istanbul’da buldugu Almanlari kollarindan tutup ‘bununla Almanca konusucam’ diye yemege getirip obur rahmetliyi deli ederdi — bayagi kahkah kihkih konusurlardi. Duz lisede ogrenilenle oluyor bu. Dusunebiliyor musunuz?
Bendeniz de mevcudu 72 kisiye vuran sinifta ilkokula gittim (ogretmenim cok iyidi o ayri). Yegenlerim daha kucuk siniflarda okudular (45-50′nin uzerine ciktigini duymadim hic). O kadar insana yetisememe durumu da var bence. Nufus artisi azaldikca kalite artacaktir herhalde. Bir de insanlar 70ler hic yokmus gibi yapiyor, o zamanlarda hem ozel universiteler kapatildi, hem insanlar okula filan gidemediler dogru durust bir sure. Bunlar bahane degil, dogru durust sebepler. Ciddi anlamda bir universite zaten cok zaman istiyor benim anladigim. Bir suru yanlis tercih yapilmis olabilir tabii, ama rakamlar ortada, bu kadar insana ciddi sekilde yetismek herhalde mumkun olmayacakti ne yapilsa.
[1] Lisede boyle, universite icin getirilenlerin kimisi ise cok memnun kalmamis. Buradan tanidiginin Emre beye birseyler yollamistim bir ara, bloguna koymus, okuyun uzulun biraz:
http://ileriseviye.org/blog/?p=511
Suat bey
CHPli uye ruhunu teslim edene kadar Meclis baskanligi yapar yapmasina da benim huzursuz oldugum bir turlu yakamizdan dusmeyen -ki gidiyor diye gun sayar olmustum- cumhurbaskanimiz hukumeti kurma gorevini CHP-DP-GP ve bilimum meclise girebilmis partilere verirse nolcak. Aynen ornek verdiginiz gibi kendisinden baska kimsenin oy vermedigi birini rektor yapan bir C.baskanindan bahsediyoruz. Canini verir elinden geleni ardina koymaz diyorum.
Bulent bey
ilahi… : ) Hak veriyorum size dikkat cekici birsey. Ne acikcasi bilmiyorum. Daha normal boyutlarda olanlarinin topuz olma ihtimali yuksektir de bazan oyle goruyorum ki topuza pek benzemiyor.
Ooo gece neler olmuş burada,
Hiçbir yorumumda, hiçbir ferdi İslam karşıtı olarak yargılamadım! Türkiye genelinde, dahası dünya geneli için yaptığım değerlendirmeden, buradaki her hangi bir arkadaşın alınması, beni çok üzer..
Elbette hükümetteki partiye muhalif olmakla, İslam’a muhalif olmak farklı şeyler.
Benim kasdettiğm ve Suat Bey’in son iki yazısından beri altını çizdiğim şey, temelde tüm oluşum ve kutuplaşmanın arka planında İslam’ın bir şeye uydurulması ile neyin İslam’a uyacağı ”dava’’sında; İslam karşıtlığı yada tarafında olma mücadelesinin Türkiye’de cumhuriyet tarihi seyri içinde hız kesmeden sürüp geliyor olmasıydı.
Evet dava derken kimseyi yemiyoruz ve gerek kendilerine İslamcı denilen, gerek laiklerden burada onlarca menfi, kötü örnekler sıralayabiliriz. Söz gelimi kendilerine İslami Holding denilen yobazlar burada binlerce saf müslümanı camilerde soydular!
Yada kafası kızınca, her önüne gelene kafir diyen din yobzlarını da sizlere örnekleyebilirim.Sizin yobaz Müslüman patronlardan örnek verdiğiniz gibi.
O malzeme verme meselesi ise, ben ‘’sen mağdur olarak, bu yabana kendi isteğinle gelmedin, senin öğrenim ve insani hakların gespedildi diyorum, o bana; bunu diyenler ablalarımıza ikinci eş olmayaı teklif etti garabetiyle cevap veriyor!Bu davanın/konunun özünden sapmaktır. Yine de bu antipatik cevap karşısında, bu konudaki düşüncemden dolayı beni kimse söylediğime pişman edemiyecek..
Betül Hanım,
“[.....]cumhurbaskanimiz hukumeti kurma gorevini CHP-DP-GP ve bilimum meclise girebilmis partilere verirse nolcak.”
Zaten AKP 276′yı bulamayacak olursa koalisyon ortaklığını unutsun. C.Başkanı hukumeti kurma görevini kesinlikle CHP’ye verecektir. 28 Şubat sonrasını hatırlayalım, en çok milletvekili olan parti atlanmış, sonra gelene görev verilmişti.
Ama ben AKP’nin kesinlikle yine tek başına iktidar olacağını düşünüyorum. (Hatta 367′yi de geçerek) O zaman seve seve kuralı gereği mecburen AKP’ye verecek; C.Başkanı Sezer değil T.Özkan olsun isterse..
Selamlar.
Biz bize benzeriz..
Fenerbahceli fanatik taraftarimiz, Galatasarayli veya Besiktasli fanatik taraftarimizdan farkli degildir.
Dogustan bir sekilde bir kampa yazilir, ve digerine muhalif yasar giderler
Basi acik kadinlarimiz icinden basi kapalilara muhalif yasayanlar kadar basi kapalilar icinde basi aciklara muhalif yasayanlar yok mu ?
Bizim sirkette calisan pakistanli ve hintli arkadaslar var, yemekleri kulturleri o kadar benzer birbirlerine ve bakip sasmak mumkun degil, nasil bu insanlar birbirlerine bu kadar yakin davranirlar gurbette, ve nasil birbirlerinin en buyuk dusmani olmuslardir kendi ulkelerinde..
Hindu ve musluman dusmanliginda en onemli olgu iki tarafinda kendilerini ”mazlum ve magdur” hissetmeleridir. Bu hisler diger bircok dusmanliklar icin gecerli.
Kendini mazlum ve magdur gormek karsi tarafi seytani tasvir etmek isin kolay tarafi, ama bir cikis yolu veya yapici bir cozum yolu degil.
Gandi filminde benim aklimda kalan en onemli olay neydi biliyor musunuz?
Bir hintli kendi cocugunun muslumanlar tarafindan katledildigini ve oc almak icin kendisininde bir musluman cocugu oldurdugunu soyler ama acisini ve vicdan azabini dindiremediginden yakinir ve Gandi’ye akil danisir..
Gandi soyle bir seyler soyler :
Git bir yetim musluman cocuk bul ve bu cocugu evlat edin.
Evlat edindigin bu cocugu musluman olarak buyutmek icin hic bir fedakarliktan kacinma, belki vicdanin biraz rahata erer..
Selamlar.
Erol.
Bülent Bey,
o sorduğunuz şey, çıkıntı/uzantı için bir malzeme var kullanılan. ben gördüm. sert bir maddeden yapılmış (plastik gibi) bir şey. o şekli tutturmak için başörtüsünün altına konuyor. ben de merak edip duruyordum, sormuştum birine, o da göstermişti. hep şey gibi düşünürdün, bu tür baş örtenlerin hepsinde rapunzel gibi saç mı var, yâhû?! yok yok, saçı seyrek olanların bilerek o intibâyı vermek istediğini sanmam. ama öyle bir malzeme kullanılıyor hakîkaten. sanırım şekil kaygısı.. zamanla moda da olabiliyor bu tür şeyler.
Candan hanim, sagolun. Simdi buna ne deniyor diye ogrenmek ve nette resmini bulmak gibi isler cikti basimiza tabii.
zamanla moda da olabiliyor bu tür şeyler.
Simpson‘lar oynuyor mu burada TV’de? Belki onlarin dahli vardir bu iste.
Bülent Bey,
ricâ ederim efendim, bildiğimi paylaştım. fakât nasıl olduysa bu simpson çağrışımını ben alamamışım. neydi bu, neydi, bir şeydi ama neydi diye dövünüp duruyordum. hay aklınızla bin yaşayın! :)
evet, simpsonlar uzuuun zamandır oynuyor burada. cnbc-e’de filân denk geldikçe zevkle seyrediyorum ben de.
netteki aramalarım bir sonuç vermedi. yoksa şu yorgun hâlimle onu da bulup çıkarabilirdim ama..
Uzunluğu belime kadar gür saçım var, örtünün altında toplayıp topuz yapınca dışarıdan koca bir çıkıntı görünüyor da, bunun derdi sizi niye gerdi candan hanımcım? Ben sizin içinize slip mi tanga mı giydiğinizi röntgenliyor muyum.
Bizlere arabistan çöllerine müstehak uzaylılar muamelesi yapmaktan artık vazgeçin lütfen.
En az sizin kadar, hatta sizden bile daha kadınız biz.
Bana cevap yazmaya da tenezzül buyurmayınız lütfen, zira size laf yetiştiremeyeceğime eminim.
F.K. Hanım,
cevap yazmak tenezzül işi değildir benim için. tenezzül etmeyip okumazsanız da gam yemem yâni.
beni geren bir dert filân yok, bunu hangi organınızdan uydurmuş olabileceğinizi de kestiremiyorum. Bülent Bey merâk etmiş ben de bu malzemeyle ilgili bilgimi paylaştım. bunun bir sır olduğunu ve ortaya çıkmaması gerektiğini bilmiyordum. ama benim içime ne giyip ne giymediğim elbette ki sırdır. çünki aynı zamanda mahrem bir şeydir. merak etseniz dahi söylemeyeceğim yâni, üzgünüm. röntgenleme şansını nerden bulacaksınız orasına hiç akıl erdiremedim, pardon.
belinize kadar uzun olan gür saçlarınıza ve dilinize Allah zevâl vermesin. benden daha kadın olduğunuz kesin. ama arabistan çöllerine mi yakışırsınız, uzaya mı orasına isterseniz siz karar verin. bu yorumda istihza elbette var. ama bundan önceki yorumlarımda herhangi bir istihza ve domuzyağı bulunmamaktadır, önemle duyurulur.
Arabistan çöllerine mi, uzaya mı veyahut Çankaya’ ya mı yakıştığımıza elbette biz karar vereceğiz.
Gözlerinizi üzerimizden çekip, nefes almamıza müsade ederseniz tabi.
F.K hanim,
uslubunuz bir hanimefendiye yakisacak bir uslub degil.
Saclarinizin uzunlugunu ve gurlugunu anlatmaniz size yanlis gorunmemis anlasilan, ben uzun ve gur saclarinizin topuz yapildiginda esarbin altindan nasil bir cikinti seklinde durdugunu anlatmanizi dogru bulmadim.
Buna “tanga” da eklemissiniz; el insaf, el hicab diyorum!
Bir hanimefendinin ic camasirindan bahsetmeniz once cok ayip, sonra basortunuzun altindaki saclarinizla “tanga”arasinda nasil anlasilmaz bir bag kurdunuz bilmiyorum.
Tangalar, gur ve uzun saclar, kimin daha cok kadin oldugu hakkinda iddealasmalar…. Kadinliginiz konusunda kompleks olusturmussunuz gibi okunuyor burdan.
Arabistan collerine mi uzaya mi(?) cankayaya mi (emine hanim veya abdullah beyin esi bu yazdiklarinizi okusa sizinle kendisini “biz” kabul edermiydi bilmiyorum. Ben etmem mesela) yakistiginiza siz(sahsiniz anlaminda) burun karar verin.
Ama bence buraya yakismadiniz!
Şu sıralar beni sumo güreşçilerine benzetiyorlar,bu beni kızdırıyor mu ?Hayır,zira kızdığım onlar değil haklı oldukları.Bu benzetmeyi yapanlar, benim sevdiğim insanlar ama bunu benim tanımadığım bir insanın söylemesine üstelik de yüzüme söylemesine müsaade etmem.
Çarşaf giyene karafatma,topuzu olana Simpson benzetmesi bence hiç hoş değil.
Geyşaların suratlarını bembeyaz boyamasını ve dudaklarını anlamsız nokta halinde kırmızı boyamalarını anlamam zor ama onlar için anlamı olduğuna göre yada onlar öyle tercih ettiğine göre !
Candan hm ve Bülent bey,Simpson benzetmeniz bence hiç hoş olmamış en az F.K hanımın iç çamaşırı konusunu dile getirmesi kadar.
F.K hanımın üslubundan önce bence bir insanın hassas noktasına temas ettiğinizi düşünmelisiniz.
Şahsi fikrimi merak edenin olmadığından eminim ama birileri diğerine üslup dersi vermeye kalktığında kendi üslubunu da göz önüne almalı.
F.K hanım size sizin üslubunuzla cevap verdiğinde ona, “buraya yakışmadınız” demeniz en az benzetme kadar nahoş(buraya yakışan ! daha uygun tanım bulamadım)Buraya neyin yakışacağına bir tek blog sahibi karar verebilir!
CB makamının sahipleri ! de ,A.Gül’ün eşini First Lady’liğe yakıştıramadılar.
Birdaha okuyun derim.
Ozelikle yazarlara dikkat ederek okuyun bu sefer.
Betül Hanım, üslubum beğenilsin diye yazmadım.Tam aksine onun beni rahatsız ettiği kadar, ben de onu rahatsız etmek istedim. Şimdiye kadar sustuk, sabrettik halk tabiriyle tepemize bindiler.Yeter artık.Bizim de sinir katsayılarımızın bir hududu var.Biz de insanız. Bizler onların içine ne giydiğine karışıyor muyuz, kritik yapıyor muyuz.Herkes haddini ve yerini bilsin. Bizler inceleme altına alınacak, uzaydan gelmiş yaratıklar değiliz.Biz de bu memleketin özbeöz evlatlarıyız. Buraya yakışmak gibi bir kaygım da yok.Siz simpsons esprilerine çanak tutmaya devam edin.
Biz bu siteyi takip eden üç arkadaş, bu kadını hala protesto ediyoruz.
Sustuk sustuk ama birilerinin onlara, onların üslubuyla cevap verme vakti geldi de geçiyor bile.
Müslüman güzel ahlaklı olacak, susacak, taş atana gül atacak.Şimdiye kadar, peki dedik.Ama yeter artık.
Fatma-Sâre-Kevser
Betül hm,uyarı için teşekkürler,sizin isminizi belirtmemişim,afedersiniz ;-)
Cuvaldiz hanim,
F.K hanımın üslubundan önce bence bir insanın hassas noktasına temas ettiğinizi düşünmelisiniz.
Kafaya ek parca takip dolasmakta nasil bir hassas nokta olabilir ki? Din geregi demeyin bana lutfen simdi — bir karis topuk ne kadar din geregi ise bu da o kadar herhalde.
Çarşaf giyene karafatma,topuzu olana Simpson benzetmesi bence hiç hoş değil.
Bence de edilmemis (arattim) bir karafatma lafini buraya katmak cok buyuk bir marifet. Muhtabin donundan bahsetmekle ayni tur bir marifet olsa gerek. Bunlar da din geregi midir? Saygi mi gosterilmelidir? Bende tersi bir tepki yaratti da.
CB makamının sahipleri ! de ,A.Gül’ün eşini First Lady’liğe yakıştıramadılar.
Kucuk yegenime ogreteyim bunu, ‘yakisiyor mu benim yegenime?’ dedigim zaman bundan desin. Belli ki cok derin manalari olan bir lakirdi.
F.K hanım sizi anlayabildiğimi sanıyorum ama bir kelimenize takıldım kusura bakmayın”Biz de insanız” ne demek bu!
Kusura bakmayın ben kendi adıma, sizin bu şekilde hissedip söylemenize neden olmuşsam eğer özür dilerim.
Bu cümle bana çok acı geldi “biz de insanız”!
Bunu bir köle yada kendini diğerlerinden daha değersiz hisseden biri söyleyebilir(bence).
Bir başı örtülü,bir başı açığa “ben hak yolundayım,sen değil yada ”inançsız n’olacak” diyerek hükümde bulunamazsa, bir başı açık da diğerini karikatürize edemez.Bence ,başını örtmek için eğitim hakkından bile vazgeçebilecek kadar dirayetli olan insanlara saygı duymak gerek.(Bu tasvip ettiğim bir yol olmasa bile.)
Birine “istediğin gibi giyinebilme özgürlüğüne sahipsin” dedikten sonra ,o insana, “ama o kıyafetle buraya girecek kadar değil” demek abesle iştigal değil alenen “hak gasp’ıdır.”
Hatırlayan vardır belki,devlet memurelerine pantolon yasağı vardı.Şimdi bunu yazarken güldüm acaba hangi zihniyetle diye.Acaba bu yasağın amacı, kadınların erkekleşmesini önlemek için miydi yoksa onun memure olduğunun altını çizmek için mi?
Mecliste pantolon ve yırtmaçlı etek de yasaktı değil mi?Bu yasak ile baş örtülü olma yasağı bana çok paralel gözükmedi,size?Kamusal alanda kıyafet zorunluluğunu ısrarla tek savunmaymış gibi göze sokanlara bu lafım.Maksatlardaki tutarlılığın ne olduğunu açıklayabilsinler diye.
İnatla,baş örtüsüne siyasi simgedir ısrarında bulunanları, bu tespitlerinden dolayı kutlamak gerek,zira kendilerinin sahip olduğu bu iddiayı sürdürme inadına demek ki o, eğitim ve kariyer imkanlarından vazgeçen kadınlar da sahip(ki yine o kadınlar ki miting alanlarını doldurdular diye sürmanşet haber oluyorlar.
Bir çocuklar kalmıştı kullanılmadık onları da e-muhtırada kullandıla
Fatma hanim
sabrinizin tastigi yazinizdan anlasiliyor. Cok tasmis.. O kadar tasmis ki -bence- gozlerinizi kor etmis. Sizi anliyorum. Hepimizin sabri tasti. Benim de tasti. Mesela bunu izlediniz mi:
(asil dun izledigim goruntuyu youtube den kaldirmislar ama bu linkten olanlari okuyabilirsiniz “İÜ rektörlüğündeki cüppeli generallerin güveleri saldırdı” basligi.)
http://www.yuzde52.org/
Dogruyu dogru yerde, dogru zamanda, dogru sekilde soylemek cok onemlidir. En son yorumunuzda soylediklerinizin buyuk cogunluguna katiliyorum. Siz yeter artik demissiniz ben dun o goruntuyu izledigimde lanet olsun dedim.
Uslubunuzun buraya yakisip yakismamasi cok onemli degil ama savundugunuzu soylediginiz degerlere yakismiyor, bu cok onemli.
Yanildiginizi dusundugum nokta su; Candan hanimi tanimam bilmem, yazdiklarinda sizin gosterdiginiz tepkinin gosterilecegi kadar buyuk bir sey yok.
Birini iki cumlesini okuyup/duyup bir kesimin icine atip o kesimle birlikteymis gibi elestirmeyi de cok yanlis bulurum, ayrica
Candan hanimin “onlar” diye kastettiginiz kesime girdigini sanmiyorum. En azindan yazdiklarin bu cikmiyor. Dolayisiyla ona yonelttiginiz elestirilerin buyuk cogunlugunda sizi hakli bulmuyorum. Simpson benzetmesini dogru/hos bulmadiginizi soylemeniz yeterli olabilecekken isi ic camasirina ve kadinliga dokmeniz ise cok yanlis. -Kizginlikla yazilmis seyler olabilir herzaman geri adim atma yolu aciktir-
Birilerine kendi uslublariyla cevap vermek sozlerinize katilmiyorum. Sac basa girmenin kimseye bir faydasi olmayacaktir.
Bir de simpson benzetmesi hakkinda bir sey soylemedim, canak tuttugumu nerden cikarttiniz?
Rica ederim cuvaldiz hanim…. : )
Yazinizda ismimin gecmeyisinden bahsettiniz saniyorum(?)
Halbuki yaziniz Candan hanimla beni ayni kisi olarak algilamissiniz gibi yazilmisti: “F.K hanım size sizin üslubunuzla cevap verdiğinde ona, “buraya yakışmadınız” …..”
Herhalde bir yanlis anlasilma var; ya burdaki yorumcular bazi gruplarin kisilerin ortak fikirlerini belirtiyor, ben bilmiyorum, ya da siz boyle oldugunu zannediyorsunuz da “Şahsi fikrimi merak edenin olmadığından eminim ama” diye baslayan bir cumle kuruyorsunuz.
Blog sa