Random header image... Refresh for more!

“Halk seçsin”e bir bakış

Bu konuda bir yazı yazacak ve düşüncelerimi paylaşacaktım ama bir türlü fırsatım olmadı. Sabah Murat Belge’yi okurken önemli tespitler yaptığını gördüm. Belge yazısında eski seçimlere ve cumhurbaşkanının çok fazla olan yetkilerine vurgu yaptıktan sonra cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda Baykal’ın sarfettiği sözler bağlamında şunları söylüyor:

Ama bu noktada, sürecin bu aşamasında, Deniz Baykal’ın bir sözünün üstünde biraz durmak gerekiyor. Deniz Baykal, cumhurbaşkanını doğrudan halk seçerse bölüneceğimizi söyledi.

Bu bakış açısına göre, demek ki:

1) En büyük tehlike halktır.
2) Cumhuriyet, kuruluşundan neredeyse 90 yıl sonra, ancak üzerine ‘kırılacak eşya’ yazılı bir kutuda taşınabilecek kadar dayanıksız bir nesnedir. 90 yıl sonra, bu toplumun ortak paydalarını bulamamıştır.

Bunlar, Baykal’ın kendi adına da, adına konuştuğu cephe adına da, böyle uluorta itiraf edilecek şeyler olmamalı. Özellikle o cephe adına söylüyorsa biri bunları, bu itirafın ezici ağırlığını da duymalı.Ama ben bunların doğru olduğunu düşünmüyorum. Evet, birtakım politikalarda aynı ısrarla devam edilirse, bu toplumda hem birden fazla fay hattı çıkar ve bunlar yarılır. Ama başka türlü politikalara geçilirse, bunun tam tersi olur ve beğenilmeyen bu toplum, abartılan bu sorunların içinden güle oynaya çıkar. Tarihin bu aşamasında Türkiye toplumu bu ‘gerilim politikaları’nın dışında, sorunlarını barış içinde çözecek olgunluk aşamasına gelmiştir.

Halk bu olgunluk aşamasına geldi ama ya oligarklar?

Baykal’ın sözleri bağlamında değil de son anayasa değişikliği açılımı konusunda benim kafam biraz karışık.

Karışık derken Erdoğan’ın neyi düşünerek “halk seçsin” açılımını yaptığını tam olarak kestiremiyorum. Gerçekten bunu -temenni olarak ister elbette ama- reel anlamda istiyor mu yoksa seçim için koz olarak mı kullanıyor?

Kafamda ağır basan yön Anayasa değişikliği paketinin seçim kozu olduğu yönünde. Bence Erdoğan bunu seçim için kullanıyor ve içten içe Sezer’den ya da Anayasa mahkemesinden dönmesini arzuluyor.

Neden?

Çünkü kim ne derse desin bu bir sistem değişikliğidir. Eğer egemenler bunu Erdoğan eliyle değiştirmeyi istemiyorlarsa bir şekilde de döndüreceklerdir. Ola ki dönmedi -yasal sebepler, kulp bulunamadı, TBMM ısrar etti, yasal imkanları kullandı vs gibi- ve geçti; işte o zaman silahlı bir darbeden korkarım. Nitekim Gündüz Aktan gibi derin seslerin bu konuda Erdoğan’a açık açık “akıllı ol” tavsiyesi yapmaları da bunu gösteriyor. Sadece darbe de değil korkum; son zamanlarda dillendirilen Kuzey Irak harekatı ile ortalığın karıştırılması, AK Parti için artık dosyanın olgunluğa eriştiği konuşulan bir kapatma davası açılması vs. gibi yöntemler de var. Erdoğan’da bu sebeplerle bu değişiklik paketinin kadük hale gelmesini temenni ediyor olabilir.

Erdoğan’da dahil, aklı başında hiçkimse yılların demokratikleşme emeğinin heba olmasını istemez. Bu konuda biraz reelpolitik yapmakta fayda var. Evet, bu demokrasi adına bir acziyet ama maalesef ülkede durum bu.

Erdoğan’ın ne düşündüğünden ve ülkenin malum şartlarından bağımsız olarak ben de kısaca konu hakkındaki görüşlerimi paylaşayım.

Öncelikle “halk seçsin” yönündeki mevcut değişiklik paketinin pek çok eksiği vardır; bu haliyle yönetimde iki başlılığı meydana getirir. (Baykal’ın söylediği saçmalık anlamında değil) %50′nin üstünde oyla seçilmiş hiçbir cumhurbaşkanı bu kadar yetki ile “siyaset” denen tılsım ve yönetim dürtüsünü “hükümet” gibi çok daha az oy oranıyla iş başına gelmiş bir mekanizmaya bırakmak ya da onunla paylaşmak istemez. Bu sebeple de elindeki yetkilerini sonuna kadar kullanır. AKP kadrolarında bu olmaz diye düşünülebilir belki ama sistem sürekli AKP tarafından yönetilecek değil.

Bu sakıncayı gidermek için ne yapılabilir peki? Ya geçici bir yarı-başkanlıkla pek çok alt başlık değişikliği ile birlikte başkanlık sistemine geçilmeli ya da parlamenter sistem devam edecekse ama yine de halk seçecekse sür’atle cumhurbaşkanının yetkileri minimuma indirilmelidir. (Erdoğan’da bu yönde açıklama yaptı geçtiğimiz gün) Zaten mevcut sistemde bile çok fazla olan cumhurbaşkanı yetkileri, cumhurbaşkanını halkın seçtiği bir parlamenter sistemde çok sakıncalı siyasi durumlar doğurur.

Son mahkeme kararından sonra cumhurbaşkanının parlemento içi bir uzlaşma ile seçilmesi zorunlu hale geldi. Ben bu fikre kesinlikle karşıyım. “Uzlaşma” cici bir kelime olarak görülüyor fakat bu sistemi kilitler, 183 milletvekilini bulan seçimleri imkansız hale getirebilir. Bu, azınlık despotizmini doğurur.

Bunun en iyi çözümü de baştan yukarıda bahsettiğim iki seçenekten birisinin tercih edilip bu mihvalde yapılacak değişikliklerle birlikte halkın seçmesidir.

Normal demokratik ülkelerde bunlar adam gibi oturulup konuşulur ama, halktan korkan anamuhalefetin mevcut cumhurbaşkanının aynı yetkilere sahip olduğunu unutup, “seçilmiş padişah yaratacağız” gibi söylemlerde bulunabildiği ülkemizde şimdilik bu mümkün değil gibi.

78 comments

1 bliyaal { 05.18.07 at 16:11 }

çok zaman önce attila ilhan “siyaset meydanı”na katılmıştı - tek başına, stüdyoda izleyici de yoktu. şöyle dedi: “halka uyuşturucu verirsiniz, onu da ister.”

televizyondaki olur olmadık dandik programları izleyen, tuttuğu takıma her şeyden daha fazla sahip çıkan halkın seviyesi nedir?

2 Suat Öztürk { 05.18.07 at 18:03 }

Sevgili Bliyall,

Önerin nedir peki?

3 çuvaldız { 05.18.07 at 18:54 }

Sn.Bliyaal,
Siz halktan değil misiniz?
Bu cahil halk diyerek tespitte bulunduğunuza göre siz “halk üstüsünüz(!)”,benim anladığım bu(bu değil diyorsanız siz kendinizi nasıl tanımlarsınız ?)
“Halk üstüyseniz” bunun anlamı “CBnı ben seçerim mi demek oluyor”,”yok ben yanlış dedim ben halktan biriyim ama seçemeyecek kadar cahilim” mi demek istiyorsunuz.
Cahil, bana göre eğitim kurumundan bir diploma almamış yani okur yazarlığı olmayan.Size göre cahil tanımı nasıl?Cahil=aptal mı?
Okur yazar olmayan biri aptal da olmadığına göre düşünemez ve yaşayamaz ve de yaşadıklarından sonuç çıkaramaz mı?
Cahil=aptal diyorsanız o zaman o aptalların meclise adam göndermeleri, CB seçmelerinden daha mı az önemli?
Sanırım O dandik programları seyredenlerin bir kısmı (tabii ki % 100 emin olamam) oy sandığı başına gitmeye üşenip şimdi de “bu meclis bizi temsil etmiyor” diyenler.
Niyet okuyamam ama tahmin edebilirim sanırım(!) Sn.bliyaal’in önerisi bu işi “halk uyuşturucudan” arındırılana kadar ertelemek.

4 çuvaldız { 05.18.07 at 19:00 }

Gelebilecek itiraz için ek:
“Cahil’i” özellikle kullandım siz açıkça demediniz.Uyuşturucu da verseniz kabul edecek alıştırılabilecek kişi ya felçli yada akıl yoksunudur.İsteme durumunda olduğuna göre akıl yoksunu olmaz o zaman tek seçenek kalıyor; olabileceklerin farkında olmayan kısaca ilgi,bilgi ve fikir sahibi olmayan anlamında kullanılmasına alıştığımız”cahil”.

5 fatih demir { 05.18.07 at 19:05 }

Sayin Bilyaal,
Atilla Ilhan guzel sairdir. Emme guzel sair derin devlet adina komunist arkadaslarini gammazlamayacak diye birsey olamaz tabii…

Her neyse biz yine bildigimizle hareket edelim… Atilla Ilhan Kemalisttir.. Kemalizme gore de din afyondur… Afyon da uyusturucudur… Yani??

Din=Afyon=Uyusturucu

Demek ki aslinda Atilla Ilhan ne demek istiyor?? Halka din’i dahi verseniz ister…. Elbette ister o yuzden cok hakli…

Yani ne diyosunuz anlasilmiyo sayin Bilyaal…

Ama niye dediginiz gayet iyi anlasiliyor :)

6 acemi { 05.18.07 at 19:16 }

Sn Blliyall,
Sanırım halk bir şeyden anlamaz demek istiyorsunuz ve bu yüzden de halkın seviyesini (küçümseyerek )sorguluyorsunuz.
AKP ile birlikte Türkiye’de 2 şey oldu:
1- CHP başta olmak üzere, halk bir şeyden anlamaz; ”halk için halka rağmen” en doğru kararı biz veririz anlayışında despot-militer-faşist bir düşünce yayılmaya başlandı
2-Sağ-sol, sanal bir anti-laik cephe oluşturup (gazeteler de, son İst.mayo reklamı krizi gibi,-ki savcılık bunu da AKP doyasına ekledi-malzemelerle destek veriyor) birleşme konusunda büyük yol alıp, seçimlere birlikte girme kararı aldılar.
Halkın seviyesini sorgulayanlar, aynı halkı asker yapıyor, aynı halktan vergi topluyor, aynı halktan oy istiyorlar.Halk ne zaman, tercihini, maneviyata değer veren; kendine yakın birilerini hükümet yaparsa, tü kaka..
Gerçekten aşağıdaki Etyen Maahçupyan’a ait makalesinde bir vicdanın ve hakkaniyetin izlerini umarım, siz de teslim eder ve Suat Bey’in dediği gibi ne önerdiğinizi yazarsınız da, seviyesiz bir halk olarak, bendeniz de aydınlanmış olurum.
sevgiyle..

”….Kürtlerin, Alevilerin ve gayrımüslimlerin durumu ve yıllar boyu yaşadıkları Türkiye’nin de demokrasi olmadığını zaten göstermekte. Ancak mesele bu kadar basit değil, çünkü ülkemizde bürokratik azınlığın çoğunluğa tahakkümü gibi bir durum da mevcut. Nitekim parti kapatmalarından, imam hatiplere ve başörtüsüne uzanan bir yelpaze, çoğunluğun doğal bireysel haklarının dahi ihlal edildiğini ve bunun devlet adına yapıldığını ortaya koyuyor. Oysa bir cumhuriyette devletin halkın çoğunluğunu en azından kültürel ve ideolojik olarak yansıtması beklenir. Bir kişi veya grubun değil de halkın tercihlerinin devlete yansıması, cumhuriyet kavramının özüdür… Dolayısıyla Türkiye’deki duruma baktığımızda söylenebilecek tek şey, ülkemizin Avrupa siyasi geleneği açısından bir ‘cumhuriyet’ olmadığından ibarettir…
Bu nedenle asıl soru AB’nin ne demokrasi ne de cumhuriyet olan bir ülkeyi hangi gerekçelerle üye yapacağı olmalı. Çünkü Türkiye’de islamcılık tehlikesi diye bir şey yok ama antidemokratik eğilimler bir vatandaşlık kimliği haline gelmiş durumda ve Türkiye tam da bu nedenle Avrupalı değil…13 Mayıs 2007, Pazar (etyenmahcupyan@gazetem.net) ”
yazının tamamı:http://canfm.info/?p=481#more-481

7 çuvaldız { 05.18.07 at 19:21 }

Fatih bey siz de ben de galiba Sn.Bliyaal’ı yanlış anladık.Şöyle demek istemiş olabilir diye düşünmeye başladım.
Halk uyuşturucu da versen kabul eder örneği ile;”sen halka CB seçme yetkisini versen de ı ıh demez kabul eder lakin dandik ve fanatik halk seviyesi ile seçilen CB nın seviyesi de öyle olacaktır,”mantık bu kanımca!Ama yanılmış olabilirim ben halktan biriyim,siz benim lafıma bakmayın:)

8 mustafa { 05.18.07 at 19:45 }

ilk yoruma katılıyorum(!) ‘halk cahildir, sağ duyuları vardır amma sol duyusu eksiktir” ne yani; ”bir profun oyuyla bir çobanın oyu aynı mı olmalı?”

‘Toplumun şu veya bu kesimi, şu veya bu kadarı ne derse, ne talep ederse etsin fark etmez, onlar zaten cahil!!! Cumhuriyet’i, laikliği, demokrasiyi biz nasıl tarif edersek odur, aksi taktirde maraza çıkarırız ve gerekirse askere sırtımızı dayamaktan çekinmeyiz, mantığı içinde olan Cumhuriyetçi merkez sol’

şuan Türkiye’de yaşadığımız sıkıntıların temelinde bence bu yatıyor. İsmet İnönü’nün dediği gibi; ”Kimse işitmesin millet düşmanınızdır.” mantığı bu olsa gerek sanırım.

9 acemi { 05.18.07 at 21:36 }

Sn.Mustafa..
Bence bir çobana, onun gönlüne inemeyende; O’nun meramını anlayamayanlarda seviyesizlik yada cahillikten koku var demektir.

Temiz dağlardaki, kekik kokusunu; o saf temiz yüreğine çeken küçümsediğiniz çobanın vicdanı; şehrin içinde yorgun gönüllü ve medya tarafından yönlendirilmiş prof.dan çok parlak ve iyi çalışır, diye düşünmekteyim.

Biz nice, sabit görüşlü ve hakkaniyet duygusundan yoksul prof.lar gördük Türkiye’de..

esenlikle..

10 mustafa { 05.18.07 at 22:18 }

sayın acemi,

aynı fikirdeyiz. ama bu düşünce ne yazık ki ciddi ciddi dillendirildi Türkiye’de.. sizle aynı fikirdeyim.

11 Elit Ece { 05.18.07 at 22:36 }

Bizi askerin yönetmesini istiyorum..
Cumhurbaşkanımız da Polat Alemdar olsun..
Emekli paşa da olabilir, farketmez..
Kenan Evren paşamız ne kadar ciciymiş dimi mesela..
Eğer Abdullah Gül olursa, tüm açık kadınların mini etekli bacakları jiletlenir..
[Gerçi 4 yıldır kimseye bişey yapmadılar ama yine de belli olmaz..]
Her an herkes çarşafa girecek diye bir kanun çıkartabilirler..
İzmir de boşuna mı yürüdük o kadar..

Demokrasi bizim neyimize!
Biz açıköğretim fakültesi mezunu cahil yığınlarız zaten!!
Oyumu da cahil olmadığımı kanıtlamak için “Genç Partiye” vereceğim..

;)

12 Suat Öztürk { 05.18.07 at 23:48 }
13 bliyaal { 05.19.07 at 02:55 }

Yorumları okudum, yine de bu tür meselelerde soğuk kanlı olmak lazım. Attila İlhan doğru bir tespitte bulunmuş. Türk halkı yönlendirilmeye çok açık. Ahmet İnsel’in “Neo-liberalizm” adlı kitabındaki 2001 yılına ait bir yazısından alıntı yapayım:

“Türkiye’de sosyal patlama meselesi, her şeyi magazinleştirmekte üstüne olmayan medyamızın marifetiyle, ‘eğlenmenin kime ne zararı var?’ tartışmasına döndü. Böyle bir tehlikenin ne anlama geldiği üzerine değil, Laila’da eğlenmenin nasıl ve kaç lira olduğu konusunda aydınlatıcı röportajlar okuduk. Patlaması beklenen insanlar değil, patlamanın yıkıcı etkisinden korkması beklenenler gene gündemdeydi. Sosyal patlamanın nasıl bir tehlike oluşturduğu veya, daha önemlisi, bunun neden bir canlanma işareti, bir silkiniş değil de, bir tehlike olduğu pek anlaşılmadı. Türk milletinin efsanevi sabrı, ki böylesi bir sabır bönlük işareti olarak da ele alınabilir, böyle bir tehlikenin ufukta olmadığına yeterli kanıttı.

“Türkiye’de bu tür bir içe doğru patlamayı yıllardan beri yaşıyoruz. Öfkesini, tepkisini, hak talebini dile getiremeyen, dile getirme girişimleri, korkular siyasetinin efendileri tarafından şiddetle bastırılan Türkiye toplumu, bu baskı karşısında ezilip büzülüp, kendini bir biçimde yok ediyor. Cinnet geçirenler, daha hafif sinir bozuklukları çekenler, bir futbol maçı, bir araba kazası veya sıradan bir laf atma için işlenen cinayetler, intiharlar, kısacası şiddet artıyor. Toplumsal ve siyasal alanda inanılmaz bir durağanlığın hükmettiği bu toplum, kendi kendini yiyip bitiriyor.

“Toplumun inanılmaz sağduyusunu överler. Patlamayan, kendi kendini yiyip bitiren toplumun ‘sağırduyusudur’ bu.”

İnsel’in tespitinde olduğu gibi, bu hale gelmiş, yani “bönleşmiş” bir toplum, kendisine verileni rahatça alacaktır. Hükmedenlere karşı ses çıkaramayan bir toplum, hükmedenlerinin verdiğini elbette ki kabul edecektir – uyuşturucu olsa bile! Erich Fromm’a atıfla, Türk toplumu “sağlıksız bir toplumdur.”

Diğer yandan, cumhurbaşkanını meclisin seçmesi kötü bir şey değil. Ne de olsa meclise giren partiler de halkın oylarıyla belli oluyor. O yüzden parlamenter rejimden korkmanıza gerek yok. Eğer meclis Abdullah Gül’ü CB seçseydi, buna “halk tarafından seçilmemiştir” diye itiraz mı edecektiniz?

Suat bey çözüm önerimi sormuş. Eğer Türkiye’nin bir geçiş süreci yaşadığını kabul edersek, 20. yüzyılın en önemli liberal düşünürü Nobel ödüllü iktisatçı Friedrich von Hayek’in “diktatör” önerisini ele alabiliriz. Tek koşul, Hayek’in de vurguladığı gibi, bu kişinin “liberal” olmasıdır. Bunun geçerli nedeni için ben de Hayek gibi düşünüyorum. Şöyle diyor kendisi:

“İnsanların yaşamları içerisinde hükümetin yetkilerinin sınırlanmasını savunan ve birçok sorunumuzun kesinlikle çok fazla yönetimin mevcut olmasından kaynaklandığını iddia eden biri olarak, bunca kişinin arasından benim bunları söylemiş olmam bir çelişki gibi görünebilir. Bununla birlikte, bu diktacı güçten söz ettiğimde sadece bir geçiş döneminden, yani bu güçten kirlerden arınmış istikrarlı bir demokrasiyi ve özgürlüğü kurmak için bir araç olarak bahsediyorum. Diktacı gücü haklı gösterebileceğim ve tavsiye edebileceğim tek yol budur.”

14 Libertizan { 05.19.07 at 05:02 }

“Egemenlik kayıtsız şartsız halkındır” teranesi, hiçbir vakit yerine gelmemiş bir slogandır.

Peki, insanlar bunu bilmelerine rağmen, devletin peşinden niçin ayrılmıyorlar? La Boétie bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Bu sefil insanlar, tiranın (devletin) hazinelerinin parladığını görüyorlar ve hepsi onun tantanasının saçtığı ışıklara şaşkınlıkla bakıyorlar; bu aydınlık tarafından cezpedilip yaklaşıyor ve onları kül etmekten geri kalmayacak olan alevin içine girdiklerini fark etmiyorlar.” Ateşböceği misali ateşin sıcaklığında ve parlaklığında hazzı bulacağını umut eden ama işin sonunda doğanın gerçek erdemini tadan, böceğin kavrulması gibi, La Boétie’de halkın, devletin peşinden ayrılmadığı sürece, sonunu hiç iyi görmez.

La Boetie bilinçli-köle olan halka veryansın etmeye devam eder “Ağızlarına çalınan iki parmak bal ile cezp edilen halklar kadar, ne avcı düdüğüne kanıp tuzağa düşen saf bir kuş, ne de yem için oltaya takılan alık bir balık olabileceğini düşünmeyin.” İnsanlar kendi çıkarlarının izinden gider, kısa dönemli kârlarını düşünürken ne gelecek gelir akıllarına ne de arkalarında bıraktıkları tufan. Yağmanın az zahmetli bir iş olduğunu gören insan topluluğu, gasp düzenine, kendi arzularıyla gönülden bağlanırlar.

Bu devlete demokrasi ile bağlanma yoludur. Çünkü devlet gasp düzeninde halkı da yağmaya davet. “Bana oy verin, ben de size bütçeden pay”

Sonuç: Halk uyuşturucu’yu kendi yaratır. Sonra Koluna kendi enjekte eder. Ve sonra kızar bu uyuşturucu ne menem şeymiş diye…

Bir tas çorba ve yırtık elbise için kendi egemenliğini bir oy pusulasında devredenlere sözüm: “HER OY TİRANA GİDER”

15 Suat Öztürk { 05.19.07 at 07:16 }

Sevgili Bliyall,

Hayek’in ne söylediğini biliyorum. Bunu sitedeki çeşitli başlıklar altında birçok kez tartıştık. Demokrasiyi kutsadığıız da yok, ehven-i şer olduğunu da konuştuk birçok başlıkta.

Benim sana sorduğum o değildi. Demişsin ki dikta için “Tek koşul, Hayek’in de vurguladığı gibi, bu kişinin “liberal” olmasıdır.”

Spesifik olarak soruyorum; bu dikta kim olacak? AKP’ye ayak direten mevcurt oligarşi ve bürokrasi mi? Baykal mı? Sezer mi? Ulusalcı, “kahrolsun ABD, AB” diyenler mi? “Kürtlere hayır” solcular mı?

Bunların hangisi liberal? AKP karşıtı cephede liberal olan kim var?

Seninle bana vermeyeceklerine göre bu diktalığı :-) mevcut durumda ne yapmalı, onu soruyorum; pratiğini yani teoriyi değil.

Selamlar.

16 kuzucuk { 05.19.07 at 08:21 }

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=76898,10,2

Engin Ardıç’ın bu köşe yazısını okumanızı tavsiye ederim arkadaşlar.

Ama ben durum böylede olsa cumhurbaşkanını halkın seçmesini isterim. En azından bu milletin dinine maneviyatına düşman olmayan bir kişi başka geçmiş olur.

17 metin-thePoor { 05.19.07 at 09:39 }

Sayın Libertizan,

Teorik olarak çok doğru, söylediğiniz/aktardığınız. Ama pratiğe ve hele de güncele indiğinizde, tutumunuzun, amacınızla 180 derece aksi istikamette sonuçlar verebileceğini görmeniz gerekir.

(Bu arada bloğunuzu çok beğendim. Linklerime eklemeye karar verdim.)

18 Bulent Murtezaoglu { 05.19.07 at 10:09 }

Metin bey,

Ama pratiğe ve hele de güncele indiğinizde, tutumunuzun, amacınızla 180 derece aksi istikamette sonuçlar verebileceğini görmeniz gerekir.

Burada hangi konustugumuzu pratige indirecek gucumuz var? Yapabilecegimiz seylerden biri bir suru kose DIIT’i sacma sapan prensiplerden pespaye (ama moda) sonuclar cikartirken “o isler oyle dediginiz gibi degildir, dusunurseniz boyledir” demek degil midir? En azindan kendi aklimiza mukayyet olmak bakimindan esas lazim olan Libertizan hanim/beyin yaptigi gibi seyler bence. Guncel politikada “bu adam yalan soyluyor” “bu dedigine kendinin de inanmadigi belli” “bu esek” “bu serefsiz” filan demek zaten kafi, niye insanlar daha sofistike prensiplere atifta bulunmaya ihtiyac duyarlar anlamak biraz zor.

19 çuvaldız { 05.19.07 at 11:38 }

“Türk milletinin efsanevi sabrı, ki böylesi bir sabır bönlük işareti olarak da ele alınabilir, böyle bir tehlikenin ufukta olmadığına yeterli kanıttı.”Bliyaal

Bu cümleniz okul döneminde staj yaparken, bana göre iş tecrübesi ve yaşı itibari ile de hayat tecrübesinin benden fazla olduğunu düşündüğüm bir genç insanın bana çektiği “saflık,salaklıktır”nutuğunu hatırlattı.Aksini dillendirmiştim ama hayır,bir türlü anlaşamadık.Şimdi de siz sabrı,bönlük işareti olarak algılıyorsunuz.

Ve sizinkine benzer bir düşünceye Mustafa bey’in Uçan Balık sitesinde de rastladım ,özel üniversitelerde eğitim alan kişilere kızgınlıktan bahsedilen bir yazıda sistemi suçlayanları,kendileri talepkar olmadığı için yani sisteme dahil olmadıkları için itham edilmişti.Suçu sisteme atanların sistem dışı davranmalarından dem vurulmuştu ki burada da bazı yorumcular oy mevzu edildiğinde sisteme dahil olmayarak yani oy vermeyerek(oy bence bir çeşit konuşmadır,ses çıkarmadır) tepki verilebileceğini vurgulamıştı.

Siz cahil,bön diyorsunuz,diğer görüş talepkar olmayan dolaylı anlatımla uyuyan pasivize olmuş bir halk kesiminden bahsediyor.
Bu halk ister dinin etkisi ile ister mizaç itibariyle sabreden,şükreden ve fazla talepkar olmayan bir halk.Efendilikle(ki siz buna demokratlık diyin)istemek için söz sırasının kendisine gelmesini , huzur içinde beklemeyi tercih eden bir halk.
Vurdum duymaz,kesesini doldurmuş geri kalanı umursamayan,günü kurtarmayı maharet sayan,bir eli yağda bir eli balda bir halk değil yada Afrika’nın ilkel kabilelerinden biri de değil ki gelen vursun giden vursun.

Bir halk içinde sisteme dahil olmamak adına tepki olsun diye dahil olmayan eğitimli yani cahil olmayan insanlar,razı oluş ve şükür duygusu ile sesiz kalanlar,ben seçsem ne olacak onlar bildiğini okuyor diyip küsenler de olabilecektir.

Önce mükemmel bir toplum oluşturup sonra mı sistemi işte siz buna layıksınız diye düzelteceğiz,yoksa kimin neye razı olup şükrettiğine ,kullanıp kullanmadığına bakmadan onlara haklarını teslim edip hizmet mi sunacağız.
Bu iş belediyenin otobüs tahsis etmek için talebin artmasını beklediği bir sefer işi değil.

Bilmem anlatabildim mi?

Habire bu halka yüklenen CAHİL olmayanlar,olmadıklarının ispatı için talep edilmeden vermek zorundalar,halkı sisteme dahil etmeyerek ve aşağılayarak onu yok saymakla değil.Bu resmen sorumluluktan kaçmak ve göz boyamaktır.Halka rağmen hizmet ile halka rağmen bildiğini okumak arasındaki fark budur bence.
Partici değilim ama RTE dediği gibi onlar bu halkın “Hizmetkarı” efendisi değil!

20 bliyaal { 05.19.07 at 16:44 }

AKP taraftarı olmadığıma, hatta onları savunanların düşüncelerini de paylaşmadığıma göre, benim aklımdaki diktatör tamamıyla seküler görüşlü ve ulusal biri. Şüphesiz, böyle bir diktatörü bulsak bile, onu işbaşına getirme sorunu var.

Çok zaman önce Serdar Turgut “teknokratlar hükümeti” önerisini ortaya atmıştı. Bana göre şu anda en uygulanabilir olan bu görünüyor. Halkı halka rağmen medeniyete götürecek bir yönetici zümre lazım. Haliyle, bunlar da seküler bir rejimin savunucuları olacak – siyaseten liberal, ama ekonomik açıdan tam manasıyla piyasacı olmayan bir zümre. Mesele bunların nasıl işbaşına geleceği. Askerler vasıtasıyla olur mu? Zor iş. Askerler de sadece kendi avantalarını düşünen silahlı sömürgen mahluklar – bana göre böyleler.

Çuvaldız’ın halk için yazdıklarını biraz romantik buldum. Bunları maalesef gerçeğe yakın görmüyorum. Ahmet İnsel’in “bön” tanımlamasını daha mantıklı buluyorum. Engin Ardıç bunlar için “ilkokul üç seviyesinde” diyor – doğrudur.

Elbette, bunları böyle yazınca aşırı gibi görünüyorlar. Ama önceden de dediğim gibi, soğuk kanlı olmak lazım. Şimdiye kadarki demokrasi denemeleri, halkın bu tarz şeyler için gerekli zihinsel seviyeye sahip olmadığını bize açık bir şekilde göstermiş bulunuyor. En basitinden, seçim zamanında ağanın dediği partiye toplu halde oy veren insanlara oy kullanma hakkı vermek mantıksızdır. Ya da dayak korkusundan kocasının istediği partiye oy veren kadına. Fazla vakit kaybediyoruz.

Diktacı yönetimden korkmamak lazım. Türk halkı daha önceki üç darbeyi rahatlıkla kabullenmiş ve sesini çıkarmamıştır (28 şubatı darbe saymak çok ayıp kaçıyor). Bir kilo bulgura oyunu satan bir halk, hiç kuşku yok ki, iki kilo bulgura bir diktatörü de destekler.

21 Suat Öztürk { 05.19.07 at 17:44 }

Sevgili Bliyall,

Bu şekilde bir yöntem izleyip demokratik olgunluğa kavuşturulmuş bir halk var mı? Yani mesela Batı demokrasilerinde?

Benim bildiğim kadarı ile -erişen- halklar demokratik olgunluğa hep dikta ile, militarizm ile mücadele ede ede eriştiler?

“Şimdiye kadarki demokrasi denemeleri….” demişsin. ittihaçı zihniyetinin darbelerinin suçunu topluma mı kesiyorsun? Bu ülkede her 10 yıldır darbe/muhtıra yapıldı; bunlar olmasaydı demokratik olgunluğa şimdiye kadar çoktan kavuşmuş olmaz mıydık?

Demokrasiye müdahalenin demokrasiyi ileriye götürdüğü bir örnek var mı ki?

Özgün fikirleri severim, onun için soruyorum :-)

22 zihniorer { 05.19.07 at 17:44 }

Şu “aşağılamak” ile öz eleştiriyi-uyarıyı (biz eleştirenler hedefinde) bırakmak niyetinde olmayanların psikolojisini “iyi niyet gösterisi” olarak yorumlayamayız.

Söz konusu o halk ile kültürel konularda hiç diyalog halinde oldunuz mu?
O halkı çok iyi tanırım. Kendi cahilliğini kabul edecek kadar asildir.
” Biz cahalık gardaş, bu işler bize göre deal” diyen o Anadolu köylüsü, bir çeşit itiraf ile, özünde kaderine(!) tepki göstermektedir.
Cahili tanımlarken, Anadolu insanının emeğini ve geleceğini sömüren birçok egemen “okumuşları”ı övdüğümüzü mü sanıyorsunuz!
Cahilin en tehlikelisi, kendini kurnazlığa vererek, saman altından yürüyenleridir. Bu tipler, saf (duru anlamında) cahillerin arasında bir kene gibi beslenmektedirler. Aşiret reisleri, tarikat ehli şeklinde kendini kakalayanlar, tefeciler, medyumlar… bunlara örnektir.
Öte taraftan, okumuşun en tehlikelileri de, torpil, kutsal değerlerin siperinden ve yalakalık aralığından sızarak, bürokrasiye yerleşenlerdir.
Bunların dışında bir de faşist yöntemlerle açıktan toplumun sırtına binenleri, bilimi kötüye kullananlar sınıfına koyarız.

Burada bizim cahillik eleştirimiz, daha önce de bir yerde dediğim gibi, ENGİN EŞEĞE BİNEN ÇOK OLUR öz deyişi tepkisi ve anlamındadır.

Siz, farkında olmadan, cahilliği övdüğünüzün ve cahilliği (cahili değil) koruma altına alma isteğinde olduğunuzun farkında mısınız? Siz onlara iyilik yaptığınızı düşünürken, aslında kolay yem olmalarını sağladığınızın farkında mısınız?

Siz, demokraside, Cumhurbaşkanlığı seçimleri kapsamında, “cahilin oyunun bir işe yaramayacağını”, söyleyenlere kızarken, konunun bir şekilde içinde olan DİN motiflerinin kadın-erkek ayırımındaki temel haklar eşitsizliğini sorgulama anlayışınızı ört-bas ettiğinizin farkında mısınız?
Hani nerdesin çuvaldız kardeş? Çuvaldızı kendine, iğneyi laiklere bir batır hele
Zamanla vurguladığın o “inança saygı” vurgusuyla, nisa 34’ün hak hukuk anlayışını sorgulamak aklına hiç geldi mi kardeş? Hani sorgulamak zorundasın demiyorum. Sadece çuvaldızı kendine batırmak nasıl bir şeydir? Ona dikkat çekiyorum sadece.

Sonuç: sorunumuz cahillerle değil, cahillik ve onu bu yoldan sömürenlerledir .
Sevgi ve selamlar

23 fatih demir { 05.19.07 at 17:47 }

Sayin Bilyaal,
Son gunlerde kendilerini “liberal, demokrat, esitlikci,…” gibi guzel kelimelerle tanimlayip sonra da halki “cahil, bon, aptal, koyun, …” diyerek tanimlayan bir suru yazi okumaya basladim… Merak ediyorum hakarette nereye kadar gidilecek…

Halki “sabirsiz, saf, analitik dusunmeyen ..” diye tanimlamak baskadir onu kahvehane agzi ile hakaretvari kelimelerle tanimlamak baska… Sozde “bilimsel” dusunce ureten insanlarin bu tur tanimlamalara gitmesini bir turlu anlayamiyorum…

“Benden sonra diktator gelmesin diye diktator oldum” diyerek ortaya cikanlari izleyenlerin ise kendinden daha beter diktator olduklarini da gorduk…

Aslinda bunlarin hepsinin altinda ayni gerekce yatiyor. Sistem kiendisi ile problemleri olan ve bu problemlerini yanlarini duzeltmek isteyen bir kitleyi iktidara getirmistir… Yani bugun iktidara yuruyen AKP degil de CHP olsaydi ben bu sozde “liberal” kesimin giki dahi cikmayacagindan eminim. Cunku 28 Subatta da giklari cikmadi bunlarin, diger bir suru gelismede de… Andic medyasini elestirenlerin bir muhtira ile fare deligine kactigini da gorduk….

Cuvaldiz Hanim yukarda soylemis. Mukemmel toplum istiyorlar sozde ama onlara gore mukemmel olan bir toplum AKP’ye oy vermeyecek olan toplum… Kesinlikle ve kesinlikle dindar olmayan bir toplum… Ozgurlukleri benzerlerine verirken yuksunmeyen ama kendinden olmayana karsi acimasiz, onlara hayat hakki tanimayan bir toplum….

Keske oy pusulalarinin yaninda bilgi, zeka ve mantik olcuculer olsaydi… Harbiden bu ulkenin egitilmis cocuklarinin, kulturlu cocuklarinin CHP gibi partilere cidden oy verip vermedigini gormus olurduk….

24 fatih demir { 05.19.07 at 17:53 }

Ben son yorumu yazarken Sayin Bilyaal’in yorumunu okumamistim… Zaten diyecegini demis… Biz bosu bosuna yormusuz kendimizi…

Onun icin demokrasi “sekuler” dininden insanlar varsa demokrasi imis… Her yerde donup dolasip sonu din dusmanligina gelen bu soylemlerin hepsi bir digerinin aynisi…

Ama boyle acik acik soylemeniz yine de takdire sayan. Digerleri gibi saklamiyorsunuz en azindan…. Sekuler teknokratlar hukumetiymis :) Sanki 1923ten 195o lere kadar baska birseyle yonetildik :)

25 Bulent Murtezaoglu { 05.19.07 at 18:10 }

Bliyaal bey,

Ne icraat yapacakmis bu teknokratlar hukumeti? Ayrica asker dahil kimsenin bilip de basa getiremeyecegi diktatoru nereden buluyoruz? Kendi bildigi secilmis ve/veya atanmislara dahi odunu gormeden pek itaat etmeyen bu millet, bu bilinmez ve asker desteksiz diktatore mi itaat edecek?

Neyse, bunlari demek icin bulasmadim. Engin Ardic’i alin, oldugu ortamdan bizim TCK’yi ve hakaret kanunlarini cikartin, biraz liberallik ekleyin, Avrupa lakirdilarinin da tamamini cikartin, elinizde kalan H. L. Mencken’e benzer. Siz sunu deyince:

Ahmet İnsel’in “bön” tanımlamasını daha mantıklı buluyorum. Engin Ardıç bunlar için “ilkokul üç seviyesinde” diyor – doğrudur.

Aklima su geldi:

As democracy is perfected, the office of president represents, more and more closely, the inner soul of the people. On some great and glorious day the plain folks of the land will reach their heart’s desire at last and the White House will be adorned by a downright moron.
- H.L. Mencken

ABD icin diyor bunu tabii. Oranin bizde anlasilan manasiyla liberal insanlari genelde demokrat filan degillerdir. Alin bir lakirdi daha ayni adamdan:

Democracy is the theory that the common people know what they want and deserve to get it good and hard.

Biz bu yukarida bahsedilene bizim memlekette Suleyman Demirel diyoruz galiba.

26 fatih demir { 05.19.07 at 19:17 }

Bu tipler, saf (duru anlamında) cahillerin arasında bir kene gibi beslenmektedirler. Aşiret reisleri, tarikat ehli şeklinde kendini kakalayanlar, tefeciler, medyumlar… bunlara örnektir.

Kemalistlere ornek vermez boyleleri… ataturk diye diye kicindaki donunu dahi ister de ornek olmaya gelince din tuccarindan ornek verir…

Cahilmis… Halkin mutevazi durusunu “bak adamlar itiraf ediyor” yuzsuzlugune cekmek ne menem birseydir???? Bu nasil durustur?? Bu nasil bir halk dusmanligidir???

Utanmadan, sikilmadan Nisa 34 der bir de… yuz bin defa daha soylememize bir milyon defa aciklamamiza ragmen “saf(duru)” olmaktan uzak beyni bunu algilamaz, algilamak istemez….. Islam dusmanligi hucrelerine dolmustur…. Her firsatta saldirmak icin bahane alir, sonra da demokrasiden, liberalizmden insan haklarindan bahseder….

Ben size ne istediklerini Ataturk’un dilinden anlatayim… Onlarin istedigi ulkede bunlar olmalidir : “”Efendiler, dedi, egemenlik hiç kimseye bilim gereği olarak tartışmayla verilmemiştir. Egemenlik, güçle, irade ile, zorla alınır. Osmanoğulları Türk ulusunun egemenliğine zorla el koymuşlardı. Bu yolsuzluklarını altıyüzyıldan beri sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk ulusu bu saldırganlara artık yeter, diyerek ve bunlara karşı ayaklanıp egemenliğini fiilî olarak kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldu bittidir. Söz konusu olan ulusal egemenliği bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız, sorunu değildir. Bu, ne olursa olsun yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes sorunu doğal bulursa sanırım ki, uygun olur. Aksi takdirde gerçek yine usulü dairesinde belirtilecektir. Fakat bazı kafalar kesilecektir.” NUTUK

27 partizan { 05.19.07 at 21:26 }

Suat Bey,
“Şimdiye kadarki demokrasi denemeleri….” demişsin. ittihaçı zihniyetinin darbelerinin suçunu topluma mı kesiyorsun? Bu ülkede her 10 yıldır darbe/muhtıra yapıldı; bunlar olmasaydı demokratik olgunluğa şimdiye kadar çoktan kavuşmuş olmaz mıydık?

Demokratik olgunluğa kavuşmamış olduğumuzun bir göstergesi de her 10 yılda müdahalelerin olmasıdır işte. Yani müdahaleler ve müdahalecilerle hesaplaşacak bir demokratik olgunluk geliştirilememiş, müdahaleler sık sık tekrarlanmıştır. Bakınız Pinochet’in Şili de düştüğü duruma, ve bizde Kenan Evrenlerin durumuna. Biz 12 Eylülde hesaplaşamadık. Demokratik olgunluğa kavuşmadığımız için bu kadar sık müdahale oluyor.

28 partizan { 05.19.07 at 21:42 }

Bliyaal Bey,

Gercekten özgün ve farkli düşünceleriniz var. Diktatör olarak Putin’i transfer edelim :) Rusyada görev süresi doluyor, hem o kadar kötü bir diktatör değil. Erdoğan’dan daha fazla ulusal güvenlik konularına hakim, ve uluslararası ilişkileri win-win yerine I win şeklinde uyguluyor.

Önemli olan demokrasi değil gücün kimde olduğudur. Bugün demokrasi adina AKP yi savunanların, yarın başı açık gezmek kamusal ve toplumsal alanda yasaklanınca nasıl bir tavır alacaklarını da merak etmiyorum. Güce itaat edecekler, ve haksızlıklara seslerini çıkaramayacaklar. GÜÇ ve İKTİDAR karşı tarafa geçerse, karşı tarafın bizim gibilere bizim onlara yaptığımızdan daha fazla baskı yapacağını biliyoruz. Top bizdeyken bu topu karşı tarafa niye verelim? Nasıl bizimkiler zamanında kadrolaşma yaptıysa , bizim gibi düşünmeyenlerin önünü kestiysek, şimdi de onlar kendileri gibi olmayan cemaatten ve tarikattan olmayan bizim gibi halktan insanlara ekmek vermeyeceklerdir. Bu işler böyle. Ben mazoşist değilim ki karşı cephenin argumanlarını, evet haklsınız, size katılıyorum diyeyim. Hayat bir mücadele işte!

29 partizan { 05.19.07 at 21:50 }

Hem diktatörlükler istikrarlıdır, yüzde 10 barajıyla sağlanamayan yönetimde istikrar diktatörlük sayesinde sağlanır.

30 Suat Öztürk { 05.19.07 at 21:56 }

Partizan merhaba,

Söylediğin şey, “tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan?” sorunsalına benziyor.

Bu toplumun üzerine dayatılan projeler ve askeri müdahaleler sebebiyle demokratikleşmemiştir bu toplum. Yani iğfal edilmiştir.

Bir kısır döngü var burada; neden bu farkedilmiyor?

Toplumu bu hale getiren zaten sistemin sahipleri, toplum mühendisliği yapanlar ve müdahalelerle bunu destekleyerek şizofreniye sebep olanlar.

Bu ortada iken “neden böyle davranıyorsun?” diye topluma kızmak ve bunun suçunu topluma atmak ya da en azından suça ortak etmek haksızlık değil mi?

Türkiyede’ki darbeleri salt askeri müdahale olarak değil, toplum mühendisliğinin destekleyici gücü olarak görmelisin. Bu anlamda kültür dayatımı da önemli bir sorun. Şili de böyle bir şizofrenik dayatım yapılmış ve toplumun kimyası bozulmuş mu? Hayır. Bu ülkenin başına gelenler, gardrop devrimleri vs.ler dünyanın -bu tip medeniyet geçmişi olan- ülkesinin başına gelmedi. Militarist zihniyet ile kolkola giden ve militaristlerle birbirlerini halen kullanan elitist gardrop taklitçileri bu hale getirdi toplumu.

Dünyanın neresinde bizdeki gibi ortasından ikiye ayrılmış bir elitist tabaka var bilmem?

Evet toplum demokratikleşememiştir sebep de 150 yıllık ittihatçı zihniyetinin halen devam eden oligarşik hakimiyetidir. Yani toplu demokrat olAmadığı için devam etmiyor bu oligarşi, oligarklar toplumun ensesinde boza pişirdiği için toplum bir türlü doğal demokratikleşme evrimini izleyemiyor.

İkisi çook farklı şeyler.

Bu konuda çiziktirmiştim bi şeyler:

http://www.dusunceler.org/2007/02/28/10-yilinda-28-subat/

Bir de şu:

http://www.dusunceler.org/2007/03/04/kultur-dayatimi-ve-toplum/

Selamlar.

31 partizan { 05.19.07 at 22:06 }

Suat Bey
“Evet toplum demokratikleşememiştir sebep de 150 yıllık ittihatçı zihniyetinin halen devam eden oligarşik hakimiyetidir. Yani toplu demokrat olAmadığı için devam etmiyor bu oligarşi, oligarklar toplumun ensesinde boza pişirdiği için toplum bir türlü doğal demokratikleşme evrimini izleyemiyor”

Bizim tezimiz de şu ki AKP demokrasi geçirmeyecek sadece oligarklar değişecek, daha dindar, başörtülü eşlelere sahip oligarklara sahip olacağız bu gidişle. Çünkü AKP uzaydan gelmedi, bu zihniyet içinde büyüdü , serpildi.

32 Suat Öztürk { 05.19.07 at 22:10 }

Partizan,

Bizim tezimiz de şu ki AKP demokrasi geçirmeyecek sadece oligarklar değişecek, daha dindar, başörtülü eşlelere sahip oligarklara sahip olacağız bu gidişle. Çünkü AKP uzaydan gelmedi, bu zihniyet içinde büyüdü , serpildi.

30 yıl öncede değiliz. demokratikleşme evrimi sık sık olumsuz mutasyonlarla kesilse de devam ediyor. 28 Şubata gösterilen tepkiler ile 27 Nisan muhtırasına gösterilen tepkiler arasındaki fark bile bu gelişimi görmeye yeter.

Paranoyaklık da bir gard alma biçimi tabi ama nereye kadar?

Dünyada ve Türkiye’de siyasetin yönü bellidir; “liberal demokrasi.” Bunu geriye döndürecek bir güç yok. Ama mehter adımı ile ama düşe kalka, ama 10 yıl ama 20 yıl a 30 yıl sonra..

Oligarklar muhakkak kaybedecek.

33 partizan { 05.19.07 at 22:13 }

Bir de nedir bu kültür dayatımı? Batılı kültürün müslüman halkımıza dayatılması mı? Kültür dayatımı AKist elitlerden laisistlere doğru yön değiştirirse ne olur? O zaman da İslami yaşam tarzı liberal yaşayanlar dayatılacak. Bu nakaratı tekrarlarken düşünmek lazım “demokrasi” “liberalizm” ” ifade özgürlüğü ” gibi kavranlar nereden gelmiş? Bu kavramları kullanarak tartışacacak duruma gelmemiz, denize düşünce demokrasiye sarılmamız bu “kültür dayatımını” bir ürünü. Bizim kültürümüzde var mıydı demokrasi, liberalizm gibi kavramlar. Eğer kültür milliyetçisi olacaksak, bize demokrasi dayatılmasına karşı çıkmalıyız.çünkü bu kavram batıya aittir, milletimize dayatılmıştır.

34 Suat Öztürk { 05.19.07 at 22:17 }

Partizan,

Ne yani dünyada bilinen ve yaygın yönetim biçimi “teokrasi” iken Osmanlı’da Padişah vardı da; İngiltere’de, Fransa’da  serbest seçimler mi yapılıyordu?

Bence sen önce “kültür” ile “yönetim sistemleri” arasındaki farkı öğren sonra gerisine bakarız.

35 partizan { 05.19.07 at 22:21 }

Sizin çizdiğiniz çerçeve içinde paranoya değil bu, İttihatçı zihniyet sadece laisistlere özgü değil.
Demokratik olgunluğa ulaşmadığımız nasıl görebiliriz?
Mesela siz alevileri, başını örtmek istemeyen kadınları din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde savunmazsınız, ben de başörtülüler mağdur ediliyor diye bir yazı yazmam. Görmek ve göstermek istediklerimiz bizim işimize yarayacak olanlardır. Ben ara ara takip ediyorum, halk tan kastettiğniz şey Türki-Sünni çoğunluk olduğunu düşünüyorum,peki ya diğerleri? CHP tabanı hep elitlerden mi oluşuyor? Türkiyede 6 milyon elitist mi var? AKP seçmeni-AP seçmeni halk da, CHP seçmeni uzaylı mı?

36 partizan { 05.19.07 at 22:23 }

Demokratik hakkım kültür ve yönetim biçimi arasındaki farkı öğrenmemi gerektirmiyor. Ben cahilim ve bu demokrasi denen şeyden faydalanmak istiyorum .Nazikçe :
Demokratik olgunluk.nokta.

37 Suat Öztürk { 05.19.07 at 22:29 }

Partizan,

Mesela siz alevileri, başını örtmek istemeyen kadınları din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde savunmazsınız, ben de başörtülüler mağdur ediliyor diye bir yazı yazmam. Ben ara ara takip ediyorum,…..

Bence sen böyle atmasyonlar yapmadan önce burayı ve benim siyasi felsefemi daha sık takip etmelisin.

38 Bulent Murtezaoglu { 05.19.07 at 22:29 }

Birsey ekleyeyim, Partizan bey/hanimin dedigini Alatli da diyor, yahut “desem nasil olur” diyor:

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=22866

39 partizan { 05.19.07 at 22:34 }

Atmasyon yaptığımı göreyim de hatamı anlayayım değil mi?
Demokrasi gibi kavramlarla tanışmamızı sağlayan şeyin bu kültür dayatımı olduğunu düşünmüyor musunuz? eğer bunlar ,bu değerler, evrenselse niye S. Arabistan’a, Çin’ e , Mısır’a nüfuz etmiyor? onlar batı dayatmalarına karşı çıkıp kültürlerini korudukları iiçin olmasın?

40 Partizan { 05.19.07 at 22:40 }

Teşekkürler, sn Mürtezaoğlu. Düşünmek lazım bu konu üzerinde.

41 Suat Öztürk { 05.19.07 at 22:42 }

Ben de böyle yazılara hasta oluyorum.

Alatlı Ablam olmasa yazan kale de almayacağım. Daha önce konuştuk orada Alatlı usul yönünden eleştiri yapıyor; haklı olduğu yerler de var.

Şimdi demokratlar demokrasinin ehven-i şer olduğunu ve alternatifi olmadığını baştan söylüyor, eksikliklerini vs. Hergün konuşuyoruz bunu.

Peki karşı taraf ne söylüypr? Mesela Alatlı ne demek istiyor? Bunlar birbirinin karşıtı değil diyor ama bu olan biten nedir açıklamıyor? Evet ordu darbe yapsın ama demokrasi de olsun mu? Nedir?

Ne olması gerektiğini nasıl yapılması gerektiğini söylemiyor.

Antitez den tez olur mu?

42 Partizan { 05.19.07 at 22:46 }

“Aynı şekilde, kötü “darbeciler”in Türkiye’nin en özgürlükçü anayasasını yazmış oldukları olgusu da demokrasi rüyamızı zedeleyeceği için kabul edilemez.”
Bakın ben bunu bilmiyordum. Bunlar demokrasi karşıtı , başbakan astırmış insanlar? En özgürlükçü anayasayı hazırlamışlar. Benim bir ezberim daha bozuldu açıkcası. Kimse bunları bize anlatmamıştı.

43 Partizan { 05.19.07 at 22:55 }

Demokrasilerde önemli olan şey halkın bilincine hitab etmek değil, midesine ve cüzdanına göre hitap etmektir. Bliyaal’in dediği gibi 2 kilo pirinç veren diktatör, 1 kilo pirinç öneren demokrattan daha iyidir. Halk kim demokrat, kim daha özgürlükçü bunlara bakmıyor (halkın bizim gibi eli klavye-kalem tutanlarının bir kısmı hariç) , halk ekmeğe,çoğunu nasıl büyüteceğine bakar. 28 Şubat halkın o kadar umrunda olsaydı 99 seçiminde FP yi seçerlerdi, ama DSP geldi. DSP ekonomiyi batırdığı için, halk denenmemiş olan AKP’yi denedi. AKP nin iktidara gelişinde 28 şubat mağduru olduğunu hatırlayan kaç kişi vardı? Halk 28 şubatlara tepki için , değil ekonomiyi düzeltebilir diye AKP’yi destekledi. Temmuzda milletin çoğunluğu 27 nisan muhtirasını, ya da Cumhurbaşkanlığını seçimini düşünerek değil, ekonomiyi düşünerek oy verecektir. Kimse sonuçları yanlış okumasın, okutmasın.

44 Suat Öztürk { 05.19.07 at 23:05 }

Partizan,

Seniz bozlulacak daha çok ezberin var. Ama yanlış yerden başlamışsın.

27 Mayıs Anayasası özgürlükçü falan değildir. 12 Eylül darbecilerinin anayasası ile bazı yönlerden kıyaslayanların laforizmasıdır bu.

Siyaset Bilimci M.Türköne bu “özgürlükçü Anayasa” ile alakalı bakın ne diyor:

Parlamenter sistem iki başlı icrayı kaldırmaz. İcra ile yasamanın bir bütün teşkil etmesi, yani parlamentoda çoğunluğu elinde bulunduran partiye ait olması, sistemin işlemesi için zaruridir. Halkına güvenmeyen sistemler, tedbir olarak iki çare düşünürler. Parlamento, senato ve meclis olarak ikiye ayrılarak birbirini denetleyecek. İkinci olarak icra, cumhurbaşkanı ile yetkilerini paylaşacak. ”

“10 yıllık Demokrat Parti iktidarından sonra, 61 Anayasası ile siyasal sistemi şekillendiren 27 Mayıs Cuntası, halkın oyuyla yasama ve yürütme organını oluşturan gücü, yani iktidara gelen siyasî partiyi dengelemek ve frenlemenin ötesinde iş yapamaz hale getirmek için dünyada cari olan bütün araçları seferber etmiştir. Yasama organı ikiye bölünmüş, belirlenen kurallarla yasa yapma süreci içinden çıkılmaz hale gelmiştir. Üstelik senatoya, izahı mümkün olmayan bir garabetle cuntacılar “tabî üye” sıfatıyla katılmışlar, cumhurbaşkanına da aynı senatoya kontenjan senatörü unvanıyla üye atama yetkisi tanınmıştır. İcranın, yetki kanunu ile düzenleyici işlem yapmasına izin verilmemiştir. Ortaya çıkan sonuç tam olarak yönetilemeyen bir demokrasidir. Tablo o kadar aşırıya kaçmıştır ki, 12 Martçılar yönetimi bir ölçüde icraat yapabilir hale getirebilmek için Anayasa’da değişiklikler yapmak ve mesela hükümete Kanun Hükmünde Kararname çıkarmak yetkisi tanımak zorunda kalmıştır.

Bu mu özgürlükçü anayasa?

45 bliyaal { 05.19.07 at 23:08 }

Demin televizyonda Fenerbahçe-Galatasaray maçının özet görüntülerini izledim. Fenerbahçeli futbolculara yağmur gibi atılan onca maddeyi gördüm. İşte seçimlerde oy kullanacak olan halk! Bir spor karşılaşmasını bile terör ortamı haline dönüştüren bu insanların, herhangi bir sağlıklı düşünme yetisinden yoksun oldukları ezici bir şekilde aşikardır.

“Halk, halk” diyen idrak-ı bil-idrak yazarlar acaba atılan o maddeler kafalarına isabet etseydi ne düşünürlerdi? Demokrasiyi ya da buna benzer şeyleri savunan kişilerin yanlışı, bu sistemlerin Türkiye’de aynen batıda olduğu gibi işleyeceğini düşünmeleri. Halbuki onların özlemlerine konu olan sistemlerin hepsi endüstrileşmiş ülkelerde uygulanıyor. Türkiye gibi azgelişmiş bir ülkede, gelişmiş ülkelere ait bir sistemin doğru düzgün işleyemeyeceği çok açıktır. Bunun nedenini nasıl gördüğümü açıklayayım:

Türkiye’deki sanayileşmenin biçimi batıdaki gibi bir özellik göstermediğinden ve yapay olduğundan, toplumsal yapının kendisi de gelişmiş bir toplumun özelliklerini göstermekten uzak olmuştur. Belirli bir sanayileşme meydana gelmesine rağmen, Türkiye’deki kırsal yapı ortadan kaldırılamamıştır. Sanayileşmenin kendisi çarpık olduğundan, bunun yarattığı toplum biçimi de çarpık olmuştur. Ortaya çıkan şey, yarı-kalkınmış, kapitalizm öncesi bir köylü toplumudur. Bu yapının kendisi de hem sanayi toplumunun niteliklerini hem de sanayi öncesi köylü toplumunun niteliklerini barındırmaktadır. Ancak bu yapının temelini oluşturan ve onun seyrini belirleyen şey, köylülüğün ya da kırsallığın ta kendisidir. Sanayi toplumunun normları dahi kapitalizm öncesi yapının pratiklerinden hareketle yeniden tanımlanmıştır.

Türkiye’deki kentleşme ve buna bağlı olarak gecekondulaşma süreci, batıda olduğu gibi sanayileşmenin bir sonucu değildir. Bu yüzden, köyden kente göç eden kitleler kentli olamamışlardır. Kentlerin civarına yerleşen bu insanlar, ne sanayi toplumunun değerlerini tam olarak içselleştirmişler ne de bu türden bir değerler sisteminin yaratılmasına katkıda bulunmuşlardır. Yapabildikleri tek şey, kırsal alandan getirdikleri değerleri kentli değerler ile birleştirerek yeniden üretmek olmuştur. Esasında bu yeniden üretilen şey köylülüğün ta kendisidir. Sonuçta bunlar, ne tam manası ile köylülükten kurtulabilmişler ne de kentlileşebilmişlerdir. Hem sanayi toplumunun hem de kırsal olanın değerlerini içinde barındıran, fakat sadece kırsal olanın belirleyici olduğu çarpık bir kültür yaratmışlardır. İşte bu kültür “lümpen kültür”, bu insanlar da “lümpen”dir. Türkiye son 50 yılın sonunda bu hale dönüşmüş bulunuyor. Niye bir türlü modernliğin ya da modern toplumun normlarını bu ülkede uygulanamadığını burada aramak gerekir.

Darbe yaptılar diyerek suçu askerlere atmak, seçkinci bürokratlardan ya da elitlerden bahsetmek, konuyu çok fazla kısırlaştırmak ve görüş açısını daraltmak anlamına geliyor. Şunu görmek gerekiyor: Türk halkı başı her sıkıştığında otoriteye sığınır. En ufak bir olayda “devlet nerede?” der. Doğrudur, Türkiye’deki toplumsal yapı devlet eliyle, yani bürokrasinin güdümlemesi vasıtasıyla oluşmuştur. Bu güdümleme esnasında batıda doğal bir biçimde, yani kendiliğinden gelişmiş olan kurumlar bürokrasi tarafından yaratılmıştır. Hem bu kurumlar hem de toplumsal yapı bu şekilde yapay yoldan oluşturulduğu için, Türk toplumu batının sanayileşmiş toplumları ile kıyaslandığında ciddi bir bilinç eksikliği yaşamaktadır. Toplum hakkı olanı “almaya” değil, bunun kendisine “bahşedilmesine” alışmıştır. Bu nedenle de Türkiye’de insanlar kendilerini hala devletin alanı dahilinde tanımlama ihtiyacını duymaktadırlar.

Demokratik ya da özgürlükçü niteliğe sahip olan kanunlar çıkarmak insanların bu kanunları anlayacakları ve bunlara uyacakları anlamına gelmez. Ancak bu insanların birer birey gibi düşünmelerini sağlayacak olan koşullar o toplumda egemen olduğunda, bu kanunlar da uygulanma imkanına kavuşurlar. Nitekim Tanzimat’tan bu yana olan Batılılaşma hareketleri sadece liberal bir anayasacılıktan ibaret kalmıştır. Bu, temeldeki değişmeyi değil, o değişmenin sonucunu almak kaytarmacılığının bir göstergesidir.

Önerdiğim şey için elbette ki batı ülkelerinde örnek yok, zira bunu bir “geçiş dönemi” için öneriyorum. Böyle bir dönem batıdaki sanayileşmiş ülkelerde, benim bildiğim kadarıyla, yaşanmadı.

Ben en azından ne düşündüğümü açıkça, lafı gevelemeden söylüyorum. Partizan da aynı şekilde davranmış. AKP için dediklerine katılıyorum. AKP tam manasıyla geldiğinde hiçbir şey değişmeyecek. Diğer bir deyişle, “senaryo aynı kalacak, sadece yönetmen değişecek.”

Batı tarzı sistemlerin hayali ile ilgilenmek yerine, Türkiye’nin koşullarını göz önüne alıp gerçekçi olmamız gerekiyor. Eleştiride bulunanların çözüm önerisi nedir? En basitinden, maçlarda karşı takımın kafasına bu insanların taş atmasını nasıl engelleriz? Halkın bilinç seviyesini nasıl yükseltiriz?

46 Suat Öztürk { 05.19.07 at 23:14 }

Yatacam şimdi yatmadan iki yazının linkini vereyim.

İlki Murat Belge:

Nasıl bölünüyoruz?

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=221706&tarih=19/05/2007

< İkincisi Emre Aköz:

"Bunların Niyeti Faşizm”

http://www.sabah.com.tr/2007/05/17/haber,EB0979210D9844AB9BEC6756C2BF847F.html

Bu yazarlar da kesin irticacı herhal :-)

47 bliyaal { 05.19.07 at 23:19 }

Partizan 43 numarada yazınca bir ekleme daha yapayım dedim; 99 seçimlerinde DSP’yi birinci parti yapan halkın üç sene sonra AKP’yi birinci parti yapması, aslında halkın düşünce yapısının çok fazla derin olmadığını, yani açık açık “sığ düşünceli” olduğuna güzel bir örnektir. Hatta daha güzel bir örnek olarak “Jet Fadıl”ı milletvekili yapan Siirt verilebilir. Dolandırıcı Fadıl hapse girince, bu Siirtliler Tayyip Erdoğan’ı başbakan yapmadılar mı? “Al gülüm ver gülüm” kafası değil mi bu? Metin Uca dalga geçiyordu bunlarla “Siirttirin gidin kardeşim!” diyerek.

48 Bulent Murtezaoglu { 05.19.07 at 23:20 }

Suat bey,

Alatli bence benim cahil halimle biraz sezdigim, konulari bilenlari herhalde deli eden bir propagandist pespayelikten sikayet ediyor. Bu sikayet edilecek bir haldir, bahsettigi seyler hakikaten tabu muamelesi goruyor. [Galiba] Dedigi gibi bu laflarin edilebilmesi ve okumus kesimden alici bulmasi da basli basina bir veridir. Yazida hedefi olan insani tanimiyorum, belki kiymetli bir insandir ama cok duyuyoruz Alatli’nin tepki gosterdigi laflari bir merifet degil onlari soylemek herhalde.

Şimdi demokratlar demokrasinin ehven-i şer olduğunu ve alternatifi olmadığını baştan söylüyor, eksikliklerini vs. Hergün konuşuyoruz bunu.

Yoo? Siz oyle konusuyorsunuz, benim baktigim cogu yerde cehalet ve kelle sayma ululaniyor. Ben de fazlasini bilsem ben de deli olurum. Bakin kadin demis ki:

Sayın siyaset doktorunun bu tespitlerinden yola çıkarak, şimdi ben desem ki, “çok zayıf bir hafızaya sahip olması ve askeri darbelerle hesaplaşacak cesaretten” de yoksun olması, “Türk milletinin henüz rüştüne ermiş” olmadığının göstergesidir. Siyasetçilerin ve siyasi partilerin, bu yüzden milleti kandırmayı sürdürdükleri, siyasi partiler ve seçim kanunlarının 2004 yılı itibarıyla geçmemiş, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmamış olmasının tasdikindedir.

2004mus o zaman ve 2007′de hal hala budur. Milletvekili ‘atamalarini’ seyretmek uzereyiz, secim kanunu hala degismis degil (ve delmak icin ne yapacagini sasirdi insanlar), dokunulmazlik filan da kalkmayacak. Pasalar yargilansin denirken siyasetci de meclise gireyim yargilanamayim diyor ve biz buna yeterli tepki gosteremiyoruz. Basbakanimizin selefi dokunulmazligi kil payi kaciran Jet Fadil yahu? Ne desin kadin?

‘Usul yonunden’ degil elestirisi bence, Alatli okuduguna kizmis ve bir resim cekiyor. Ne millette propagandasi yapilan derin demokratik kerameti, ne politikacida bazen iddia edilen fazileti, ne de duzende devrilmeyecek (veya durtulmeyecek) bir ozellik goremiyor. Ben de goremiyorum. Verilmis sadakamiz varmis, sansimiz devam etsin insallah diyorum.

49 Suat Öztürk { 05.19.07 at 23:22 }

Bliyall, sevgili kardeşim,

Demokarsinin sorunlarını biteviye söylüyorsun, bunu reddeden yok. Da çözüm nedir? Buna dair yine yuvarlak laflar, geçiş dönemi falan filan.

Kim geçecek kim geçirecek? Spesifik birşeyler söyle be yaw?

Tamam faşizm olsun, temiz olsun diyorsun kesinlikle katılmıyorum ama hiç olmazsa eli ayağı düzgün liberal(!) bir diktatör önersen ve bu diktatörün ülkenin yönetimini ulusalcı devletçi oligarklardan nasıl alacağını söyleyiversen? :-)

50 Bulent Murtezaoglu { 05.19.07 at 23:37 }

Suat bey,

27 Mayıs Anayasası özgürlükçü falan değildir. 12 Eylül darbecilerinin anayasası ile bazı yönlerden kıyaslayanların laforizmasıdır bu.

Bu dogru degil hatirladigim kadariyla. 70lerden arsiv tarama imkanim yok ama o zaman da ‘bu anayasa bize bol geliyor’ denip durulurdu. O zaman sikayet edilen ozgurlukculugun ’sol’a taninan veya daha dogrusu ’sol’un bir kismini legal olarak ezmeyi engelleyen yapi oldugunu hatirliyorum, ama yine kaynak veremem. (O ‘tehlike’den kurtulduk, simdi o zamanki ‘komunist olmasinlar dindar olsunlar, netekim’ yaklasiminin basarisi ‘tehlike’ oldu. Ona gore de bir ‘care’ vardir herhalde.)

51 Suat Öztürk { 05.19.07 at 23:41 }

Hepsi birbirine bağlı işte Bülent Bey. Ehven-i şer bir sistem  demokrasi. Kokuşmuş bir bürokrasi ve yargı. Siyasi dokunulmazlıkların kalkmasını ben de istiyorum ama anayasa mahkemesinin bile böyle yaptığı bir ülkede oligarşinin savcılarını kim durduracak?

Neresini tutsak elimizde kalıyor işte. O yüzden diyoruz ki spontone bir süreç olmalı bu gidiş halka hata yapma hakkı verilmeli, halk bu olgunluğa kendi çabası ile ulaşmalı.

Bliyall hayal görüyor, söylüyor kendi de yok onun dediği gibi bir örnek dünyada.. Bu bilindiği için demokrasi adına mücadele ediyoruz, demokrasiyi kutsadığımız için değil. başka çare olmadığı için.

52 Bulent Murtezaoglu { 05.19.07 at 23:51 }

Suat bey,

Belge’nin yazisindan alinti yapiyorum:

Niçin Silahlı Kuvvetler gece yarısı e-muhtıra yayımlar ve niçin sayıları milyona varan insanlar mitinglere koşup orada olmayanlara doğru bayrak sallarlar?
AKP adındaki, hükümet olan partinin, var olan yasal çerçeve içinde cumhurbaşkanını seçmesini durdurmak için (bu uğurda, toplumun en üst yargı organı, ‘var olan yasal çerçeve’yi var olmayan bir kuralla değiştirmekten de kaçınmadı).

Iyi de, ne muhtiranin arkasinda ne var tam biliyoruz ne de bayrak sallayanlarin tam ne dusunduklerini. Murat Belge de bilmiyor bunlari bence. Bilmedigimiz seyi bilir gibi yapmayi biraksak, belki CHP ve ‘devlet’ ile hesaplasmaya vesile edilecek seyler cikartmak yerine hakikaten memlekete ne oluyor diye anlayacagiz. Ama ne gerek var? Herkes zaten biliyor ne oldugunu, insanlar bayrak sallamadan da kim olduklari biliniyordu. (Hinzirlik: Belge’nin yazisini Alatli’ninkinden de beter, sifir cozum teklifi!).

Ben simdi Amerika’ya caktirmadan bin turlu hosluk atfetmis Belge’ye bizim Anayasa Mahkemesine yaptigi — hakli — ima uzerinden ABD 2000 secimlerinde oranin mahkemesini oy saymayi durdurup galibi ilan ettigini hatirlatmaz miyim? O capta bir insan, “bu mahkameleri bu pozisyona sokunca boyle seyler oluyor, surada soyle burada boyle” diye anlatacagina hepimizin bildigi seyleri siralayip “Nasıl bir ülke bu?” diye mi bitirmeli yazisini?

53 Suat Öztürk { 05.19.07 at 23:53 }

Bülent Bey,

Bireysel özgürlükler bakımından değil sistemin demokratik işleyişine izin vermeMesi bakımından söyledim ben. İcrayı iş yapamaz hale getiren, cuntacıyı doğal üye yapan bir anayasa “bütüncül anlamda” özgürlükçü olabilir mi?

(”sol” özgürlüğü kısmına katılıyorum)

54 Suat Öztürk { 05.20.07 at 00:00 }

Yapmayın Bülent Bey,

Başabaş giden bir oy sayımındaki katakulli ile bizde oynanan bir mi? İkisi de yanlış ama arada dağlar kadar fark var.

Belge resmi çizmiş ve taa temele, cumhuriyeti sorgulamaya inmiş. Ne oluyoruz diyor ve evet, şikayet ediyor sadece. Bir başka yazısında da çözüm için demokrasi vurgusu yapar sanırım; çözüm önerisinin benim/bizim konuştuğumzdan farklı olacağını sanmıyorum.

Gerçi bayağı da ümitsiz; baksanıza son cümleye: “Nasıl bir ülke bu?

55 Suat Öztürk { 05.20.07 at 00:01 }

Bülent Bey,

Yatmayacak mısınız siz, hanım kızıyor bak? :-))

56 Suat Öztürk { 05.20.07 at 00:03 }

Hayır şundan sordum, onayda ya yorumlar, sabaha kalacak. Ben ‘nota’ yedim kalkıyorum :-)

57 Bulent Murtezaoglu { 05.20.07 at 00:06 }

Suat bey,

Bireysel özgürlükler bakımından değil sistemin demokratik işleyişine izin vermeMesi bakımından söyledim ben. İcrayı iş yapamaz hale getiren, cuntacıyı doğal üye yapan bir anayasa “bütüncül anlamda” özgürlükçü olabilir mi?

Anladim. Ben icrayi yokusa surmeyi kotu birsey olarak gormuyorum, aksine kisitlanmasinin faydali oldugunu dusunuyorum. Bireyi “ozgurlestirme”yi yasama organi da yapar, benim isim onunla — icrayi ozgurlestirmekle o kadar ilgilenmiyorum. Ozellikle baskanlik sistemi konusulurken bunun muhakkak bir caresi bulunmali. (Tabii “kilitlendi, musade etmiyor, tas koyuyor” filan sikayetiyle ayni zamanda “biz acayip iyi isler becerdik” diyen bir hukumetimiz var, ben bu herkesin memnun oldugu becerilen isleri o engel olan dahil sistemin becerdigini de dusunuyorum bazen. Gul’den buyuk bir sikayetim yoktu, ama vetosundan korkulan bir Cumhurbaskani da fena birsey degil. Bizden korkmuyorlar, birbirlerinden korksunlar bari. Tabii ben ne anlarim, o ayri. Hic memnun olmuyorum bu anlamadigim konularda agzimi acinca. Kose yazarlari islerini duzgun yapsalar, hic konusmasak keske.)

58 Bulent Murtezaoglu { 05.20.07 at 00:08 }

Yatmayacak mısınız siz, hanım kızıyor bak? :-))

Siz yatin, benimle gece basedilmez.

59 Suat Öztürk { 05.20.07 at 00:10 }

“Tabii ben ne anlarim, o ayri. Hic memnun olmuyorum bu anlamadigim konularda agzimi acinca.

Gayet güzel anlıyorsunuz, çok yerinde tespitleriniz var. başka açıları görmemi sağlıyorsunuz ben çok yararlanıyorum.

“Siz yatin, benimle gece basedilmez.

:-) Eyvallah. Kahveyi fazla kaçırmayın ama..

İyi geceler.

60 Bulent Murtezaoglu { 05.20.07 at 00:24 }

Suat bey,

Başabaş giden bir oy sayımındaki katakulli ile bizde oynanan bir mi? İkisi de yanlış ama arada dağlar kadar fark var.

Nereden ne acidan baktiginiz bagli. Mahkemeleri o konuma soktugunuzda, boyle seyler yapabiliyorlar. Bizde buyuk ihtimalle kanundan ziyade durumun nereye varacagini da tartmak zorunda kaldilar. ABD’de zaten hakimler itibariyle belki taraftilar, ama olmasalar da o kararin — kanun haricinde — savunmasi var: devam edilse belki bitmeyen bir mucadeleye donecekti is memleket biraz gerilecekti/sasiracakti. Elbette cok fark var aralarinda, ABD’deki karar bizi belki bizim karardan fazla etkiledi! Yari saka o, ama demek istedigim bizdeki duzenin bilinen ozellikleri goz onune alininca davalarin farkli olmasi normal. Mahkemenin kucaginda buldugu sey acisindan ise benzerlik kurulabilir. Bunu soylemek bir kotuluk degildir cunku girilen halin garipligini inkar etmeden, mahkemeyi — ustelik gozde buyutulen bir yerden emsal gostererek — biraz koruyor ve bir ders cikmasi gerektigini soyluyor. Yanlis da degil bu. Yapan yazar oldu mu bilmiyorum tabii, benim de simdi aklima geldi.

61 fatih demir { 05.20.07 at 00:54 }

“Halk, halk” diyen idrak-ı bil-idrak yazarlar acaba atılan o maddeler kafalarına isabet etseydi ne düşünürlerdi? Demokrasiyi ya da buna benzer şeyleri savunan kişilerin yanlışı, bu sistemlerin Türkiye’de aynen batıda olduğu gibi işleyeceğini düşünmeleri.

Bilyaal Bey Turkiyedeki halki Galatasaray seyircisine endeksleyiverdi. Zaten kahvehaneden baska turlu bir destek de gelmezdi. Ispanya icin boga kovalayanlari, Amerika icin nascar izleyicilerini, Hollanda icin marihuana cekip sokaklarda sapitan insanlari ornek vermesini de bekliyorum…

Tum bunlari bekliyorum beklemesine de Allah buyuk… Hemen yardim gonderiyor ne demek istedigimizi anlativeriyor…

Buyrun haberi okuyun…. Hepsi universite ogretim gorevlilerinden olusan bir grup kendine rektor adayi olarak birini seciyor… Teknokratlar Hukumetinin basindaki ensekulerRidvan efendi de tam Bilyaal beyin istedigini yapiyor… Kendi oyunu kendisine verdigini dusundugumuz profosore , yani 1 -yazi ile bir- oy alan kisiyi rektor yapiyor….. Demek ki neymis??? Mesele cahillik su bu meselesi degilmis… Her ne olursa olsun sekuler olan haricindeki hersey KO-TU-DUR… Ha cahil ha profosor, ha akilli ha saf,… Sekuler bir dinazor, sekuler olmayan 15 genc anadolu kaplanindan yegdir…

15 üniversitenin rektör atamalarını gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Kastamonu Üniversitesi’nde çok tartışılacak bir karara imza attı. En fazla oy alan Prof. Dr. Mustafa Safran yerine kendisi dahil 2 oy alan Bahri Gökçebay’ı rektör yaptı. Sezer’in tercihini ideolojik bulan Safran, “Kararı Allah’a havale ediyorum.” dedi.

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=541531

62 metin-thePoor { 05.20.07 at 08:23 }

Burası çok eğlenceli olmuş gene. Benim bir zaman faşizmi problemim var, mazur görülmemi rica ederim beni tanıyan dostlarca.

Bliyaal Bey,

45′te tarafınızdan aktarılan şeyler, bu toplumun röntgeni. Kabul de, çözüm öneriniz trajikomik. Serdar Turgut’un kendini düşürdüğü çukura düşmeyin derim. “Liberal diktatör” ithalatına veya icadına kafa yoracağınıza zihninizi daha makul düşüncelerle meşgul edin bence.

Bülent Bey,

Anayasacılık, bizim demokrasicilik serüvenimizin bir çocukluk hastalığıdır. Anayasalar sihirli değnek sanılmıştır hep. Oysa onlar sadece toplumsal yapının bir “gösterge”dirler. ‘61 Anayasasına gelince; onun özgürlükçülüğü bir şehir efsanesidir. ‘24 Anayasasına bir bakın, bir de ona. ‘80 Anayasası ile karşılaştırmaya hiç lüzum yoktur; çünkü Netekim Efendi’nin anayasası bir anayasa değil, bir aMayasadır zaten; kaşığın ucuyla verir gibi yaptığını kocaman “ama” kepçeleriyle saniyesinde geri alan, anayasa yazma tekniği katledilerek yazılmış; cuntacıların yargılanmasını önleme maddesiyle dünya anayasa literatürüne bir ucube, bir örnekolay olarak geçmiş bir faşizm belgesidir.

‘60 sonrası sosyalist solun gelişiminin ‘60 Anayasasının sözde “özgürlükçü”lüğüne bağlanışı temelden yanlıştır. O dönemin dinamiklerini iyi tahlil etmek lazım.

Ayrıca, Muzmin Bey’in taammüden (bilerek ve isteyerek) “düş”tüğü “hata”ya sizin de sürekli düşmeye meyilli oluşunuza da dikkat çekmek istiyorum bu vesileyle: Köşeyazıları (eski deyimle “fıkra”lar) ve hatta gazete yorum yazıları ile akademik makale ve incelemeleri eş tutuyor ve böylelikle bilerek ve isteyerek bir usul hatası yapıp Murat Belge, Perihan Mağden gibi isimleri belaltından vuruyorsunuz sevgili dostum. Kusuruma bakmayınız ama ben bunu görmezden gelemiyorum. Keşke bu isimler de gönül indirip blog yazsalar da, bir güzel atışsanız, biz de oturup seyretsek! Arkalarından atıp tutuyoruz, bu çok kolay. (Medyadaki tırıvırı hödükleri bunun dışında tuttuğumu elbette tahmin etmeniz zor değil, beni tanıyorsunuz epeydir çünkü.)

Alev Hanım’ın yazısını okumadım, okuyayım, bakalım yine nasıl benzin dökmüş ateşe… Katıksız doğrularla katıksız yanlışları iyiden iyiye yapısallaştrdı bu hanımefendi kendi entelektüel dünyasında, inşallah sonu hayra gider bunun…

63 metin-thePoor { 05.20.07 at 08:36 }

Heh he, okudum şimdi! Tam da tahmin ettiğim gibi tepki vermiş Alev Hanım. O yazısını okurken Muzmin Bey’in gölgesini gördüm arkasında! Bir önceki yorumumun son cümlesini yine doğrulamış Alev Hanım. Yeni bir Nihat Erim Allah Kerim hükümetinde kendisini bakan olarak görmek hiç şaşırtmayacaktır bendenizi. Bu kadar zeka fazla bir insana, yoldan çıkarabiliyor kişiyi.

64 çuvaldız { 05.20.07 at 08:46 }

“Şu “aşağılamak” ile öz eleştiriyi-uyarıyı (biz eleştirenler hedefinde) bırakmak niyetinde olmayanların psikolojisini “iyi niyet gösterisi” olarak yorumlayamayız.”(Z.Ö)
Pekiii..madem siz eleştirenler safındasınız daha önce yazdığınız 4 prof=1 cahil ne demek oluyor,eleştiri mi?O zaman siz 2 kadın=1 erkek şahitliğine de onay verirsiniz?
Hormonlarımız,dolayısı ile eğilimlerimiz ve ilgi alanımız,kas yoğunluğumuz dolayısı ile fiziksel kapasitemiz erkeklerden farklı üstelik bu ispatlı bile dünyada ister bilim alanında ister siyaset alanında tarihe geçen kadın sayısı erkeklerinki ile mukayese bile edilemez.
“Söz konusu o halk ile kültürel konularda hiç diyalog halinde oldunuz mu?”(Z.Ö)
Bu nasıl bir soru?Daha anlaşılır olması için “ben köylüyüm,yani o cahil dediklerinizden biriyim ve kendimi bilirim değil mi?
”O halkı çok iyi tanırım. Kendi cahilliğini kabul edecek kadar asildir.”(Z.Ö)
Cahil,donanımsız ve imkanlarımın sınırlı olduğunu kabul ediyorum ve siz okumuşlara,aydınlara saygı duyuyorum,kendim bir sonuca varmadan siz şanslı ve benden daha akıllı bulduklarımın aklına başvuruyorum ve nihai kararımı sizleri dinledikten sonra veriyorum,size benim yerime karar ver ben=4 prof ederim demiyorum.
Nasıl buldunuz?Sizi sahip olduğunuz düşündüğüm “akıl,bilgi”ile yücelttim ve kendimi sizden aşağıya çektim,asalet bu mu?O halde pek çok kelimenin anlamı sizin için genelin bildiğinden farklı.
Siyaset bilimi,felsefe,fizik kimya bilmeyebilirler ama hayatı zor şartlar altında yaşamayı biliyorlar.Cahilliklerinden dolayı bir kilo bulgura oy satmıyorlar,yaşamaya çalışıyorlar.Karıştırmayın,bazı okumuş aydınlarımız sadece “daha zengin bir hayat için”ruhlarını,ideallerini satıyor.!
” Biz cahalık gardaş, bu işler bize göre deal” diyen o Anadolu köylüsü, bir çeşit itiraf ile, özünde kaderine(!) tepki göstermektedir.”(Z.Ö)
Onun bilmediği bürokrasi,prosedürdür zira bir devlet dairesinin karmaşık işleyişidir tanımladığı..o en çok ona kimin “hizmet” götürdüğüne bakar,daha güzel bir sonuç çıkarım yöntemi biliyor musunuz?
Demirel için pek çok cahil köylünün iyi konuştuğunu duydum,neden dedim çünkü yol,getirdi,elektrik getirdi dediler.Bu mu menfaatçilik ve uyuşturulmuşluk.
Bundan 25-30 sene önce Karadeniz kıyısında bağlı bulunduğu şehre sadece 100 km uzaklıkta olan bir köyde elektrik,telefon yoktu,ama aynı ülkenin büyük şehirlerinde yaşayan insanların evlatları ise yurt dışında eğitimdeydi.Bu uçurumu bu cahil halka hizmet götürmeyip keselerini doldurmayı marifet sayanlar yarattı,bu sömürülenler biraz başlarını kaldırmaya hak talep etmeye başladılar başlarına bir yumruk, bir darbe yediler!!!Sindirildiler.
”Cahili tanımlarken, Anadolu insanının emeğini ve geleceğini sömüren birçok egemen “okumuşları”ı övdüğümüzü mü sanıyorsunuz!”(Z.Ö)
Eee o halde,proflar 4 oy ederken ahlak sınamasını nasıl yapacaksınız?En fakir proflar,orta halliler, zenginler diye mi ayıracaksınız?Sülalesinin geçmişinde bu cahil köylüyü sömüren biri olmuş mu diye bakacaksınız!!!
”Cahilin en tehlikelisi, kendini kurnazlığa vererek, saman altından yürüyenleridir.”(Z.Ö)
Hah ben de tam bunu diyorum,asalak olmasın o aradığınız tanım.Asalaklıklığı tanımlamak için cahil yanlış seçim,zira diplomalı ve diplomasız asalaklar bir kurt gibi her ortamda bulunabilirler.
“Bu tipler, saf (duru anlamında) cahillerin arasında bir kene gibi beslenmektedirler. Aşiret reisleri, tarikat ehli şeklinde kendini kakalayanlar, tefeciler, medyumlar… bunlara örnektir.”(Z.Ö)
Siyasetçiler,bu cahil halkı yönlendirme akıl ve imkanlara sahip aydın asalaklar,sen anlamazsın deyip halkın önünü tıkayan bürokratlar!
”Öte taraftan, okumuşun en tehlikelileri de, torpil, kutsal değerlerin siperinden ve yalakalık aralığından sızarak, bürokrasiye yerleşenlerdir.Bunların dışında bir de faşist yöntemlerle açıktan toplumun sırtına binenleri, bilimi kötüye kullananlar sınıfına koyarız.”(Z.Ö)
“Burada bizim cahillik eleştirimiz, daha önce de bir yerde dediğim gibi, ENGİN EŞEĞE BİNEN ÇOK OLUR öz deyişi tepkisi ve anlamındadır.”(Z.Ö)
Ben daha önce yazdıklarınızdan öyle anlamadım 4 cahil=1 prof eder deyince siz.Peki böyle diyorsunuz da kurnazları da,keneleri de göz önüne alıyorsunuz da nasıl olur da böyle bir eşitlik teklifinde bulunuyorsunuz,nasıl olup da onları sütten çıkmış hak savunucuları olabilecek kadar erdemli kabul ediyorsunuz,bu daha tehlikeli değil mi?
“Siz, farkında olmadan, cahilliği övdüğünüzün ve cahilliği (cahili değil) koruma altına alma isteğinde olduğunuzun farkında mısınız?”(Z.Ö)
Zihni bey buraya kadar anlaşılmamışsam eğer tekrar edeyim;siz o cahil dediğinizi korumak,geliştirmek adına bir grup insanın eline daha çok imkan veriyorsunuz!!!Şimdi ben mi onların cahilliğini koruyorum siz mi onların önlerini kapatıyorsunuz.Dediğiniz yöntem o insanların itici gücü olmaz aksine sınıflar yaratacağından,bıçağı keskinleştiren bileğ taşına döner kapatmaya çalıştığınız uçurum daha çok açılır ki bu yukarda Partizan beyin teklif ettiği diktatörlüğe denktir.
“Siz onlara iyilik yaptığınızı düşünürken, aslında kolay yem olmalarını sağladığınızın farkında mısınız?”(Z.Ö)
Hayır ellerinde kendilerini ifade etme imkanı oldukça onlar yem olmayacaklar.Zira artık sessizlik duvarları içine hapis değiller mukayese edebilecek noktadalar.Yem dediğiniz ideolojik saplantıları olan aydınlar arasında da yok mu?
“Siz, demokraside, Cumhurbaşkanlığı seçimleri kapsamında, “cahilin oyunun bir işe yaramayacağını”, söyleyenlere kızarken, konunun bir şekilde içinde olan DİN motiflerinin kadın-erkek ayırımındaki temel haklar eşitsizliğini sorgulama anlayışınızı ört-bas ettiğinizin farkında mısınız?”(Z.Ö)
Yukarda buna cevap verdim,din böyle demiyor,dini amaçları uğruna araç kılanlar diyor.
Bu arada sizce benim hangi temel hakkım yok ve bunun sebebi cahiller mi?Yoksa bu inanan inamayan bir çeşit erkek egosu mu?Lütfen öce buna bakın,inanan bir insanın değer ve kıymet verdiği şeylerin öncelik sırasında kadın gelir ve o kadının arzuları!!!
”Hani nerdesin çuvaldız kardeş? Çuvaldızı kendine, iğneyi laiklere bir batır hele”(Z.Ö)
Fazla batırmamışımdır umarım,canınızın yanmasını değil aksine sizi uyuşturmayı hedefledim.Sizi de halk olarak gördüğümden uyuşturulmaya müsait oldukları yorumuna istinaden
”Zamanla vurguladığın o “inança saygı” vurgusuyla, nisa 34’ün hak hukuk anlayışını sorgulamak aklına hiç geldi mi kardeş? “
Evet bayım geldi ve geçti bile sırf bu ayetin neden olduğunu anlamak için cinsime ve cahiliye devri kadınlarının yaşamına dair okudum.Şimdi anlayabiliyorum size de tavsiye ederim.Konjoktür denilen kelime size yabancı olmasa gerek,aydınsınız ya malum ;-)
“Hani sorgulamak zorundasın demiyorum. Sadece çuvaldızı kendine batırmak nasıl bir şeydir? Ona dikkat çekiyorum sadece.”(Z.Ö)
Zerafetle bu uyarma işini yapmanıza sevindim ve şaşırdım engin eşeklerden bahsedince malum ben de köylüyüm demiştim ve hatta cahil,düşünemem siz beni yönlendirin emi!
“Sonuç: sorunumuz cahillerle değil, cahillik ve onu bu yoldan sömürenlerledir .”(Z:Ö)
Yöntem ve dillendirme konusunda dikkat etmek gerekiyor ama!Ve bu düzeltme daha uygun cahillikle ilgili bir sorun olduğu kesin anlaşılması gereken ise bunu aptallık olmadığı(saf su benzetmeniz!)
Bilmukabele

65 Çelik Prens ve Yedi Cüceler « jazzetta { 05.20.07 at 09:27 }

[...] Çelik Prens ve Yedi Cüceler Suat Bey dostumun blogunda önemli tartışmalar oluyor. Blyaal Bey, Serdar Turgut acentası olmaya soyunmuş ve Latin Amerika ülkelerinde yaşanmış bir oksimoron vak’asından (liberal düşünür düşünür- faşist cuntacı uygular!)* medet ummanın acınası gülünçlüğüne düşmüş. Bülent Bey’in orada verdiği Alev Alatlı linkine de gitmek lazım. Muzmin Bey’in her yazısı önemlidir ama Perihan Mağden’i eleştirdiği yazıyı da okumalı.** Alev Hanım ile Muzmin Bey’in refleksleri örtüşüyor. Suat Bey’in malikanesinde Bülent Bey’e verdiğim cevapta şöyle dedim: [...]

66 metin-thePoor { 05.20.07 at 10:29 }

Bu 65 şimdi ne oluyor, “ping” mi oluyor Bülent Bey? Biliyorsunuz, bu teknolojinin karacahiliyim ben.

Sonradan yazıyı düzelttim. Mesela İkinci cümle şöyle başlıyor benim orada: “Arkasından dedikodu yapmış gibi olmayalım ama Blyaal Bey bla bla…”

67 metin-thePoor { 05.20.07 at 10:30 }

“İkinci”nin i’si miniskül olacaktı.

68 Bulent Murtezaoglu { 05.20.07 at 10:51 }

Suat bey,

Gayet güzel anlıyorsunuz, çok yerinde tespitleriniz var. başka açıları görmemi sağlıyorsunuz ben çok yararlanıyorum.

Eksik olmayin, kompliman duymak icin etmedigim lafi acmaya vesile edeyim bunu. Ben birseyler gorebiliyorsam, yahut sizin sahip oldugunuz birikime sahip bir insanin birseyler gormesine vesile oluyorsam bu aslinda bu konularda yazan — ve isi bu olan — insanlarin zaafini gosteriyor. Sistemin oyuncularini degil kanuni yapisini sorgulayan, sanki yasamanin ustunde Anayasa Mahkemesi, yurutmenin uzerinde Danistay olmasinin esi benzeri gorulmedik bir baski rejimi oldugunu ima eden yazilar dahi gordum basinda! Akla ziyan bir garabete (onlanlar) bakip toplu cinnet geciriyoruz, agzimizdan cikani kulagimiz duymuyor gibime geliyor bazen bazi yazilanlari okuyunca. Insan arzu ediyor ki boyle olmasin, o tip yazilar alici bulmadiklari icin yazilamasinlar, salim kafayla onumuzdeki duruma bakabilelim.

Partizan bey,

Bakın ben bunu bilmiyordum. Bunlar demokrasi karşıtı , başbakan astırmış insanlar? En özgürlükçü anayasayı hazırlamışlar. Benim bir ezberim daha bozuldu açıkcası. Kimse bunları bize anlatmamıştı.

Bozulmasin ezberiniz henuz. Eger merakliysaniz, bu denenlerin arkasini kim nasil dolduruyor bakmaniz herhalde daha faydali olur. Malesef ben kaynak veremiyorum (bana guvenmeyin zaten bu konularda, teknik adamim ben siyasat bilimci degil). Alatli’nin sordugu ve tabu oldugunu ima ettigi sorulara cevap vermek/aramak hem konular hakkinda hem bu konularda ezberleri besleyenlerin tiyneti hakkinda bilgilendirici olur herhalde.

Metin bey,

Sizin orada birseyler ciziktirdim:
http://jazzetta.wordpress.com/2007/05/20/celik-prens-ve-yedi-cuceler/#comment-10597

69 Suat Öztürk { 05.20.07 at 10:59 }

“Ben birseyler gorebiliyorsam, yahut sizin sahip oldugunuz birikime sahip bir insanin birseyler gormesine vesile oluyorsam ….

Teşekkür ederim de Bülent Bey, yapmayin, ne birikimi Allah aşkına. Kelimenin tam anlamiyla siradan birisiyim. Birsey bildigim de yok aslinda hasbelkader blogcu olduk bir konu aciyoruz, hep birlikte biryerlere cekistiriyoruz.

Keske bizim yaptigimizi yapsalar gercekten isleri bu olanlar, o ayri tabi. Bir yetersizlik oldugu da kesin, kose yazari olma kistasi cok degisiktir bu ulkede. (Yani neye gore olunuyor bilmiyorum ben)

70 çuvaldız { 05.20.07 at 11:13 }

köşe yazarları için ufak bir ekleme;dün akşam bir tv kanalında bir bey (açtığımda başlamıştı ve geç bir saatti sonrasında uyuya kaldığım için kim olduğunu bilmiyorum ama satın almaya talip olan firmanın danışmanlığını yapmış) burada bir gazete almaya talip olan yabancı bir medya şirketinin,yaptırdığı araştırmaya göre adı sanı çok duyulmuş bazı köşe yazarlarının, okunma oranının 0.007 olduğunu söyledi,ve gazete patronlarının neye göre adam seçip para ödediğini anlamadığından dolayı şikayet etti.Bu araştırmanın neden basına yansımadığını merak ettim,bilgisi olan var mı?

71 Bulent Murtezaoglu { 05.20.07 at 11:47 }

Metin bey, yok ‘ping’ degil ‘talkback’ deniyor buna galiba. Yalniz ‘talkback’lerin ayrica gosterilmesinin mumkun olmasi lazim — nasildir bilmiyorum. Teknik direktorlere sorsaniz? Ben hic ilgilenmedim bu islerle.

72 knz { 05.20.07 at 12:32 }

halk hata yapar tabi.

halk, insan topluluğu ilahi bir kavram değil, son derece dünyevi bir kavramdır.

halk ölgun demokrasilerde de, bizim gibi ülklerde de yanlış karar verebilir, toplu hipnoza giebilir, manüple edilebilir.

bu bir realitedir.

fakat buna rağmen demokrasi en ideal yönetim biçimdir.
Başka yolu yoktur.

Fakat demokrasinizi “halk hata yapmaz “varsayımı üzerine kurarsanız,
o demokrasinin ömrü olmaz.

halk hata yapablir ve bir seçim sonra ellerim kırılsaydı oy vermeseydim diye yine sandığa gitme hakkı olmalıdır.

bu hakkkı ahmet, veli nasıl koruycak ?

onun için demorasilerin emniyet subabı olmalıdır ve vardır.

her ülkede vardır. AVUSTURYANIN YUMAŞAK KARNI IRKÇILIK olduğunda,
Avusturya’ da halkın ırkçı parti seçme olasılığı hep vardır ve zaten seçtiler., O zaman emniyet subabı devreye girdi.

Fransada halkın son seçimlerde verdiği oyları eleştirmiyor muyum ben ?
ırak savaşına rağmen ( ingliz askerleri isşkenceye karışmasına rağman)
tony blair hatırı sayılır oy aldı. netice siyasetin sorunları gelişmiş demokraside de var, biz de var. Onun siyaset yozlşama yeridir. syaset didişme yeridir. Siayset yolsuzluk yeridir. Halk siyasetçiyi seçer ama en güvenmediği kurumun başına siyasetçileri yazar. Aynı halktır bu.

üstelik şuanda türkiyede parti içi demokrasi mi var ?

cumhurbaşkanı seçeceksiniz ama seçeceğiniz kişi bülent arıç ve erdoğan pazarlığından çıkacak isim kimse o cumhurbaşkanı olacak.

veya baykal ve sezer pazarlık yapacak seçmen rabot gibi onu kullanacak.

buna mı demokrasi diyorsunuz?

biz daha milletvekilimizi kendimiz seçebiliyor muyuz ?
bir düşünün bakalım.
Bu tartıştığımız konu; “ayranı yok içmeye …. atasözü gibi oluyor.

siyaseti çankaya taşımaya fena halde karşıyım ben. ingiltere bunu hanedanı koruyarak yapıyor. Bu parlemento( muhalefeti ile birlikte) bir türkiyeyi temsil edecek, bütün halkın gözlerini parlatacak bir aday göstermediler ya. ,yazık.

73 Düşünceler.. » Oligarklar kaybedecek; tarafınızı seçin. { 05.20.07 at 13:42 }

[...] Bir önceki başlıkta hayli ilginç tartışmalar yaptık. Demokrasinin zaaflarından dem vuran arkadaşlar son derece arkaik argümanlarla  halkı ve yaptığı tercihleri eleştirdiler. [...]

74 Bulent Murtezaoglu { 05.20.07 at 15:14 }

Metin bey,

Anayasacılık, bizim demokrasicilik serüvenimizin bir çocukluk hastalığıdır. Anayasalar sihirli değnek sanılmıştır hep.

Oyle oluyor, baska acidan bakayim: gunluk hayatta adalet mekanizmasina pek guvenmeyen, kanuna filan cok saygili olmayan (insanla is bitiririz biz, sIkIsInca) bizlerin ta yukarida bu derece kanun tutkulusu olmamiz da makul gozukmuyor bana.

Oysa onlar sadece toplumsal yapının bir “gösterge”dirler.

Belli bir kesimin ne ruzgar aldiginin, belki.

‘61 Anayasasına gelince; onun özgürlükçülüğü bir şehir efsanesidir.

Bu iddia bana ait degil, Alatli oyle demis. Benim bulastigim yer Turkone’nin dedigindeki ‘yurutme’nin ozgurlugunu, ‘birey’in ozgurlugune baglama olarak okunabilecegini dusundugum yaklasim. Bir centik ileri gidip, kapuse gidemeyen basortulu yerine koske cikamayan basortulu icin kopartilan kiyamete baglamak da aklima gelmisti ama o kadar hinzirlik etmeyeyim dedim dun gece. Onun yerine simdi hem hinzirlik hem ‘desem ki’ havasinda Alatli taklidi yapiyorum tabii, hani farketmeyen varsa ben soyleyim.

Bu iste biraz carpilma oluyor (carpitma degil), bireyin rahat birakilmasindan ziyade ’siz anlarsiniz maksadimi’ havasina giren yurutmeye talip kisilerin rahat birakilmasi uzerinden konusuyoruz gibime gelliyor. Isin icine ‘liberaliz’ diyenler yurutmeye talip olanlarin safindan mudahil olunca, o fikriyatin bireycilik tarafinin agir bastigini dusunen bendeniz biraz sasiriyorum dengelerin biz